Ankara Cinayeti
Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

Ankara Cinayeti -İhsan Tombuş -Bilgi Yayımevi Ekim 2003 ilk basım   Arka kapakta da belirtildiği gibi gerçek bir olaydan yola çıkan kitap, genel olarak belge niteliği taşıyor. Konunun hassasiyeti dikkate alındığında, yazarın kendi yorumlarını dile getirmekten özenle kaçınması aslında oldukça anlaşılabilir.   Olay kısaca şöyle; 16 Ekim 1945 tarihinde Dr Neşet bey muayenehanesinde görünüşte hastası olan bir genç tarafından yedi kurşunla vurulup öldürülür. Sıradan bir cinayet davasından farklı olan bir çok detay ve şüphe olması, kitabı ilginç ve okunabilir kılmaktadır.   Şaşırtıcı olan detaylar ve çözümsüz kalan hususlar:   Olayı gerçekte işlemediği sonunda açığa çıkan Reşit Mercan, cinayeti kendisinin işlediğini ileri sürer ve ertesi günü teslim olur. İlk mahkemenin ilerleyen safhalarında ise fikir değiştirir ve masum olduğunu iddia eder. Bu cinayeti arkadaşı Haşmete minnet borcu olduğu için ve onun ısrarı ile üstlendiğini, gerçek katilin kim olduğunu ve cinayet sebebinin ne olduğunu bilmediğini bütün celseler boyunca ısrarla ileri sürer. Bu dava Ankara ve Bolu’da üç yıla yakın sürmüş; üç defa Yargıtay Birinci Ceza Dairesinde, iki defa da Yargıtay Ceza Dairesi genel kurulunda karara bağlanmıştır. Mahkemeler süresince üç ayrı karar verilmiştir. Sonunda cinayeti işlediğine karar kılınan Haşmet Orbay, zamanın genel kurmay Başkanının oğlu, Reşit ve kitabın yazarı İhsan Tombuş’un Robert Kolejden samimi…

Kuantum Denemeler
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

Kuantum Hakkında Denemeler 1. Temelde kuantum denen şey aynı anda hem dalga hem parçacıktır. 2. Fakat ölçmeye veya gözlemlemeye kalkarsanız ya dalgayı ya da parçacığı bulursunuz. İkisi aynı anda saptanamazlar! 3. Dalga ve parçacığı aynı anda net bir şekilde saptayamama durumu, Heisenberg’in ünlü belirsizlik İlkesinin özüdür. Bu olgu, tıpkı koca bir kazan çorba içindeki şeyler gibi, hiçbir şeyin sabit ve tam ölçülemediği, belirsiz sanki hayaletvari, kolay kolay anlaşılamayacak olma olgusunu Newtoncu determinizmdeki her şeyin sabit, belirli ve ölçülebilir olma olgusunun yerine koymuştur. 4. Bu durumda ya elektron parçacık konumundaysa onun kesin durumunu, ya da dalga konumundaysa momentumunu (hızını) ölçebiliriz. Gerçeklikle ilgili her şey bir olasılıktır ve öyle kalmaya da mahkumdur. Örnek: Dalgınlık anlarımızda birbirine bağlı birçok his bazen görüntü oluşur, bunların ayırımına varamayız, öylesine geçerler. Gözümüz dalmıştır sanki. Bir düşünceye odaklandığımızda ise yalnızca o düşünce oluruz. Bir yandan düşünüp bir yandan dalmamız mümkün değildir. Düşünmeye başladığımız anda dalga hareketi çöküşe uğrar. 5. Elektronların çoğu ve atomaltı varlıklar ne tam anlamıyla parçacık, ne de dalgadırlar. Onlara daha muğlak bir karışımla “dalga paketi” diyebiliriz. 6. “Tamamlayıcılık Prensibi“, varlığın iki türlü tanımı da birbirini tamamlar ve “tek bir paketten” çıkmış olur. Temel varlığın şu ya da bu şekilde görülmesi koşulların tümüne bağlıdır. (Herhangi…

Büyücünün Yolu
Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

DEEPAK CHOPRA – Büyücünün Yolu -Birinci ders-   Büyücüler, Gören’lerdir. Neyi görürler? Onlar gerçeği birçok parçalar halinde değil, bir bütün olarak görürler. Tüm evreni içinde bulacağın gün gelecek ve böylece büyücü olacaksın. Büyücü dünyada yaşamaz, dünya büyücünün içinde yaşar. (BY26) Zıtlıkların oyunu -zevk ve acı, zengin ve fakir, iyi ve kötü- sadece büyücünün bakış açısıyla görmeye başlayıncaya dek gerçek gibi görünür. Ama yine de günlük yaşam sahnesinin sıradan insanlar için çok gerçek olduğunu inkar etmez büyücü. Yalnızca duyularınıza, gördüklerinize ve hissettiklerinize inanırsanız, dışardaki yaşam oyunu da gerçek yaşamdır. (DJ da savaşçı/büyücü olmak için ilk şartın; kendini önemsemeyi bırakmak olduğunu söyler, şimdi Merlin’in ifadesiyle bunu karşılaştırın) “Neyi gördüğün üzerine düşünerek zaman harcama, niye gördüğünü düşün.” (Kant’ın insan yapısına dair şaşkınlığının göstergesi neydi? Derslerinde başarılı olamayan çocuğu alıp psikoloğa götüren ama bu arada çocuğa kızmaktan kendini alamayan ebeveynlerin durumu!) Böylece ilk ders şuna gelir: Sınırsız benliğini görmek için sınırlı benliğinin ötesine bak. Ölümlülük maskesini atıp büyücüyü bul! O, içinizden başka bir yerde değildir; ancak göreceklerinizi tam zamanında görürsünüz, adım adım. Görmezden önce, hayatta, yaşadığınızdan daha fazla bir şeyler olduğuna dair bir his gelir. (BY28) (Bir kitap okudum hayatım değişti fenomeni!) İlk ders büyücüyü bulmak ve onun, zihin ya da duygular tarafından adapte…

Sokrat’ın Phaidros ile söyleşisi
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

       Hayır, insanın bir aşıkı oldu mu, bu sapıtmıştır ötekinin aklı başındadır diye, aşksız bir adamı aşıka üstün tutmamalıdır. Sapıtmanın kötülük olduğu açık açık bilinseydi böyle konuşmaya hak verilirdi; Halbuki en büyük iyilikler bize muhakkak bir tanrı vergisi olan sapıtmanın aracılığıyla gelir. Delphosi’nin kadın bilicisi, Dodone’nin kendi kadın rahipleri, Hellas’ı devlet işlerinde olsun, halkın özel işlerinde olsun bir çok önemli hizmetleri sapıtma halinde- iken gördüler; Akılları başlarında olduğu zaman ya pek az şey yapabiliyorlardı, yahut hiç bir şey.  Tanrı vergisi bir seziş sayesinde Sybilla ve daha nice kimseler birçok insanlara birçok defalar gelecekte tutacakları doğru yolu önceden göstermişlerdir. Bunları sözünü etmek herkesin bildiği şeyler üzerinde oyalanmak olur. Fakat şu nokta gerçekten dikkate alınmaya değer; Kelimeleri yaratmış olan eskiler Mania’yı (Karşılığı sapıtma olan kelime ya da aşk) çirkin ve ayıp bir şey anlamında kullanmadılar. Böyle olsaydı sanatların en güzeline geleceği öğreten sanata, o kelime ile ilgili olarak Manike derler miydi? Ona bu adı verdiler, çünkü Manianın bir Tanrı vergisi olarak, gerçekten güzel bir şey olduğunu kabul ediyorlardı. Şimdikiler bu kelimelerin içine bir t sokuşturarak, Mantike ( bilicilik bilimi, tanrılar bilimi anlamında da- kullanılırdı) sözünü vücuda getirdiler.   Kendinden geçmenin ve sapıtmanın Musa’lardan gelen bir üçüncü çeşidi vardı. Bu, ince ve temiz…

İnsan Bilinci Projesi

Don Beck ve Christopher Cowan’ın  Spiral Dinamik adını verdikleri bir yaklaşımda, insanın gelişmesinin sekiz genel evreden geçtiğini kabul eder, bunlara mimler de denilmektedir. Spiral Dinamik için basitçe mim, herhangi bir harekette açıklanabilen temel bir gelişim evresidir. Beck ve Cowan, mimlerin (evrelerin) katı düzeyler olmadığını, sonuçta bir ağ örgüsünü ya da göz önüne serilen bilincin dinamik spiralini oluşturan, üst üste binen ve birbirine karışarak akan dalgalar olduğunu onaylar. Spiral simetrik değildir, saf tiplerden çok eklenen birçok karışımla düzensizdir. Bunlar birer mozaik, ağ gözü ve karışımdır. İlk altı düzey, birinci düşünce katı ile gösterilen geçinme düzeyleridir. Sonra bilinçte devrim niteliğinde bir değişim oluşur; belli başlı iki dalganın bulunduğu var olma düzeylerinin ve ikinci düşünce katının ortaya çıkmasıdır bu. İşte, sekiz dalganın hepsinin, her dalgadaki dünya nüfusunun yüzdesi, her dalgadaki toplumsal güç yüzdesinin kısa bir tanıtımı: 1. Bej: Arkaik-İçgüdüsel : Temel hayatta kalma düzeyi; yiyecek, su, sıcaklık, seks ve güvence önceliklidir. Hayatta kalmak için alışkanlıklardan ve içgüdülerden yararlanılır. Nerede görülür: İlk insan toplulukları, yeni doğmuş bebekler, yaşlılar, geç evredeki Alzheimer kurbanları, sokaktaki akı hastaları, açlık çeken kitleler, savaştan ileri gelen ruhsal çöküntü içinde olanlar. Yetişkin nüfusun yaklaşık % 0.1 i, gücun % 0’ı. 2. Mor: Sihirli-Animistik : Düşünme animistiktir; iyi ya da kötü…

Yaratıcı Sıçramalar
Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

Reklam/yaratıcılık konusunda kısa anekdotlar:   Bir metin ormanı bu. “Sembol, sembol, her yerde semboller var, manzarayı kapatıyorlar, aklımı çiziyorlar”. Günde 24 saat, haftada yedi gün karmaşa var. Dünya servetinin üçte birinden fazlasının-markalar halinde- insanların akıllarında bulunduğunu biliyor muydunuz?! Şirketlerin geleneksel işletme değeri, milyonlarca müşterilerinin algılamalarına göre cüzi kalıyor. (örneğin; Ford, jaguar markasını satın aldığında tahmini fiziksel  varlıkları toplam değerinin sadece %16 sı idi). Reklamcılıkla ilgili belki de en çok alıntılanan ama en az gözlemlenen gerçek, günbegün herbirimizin 1600 ila 3000 arası reklam ve ticari mesajajın talihsiz hedefi oluşumuzdur. Dünyadaki basılı bilgi miktarının her dört yılda bir katlandığı, yakında bunun iki yıla düşeceği belirtiliyor. Bize vadedilen kağıtsız topluma ne oldu? Araştırmacılara göre e-postanın kendisi, kağıt tüketimini yaklışık %40 arttırdı. Google dünyada en sevilen medya şirketi, beş yıl önce yoktular ama bugün yılda elli milyar talebi işleme alıyorlar. Böylesi hızla değişen bir ortamda pazarlamanın, ölü ilan edilmesi pek garip değil. Pazarlamanın özellikle de büyük şirketlerde uygulandığı haliyle öldüğü doğruysa cinayet silahı muhtemelen aşırı veri yüklemesiydi. Müşteriler öyle ya da böyle ajanslarının yaptığı büyüye inançlarını yitirdiler. Onun yerine sahte tanrılara-stratejik danışmanar, koçlar, araştırmacılar , gelecek tahmincileri- yöneldiler. John Keats “çok fazla bilim, bir meleğin kanatlarını kırpacak, gökkuşağını sökecektir” diyor. “Araştır ve yoket”! Reklam…

Bilinç, Niyetlilik ve Arka plan

Arka plan tezi basitçe şöyledir: Anlamlar anlayışlar, yorumlar, inançlar, istekler ve deneyimler gibi niyetli fenomenler sadece kendiliklerinde niyetli olmayan bir Arka plan yetileri kümesi içinde işlerler. Bu nedenle, ortada farklı Arka plan yetileri bulunduğunda, aynı niyetli durum farklı karşılama şartlarını belirleyebilir. Ve eğer uygun bir arka plan ile bağıntılı olarak uygulanmaz ise, niyetli bir durum hiçbir karşılama şartını belirlemiyecektir. Bir inanca veya isteğe sahip olmam için, diğer inançların ve isteklerin tüm bir Ağ Bağlantısına sahip olmam gerekir. Dahası Ağ Bağlantısının tümünün bir Arka plana ihtiyacı vardır. Çünkü Ağ Bağlantısının öğeleri kendi kendilerini yorumlayamaz veya kendi kendilerini uygulayamaz. Bu Arka plan (ve Ağ Bağlantısı) tezi çok sağlam bir iddia oluşturur. Bu tez en azından şunları içerir: 1. Niyetli durumlar kendi başlarına işlemezler. Tek başlarına karşılama şartlarını belirlemezler. 2. Her bir niyetli durumun işlemesi için diğer niyetli durumları içeren bir ağ bağlantısıa ihtiyacı vardır. Karşılama şartları ancak bu Ağ Bağlantısısına bağlı olarak belirlenir. 3. Hatta Ağ Bağlantısı da yeterli değildir. Bu Ağ Bağlantısı ancak bir Arkaplan yetileri kümesiyle bağıntılı olarak işler. 4. Bu yetiler daha fazla niyetli durumlar veya belirli bir niyet durumun içeriğinin bir parçası değildirler ve bu şekilde değerlendirilemezler. 5. Aynı niyetli içerik, farklı Arka planlarla bağıntılı ve kendisinin hiç…

xasiork Fantastik öykü kulubü
Basında , Kitap Özetleri / 01 Kasım 2008

Hürriyet gazetesi – 14.06.2003 Fantastik öykü kulübü Şermin SARIBAŞ Xasiork bir bilimkurgu ve fantezi öykü kulübü. Yurtdışında Arthur C. Clark, Asimov gibi ünlü yazarlar adına kurulan öykü kulüplerine benziyor. Fikir sahibi Orkun Uçar’a esin veren Jules Verne ve H.G.Wells’in bugün klasikleşen eserlerini ilk kez üyelerle paylaştığı edebiyat kulüpleri. Uçar önce internette bir öykü sitesi açtı. İsteyen herkesin bilimkurgu ve fantezi öykülerini yayımlamaya başladı. Ardından kulübü bir yayınevi haline dönüştürdü. Ölümsüz Öyküler Kulübü Xasiork bugüne dek beş kitap yayımladı. Xasiork nasıl okunur diye sorarsanız, yardımcı olalım: ‘‘İksasiork.’’ Ne demek mi? Cevabı yazıda… Yayınladıkları bazı kitaplara ‘‘Nitumur in vetito’’ notunu yazıyorlar. Yasaklanmış olana erişmektir amacımız, anlamını taşıyor. Nietzsche’nin ‘‘İyiliğin ve Kötülüğün Ötesinde’’ adlı kitabında geçiyor. Xasiork’un içindeki asi yapıyı iyi anlattığını düşündükleri için bunu kullanıyorlar. Yaş sınırı olmaksızın, bilimkurgu, korku, fantastik, polisiye konularında iyi yazan herkesin öyküsünü yayınlıyorlar. En küçük öykü yazarları 14 yaşında. Çoğunluğunu öğrenciler oluşturuyor, ama çocuklu ev kadınlarından tiyatroculara kadar geniş yelpazeleri var. Orkun Uçar, Peter Straub’un ‘‘Gece’’ romanını okuduğunda, yaşlı adamların toplanıp birbirlerine öykü anlattığı bir kulüple karşılaşmış. Daha sonra bu tür bir kulüpten bahsedildiğini, Stephen King’in ‘‘Kuşku Mevsimi’’ romanında da okuyunca kendisinin de buna benzer bir öykü kulübü kurabileceğini düşünmüş. Hele hele Frankenstein’ın yaratıldığı gecenin de hikayesini…