Guru-chela (usta-çırak) ilişkisi

Guru-chela (usta-çırak) ilişkisi: bilgin Swami Kaivalyananda, bana gurunun “kendin” oldugunu söylemişti . Bu açıdan bakıldıgında gerçek guru insanın yüksek özüdür; dışsal olarak guru diye adlandırdıgı ise kendi gelişmiş evrimi sayesinde nitelik kazanan ve çıragın bir üst kimligiyle işbirligi içindeki bir ayna vazifesi gören kişidir. Bu bilinçli üst kimlik ile bilinçsiz alt kimlik kavramı n eredeyse bütün kültürlerin ve dinlerin temelinde ve geleneklerinde yer aldıgı halde bilimin, materyalist dünyanın ya da mekanik kimliğin ötesine bakmadıgı modern Batı’da karşıiaşılması zor bir kavramdır. Üstelik Batı’da köktendinci gruplar insanın bilinçli kimligini tamamen reddederek insan ruhuna hata ve günahı yükler. Aktif niyet olarak tanımlayabilecegimiz üst kimlik, zihnin ve maddenin temel kaynagıdır. Fiziksel olarak adlandırılan dünyalarda bulunan her bir atom ve molekül zerresinin özü düşünce gücünün vasıtasıyla bir düzen içinde yer almaktadır. Her türlü oluşumda yaratıcı güç üst kimliktir. Yaşayan her türlü dünyevi düzende kontrol edici unsur zihindir. Bütün yaratıcılık, neden-sonuç ilişkisi , kültür ve değişim kaynaktan yüzeye sıçrar. iyileşme içeriden dışarıya doğru gerçekleşir. Şitacılar ve yardımcılar, zorlayanlar ve içerlerde bir yerlerde bir şeyleri hareket ettirebilenlerdir. Bu insanlar yardım, ümit, anlayış ve destek sağlayabilirler. Ancak tüm bunları yaparken karşılarındaki insanın yaratıcı niyetini de kesinlikle ihmal etmezler. Yaratıcı dönüşümün doğal sürecini bilerek ve göz önünde bulundurarak çalışırlar. Her…

Zihnin tümü bedende değildir

Yerli halk için köylü bir kahinin söylemiş oldugu şu söz anayasadır: “Eğer kim çarpışma ve rekabet ile karşı karşıya kalırsa, en uzun agacı bulup hemen tepesine kadar tırmansın.” Kaçmak mı? Eger düz anlamında algılayacak olursak, sözün demek istedigi anlam “Dövüş ya da sıvış” olacaktır. Ancak insan yine de ” agacın tepesine çıkarak” bakış açısını olabilecegi en üst noktaya getirip, karşısındakinin kötü durumuna yukarıdan farklı bir bakış açısıyla bakabilir. İnsan kendine bile bu şekilde yukarıdan bakabilir; yukarıdan ve uzaktan . . . Böyle b i r üstünlük noktasını geliştirmek insana davranışsal degerler katacaktır, çünkü bu şekilde insan artık bağlantılı ve göreceli durumların farkına varabilir ve istediği gibi düzenlemeler yapabilir. Böyle bir üstünlük noktasını korumak da sezgi yetisini geliştirir, çünkü artık insan olacakları önceden görmeye başlamıştır. Beden yerdedir, ama zihin ve ağaç da yerdedir. Zihnin tümü bedende değildir. Daha üstün bir nokta vardır ve bu nok· ta sayesinde daha geniş bir manzara görünür. Olay sadece beden için daha geniş bir manzarayı bilinir hale getirmektedir. * Kuvvet nazik bir şeydir; estetiktir,sanattır. Niyet ve yetenek gerektirir. Şiddetle ve rekabetle alakası yoktur. Swami Rama *

Ruhsal Dünyaya Uyanış-Sandra İngerman (1)

Hank wesselman, Afrikalı kabilelerle yaptigi uzun sureli antropolojik çalışmalardan sonra bu yazidaki sonuca varmış.. Ruhsal Dünyaya Uyanış kitabından alıntılar: Şamanlığı uygulamakla bir şaman “haline gelmek” arasında fark vardır. Kişisel gelişim ve şifa için şamanlıgı her yönüyle hayatımiza tasiyabiliriz ama bu durum illa ki şaman oldugumuz anlamına gelmez. Şaman olmak kafaya takılacak bir şey olmamalıdır. Bilfiil geleneksel bir şaman olmadan da bu kadim sanatı günlük hayatımızda pratik sonuçlar almak icin, vizyoner amaçlar icin kullanabiliriz. İşte bu sebeple urban şaman kavramı dünyada hızla yer bulmaktadır. Sana muazzam bir mutluluk ve sevgi veriyorum. Buraya gelen ya da geçen herkes mutluluk, bolluk, bereket ve esenlikle kutsansın.

Sesler-Ursula Le Guin
esinti , Kitap Özetleri / 22 Mart 2017

“Gücümüzü paylaşmış olsaydık daha iyi olabilirdi. Ama sanırım buna gücümüz yoktu.” “Biz doğru cevaplar aramayız. Bizim aradığımız sürüden çıkmış koyundur, yani doğru olan sorudur. Cevap bu koyunu kuyruğu gibi takip eder” * Bizi azat eden minik kitaba baktım. denios’un sözleri geldi aklıma ve yüksek sesle söyledim: “her yaprakta bir tanrı vardır; kutsal olanı açık avucunda tutabilirsin.” bir süre sonra ekledim: “hiç iblis yok.” “yok,” dedi seferbeyi. “sadece biz varız. iblislerin işini biz yapıyoruz.” * Kehanetin neden açıkça konuşamadığını, karmaşık hayaller ve anlaşılmaz sözler yerine neden doğrudan cevap vermediğini merak ettim. Sonra yıldızlara bakınca sebebi anladım. Kehanet emir vermiyordu, tam tersine; düşünmeye davet ediyordu. Gizeme düşünce katmamızı talep ediyordu. Sonuç çok tatmin edici olmayabilirdi ama muhtemelen yapabileceğimizin en iyisi buydu. * Tanrılar şairleri, onlar da tanrıların itaat ettiği kanunlara itaat ettikleri için severler.

Üç Cisim Problemi
Kitap Özetleri / 09 Mart 2017

Üç Cisim Problemi, insanın doğasından insanlığın geleceğine, bilimin konu edindiği en son teorilerden çeşitli felsefi tartışmalara pek çok konuyu masaya yatırırken, bazen politik kurgu, bazen polisiye ve bazen de katı bilimkurgu sularında yüzüyor. Bunların hepsini akıcılığından hiçbir şey kaybetmeden başarıyla harmanlıyor. Bunun için yazarın kendisi kadar çevirmeni Zeynep Özmeral’ı da tebrik etmek gerek. Ben, kitabın İngilizce çevirisinden Türkçeye çevirileceğini düşünüyordum ama doğrudan Çince gibi çok zor bir dilden anlaşılır, akıcı ve kaliteli bir tercüme gerçekleştirmiş. Hikayemiz Çin’de 1966-1976 arasında yaşanan Kültür Devrimi sırasında başlıyor. İdeolojik körlük çığrından çıkmış, Kızıl Muhafızlar adlı gençlik grupları polisin ve ordunun hiçbir müdahalesi olmadan şiddet eylemleri düzenler olmuştur. Bilime karşı büyük tepki duymaktadırlar ve kendi ideolojileriyle bağdaşmadığına inandıkları teorileri reddetmekte, bu teorileri öğreten bilim insanlarını öldürmektedirler. Hikayenin başında Ye Wenjie’nin babasını bu şekilde kaybetmesi, hikayenin kalanına büyük etki edecektir. Wenjie, sonraki yıllarda ordu içinde görev alacak ve en sonunda kendisini çok gizli bir araştırma programının içinde bulacaktır. Gerek başını ABD’nin çektiği Batı Bloku, gerekse Çin’in o dönemlerde yollarını ayırdığı Doğu Bloku’na karşı rekabet etmek için Çin yönetimi bilimsel bir sıçrama gerçekleştirmek istemektedir. En umut vadeden alan olarak dünya dışı yaşam araştırmaları belirlenir. İşte Wenjie, teknik bilgisinden dolayı bu projeye dahil olur. (Okan Akıncı’dan alıntı) Maddenin…

Kol Boyu Almak

Siz, biz, hepimiz “kol boyu” terimini okul yıllarından hatırlarız ama eminim hiçbiriniz  Sibel Atasoy kadar bu konuyu rahat, güzel ve anlaşılır bir anlatımla anlatmamış ve hele hele hiç böyle bağlantı kurulduğunu duymamışsınızdır. ———————————- “Peki o söylediğin “kol boyu” neydi teyzeciğim?” “Sizin okullarda jimnastik dersi yok muydu? Nasıl sokuyordu hocalarnız sizi hizaya?” “Evet, kol boyu alırdık doğru da, ben ilişkiyi anlayamadım.” “Anlarsın anlarsın. Şimdi anlayacaksın. Düşün bakalım, ne işe yarar kol boyu?” “Hımm… Belirli bir mesafe aralığı bırakmaya yarar sanırım” doğru mu gibisine önce dayısına sonra kadına baktı. “Hah! Bak nasıl bildin işte … Yanındakine o mesafeden fazla yaklaşamazsın ama uzaklaşamazsın da, değil mi?” Arada hocanız bunu tekrarlatır, uzaklaşan varsa ya da yakınlaşan yeniden aynı mesafeyi tutturur. İşte, aşık ama engelli bir adam yakaladı mı kadınlar, onu daima kol boyunda tutarlar. Ondan akan beğeniyi, takdiri ve seninki gibi aşık şehla bakışları hep alacak kadar yakın fakat ancak parmağının ucunu dokunacak kadar uzak. Kadın evleneceği erkeği bulduktan sonra bile kol boyundakileri saklamaya devam eder, bir ömür sürse bile. Artık adamların mecali ne kadarsa! Onlar kadının görevlerini eksiksiz yapabilmelerinin enerji kaynağıdır. Kol boyunda hiç adamı olmayan kadın, tez çöker.” “Yani Meltem’in bana ihtiyacı var?” “Hah şunu bileydin” kıkır kıkır beş yaşında bir çocuk…

Zeki Bedenimiz
Kitap Özetleri , Urban Shaman / 06 Şubat 2017

Bütün bunların geldiği nokta, beden/zihnimizin (zeki beden) bize söylediği şeyi DİNLEMEK ve ne olursa olsun onun talimatlarına uymak. Zeki beden sonsuz zamana bağlıdır. Onun mesajları şimdiki zamanda, ŞİMDİ alınır. Her bir beden-zihin tüm resim-bilmecenin gerekli bir parçasidır. Bu bilgelikten gelen mesajlar uyarinca verilen kararlar daima yaşamı destekleyici ve mükemmel olur. Entelektimiz bizi bunun tersine ikna etmeye çalışsa da bu böyledir. Beden zihnin mesajları baskalarini incitebilecegı kaygısıyla dikkate alınmazsa hepimizin özünde aksama ve uyumsuzluk yaratır. Entellektin işi beden/zihinle alınan yoğun bilgiyi tasnif edip düzene sokmaktır. Bilgiyi anlamadıgında bu bazen karışıklığa sebep olabilir. Entellect bu bilgi tarafından boğulabilir, bu bir fili bir ağacın budak deliginden gecirmeye çalışmaya benzer. Bu durumda entelekti gevşetmeyi ögrenmistik; dinlenirdik, meditasyon yapardık. Hatırlardık, eğlenirdik. Özellikle OYUN oynamanın entelekti gevşettigini keşfetmiştik. Bir oyun molasından sonra çok daha üretken olurduk. Eğlenmedigimizde Beden/zihin ile bağlantımiz kopardı ki bu yorgunluk can sıkıntısı, hoşnutsuzluk, öfke ve depresyon yaratırdı. İşimizin sevdiğimiz yanını buldugumuzda eğlence ve oyuna dönüşurdü Neşe ve heyecan, yaratıcılik ve mucizeler yaratır. Bir insanın özgün Beden/zihin bilgeliği onun için nihai otoritedir. Doğadaki her şey, hem kendilikleri hem de ortak melodinin birleşikliği içinde birer mucizeler. Bunu hayatımızın belli anlarında fark ederiz sonra dalıp unuturuz. En geç fark edileni de muhtemelen insan mucizesidir; bedenleri,…

Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer

Alejandro’nun ikinci kitabına geçtim (destekleyen arkadaşlar sağolsun), ilk sayfadaki söylemler iştah açıcı ama paylaşmak için vakit ayıramıyorum, lütfen bağışlayın. ha zaten ho’oponopono tüm sözlerim için. Saçmaladığımı ve dönek olduğumu peşinen kabul ediyorum. İşte bi parmak bal çalayım ağzınıza yine de: “Işık duvarını aşınca, uzun sakallı sarı tenli, hahamlar gibi giyinmiş bir adam bu öksüz çocukla birlikte havada süzülmeye başladı. Çok şanslısın genç adam, benim başıma gelenler sana olmayacak. Ara dünyayı keşfettiğimde bana yol gösteren olmadı. Ormanda terk edilmiş bedenimi ayılar yedi. İnsanların dünyasına dönmem mümkün olamadı. Yaratılışın on düzeyinde hiçbirinde duramadan, başıboş süzülmeye mahkum oldum. Ruhuna süzülmemeizin verirsen seninle birlikte dönebilirim. Ve teşekkür olarak -tevrat ve talmutu ezbere bilirim- sana eşlik ederim. Ne dersin?” Eğer tanrı burada değilse hiçbir yerde olamaz; bu an mükemmelliğin ta kendisi. Kitap, Jodorowsky’nın anne ve babasının üç kuşak öncesinden alıp fantastik bir anlatımla çağlayarak akıyor. küçük bir pasaj daha: Bu iki yaşlı kadın, bir elmanın ortasındaki aydınlık kurtlar, şahit eksikliğinden tekrarlanamayacak bir sanat yapıyorlardı. Bu müzik bir ulusaal mirastı ve tüm Şilililer duymalıydı. Fark ettirmeden çantasından karalanmış bir kağıt çıkardı, müziği ve gündelik gürültüler üstüne altın bir iplik gibi yayılan sözleri yazmaya çalıştı… Carmelite hemen çalmayı bıraktı. Kör kadın da durdu. -Kağıt üzerindeki o kurşun…

Ruhun Anatomisi

“Ölüm iyileşmeyi başaramamak değildir.Hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Bir çok insan duygusal ve psikolojik fırtınalardan iyileştikten sonra şifa bulmuş olarak ölebiliyor.” Ruhun Anatomisi Başarmak-başaramamak, holistik düşünce biçiminin tartışmalı bir konusu olarak varlığını sürdürmekte. Zihnimize ait bir mekanizma her durumu kazanmak/kaybetmek ya da iyi ve kötü gibi iki kutupta görmekte ısrar ediyor. Birinin bedeni bir hastalıktan iyileşemediğinde ya da öldüğünde, yeterince gayret göstermediği gibi lineer bir sonuca varılabiliyor. Bilinçlenmenin hedefi ne ölümü atlatmak ne de hastalıklara karşı bağışıklık kazanmak. Amaç yaşam esnasında ekstra yükleri mümkün mertebe boşaltabilmek, huzurlu mutlu anlar yaşayabilmek ve hem yaşarken hem de ölürken hafif olabilmek. * Bir iyileşme planımız olmadığında destek ve şefkat olduğunu düşündüğümüz şeyin bağımlısı olma riskiyle karşı karşıya kalıyoruz. *