Doğu Felsefesi Trendi
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Doğu Felsefesi, yoğunluklu olarak ellili yıllardan itibaren ilgi görmeye başlamış, özellikle Amerika’dan başlayarak Avrupa’yı ve 80 sonrasında da Türkiye’yi etkisi altına alan bir trend olmuştur.   Yükselen Doğu trendinin detaylarına girmeden önce Doğu-Batı kavramlarına kısaca göz atmak istiyorum;   Batı ve Doğu terimleri  Coğrafi anlamlarından öte madde ve nur an­lamlarını çağrıştırır. Öte yandan Batı, ya da Batı Felsefesi haki­kate varmada sadece aklı klavuz olarak alırken Doğu Felsefesi, hakikate kavram ötesi keşf (sezgi) yoluyla ulaşılabileceğini, var­lığın ancak bu varlığın dilini keşfeden tarafından temaşa (müşa­hede) edilerek anlaşılabileceğini ortaya koyar.   Eski bir Budacı metinde şöyle bir beyit vardır: Bugünkü yaşantımız dünkü düşüncelerimizin, dünkü eylemlerimizin; yarınki yaşantımız da bugünkü düşüncelerimizin, bugünkü eylemlerimizin eseridir.  Bu ifade kuantum fiziğinde güncel anlamda telaffuz edilen; “Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler” cümlesiyle neredeyse kavuşum haline gelmiştir.   Doğu Felsefesinde dengeye büyük önem verilmiştir. Gerek değişik öğretilerde gerekse beyin ve vücut sporlarında denge unsuru en yüceltilen kavramdır.     Zaman içinde Doğu felsefesini değişik enstrümanlar yoluyla birçok bilge, sanatkar Batı’ya anlatmaya çalışmıştır. Örnekleri çoktur, aklıma ilk geliveren; Gurdjieff, sufizmi Batıya öğreten kişi olarak haklı bir üne sahip olurken, Halil Cibran kendini şiirsel anlatımı ve resimleri ile ifade ederek Batı’ya seslenmiştir.   Einstein, Genel Görelilik yasasını kanıtladıktan sonraki yıllarda,…

Ortalamaya gerileme- Kumarbaz aldanması
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

                    Ortalamaya Gerileme,  Kumarbaz Aldanması                             ve  Büyük Sayılar Yasası                                    Ortalamaya Gerileme          Çok zeki insanların çocuklarının da aynı derecede zeki olması beklenirken, genelde çocuğun anne-babası kadar zeki olmadığı görülür. Ortalamaya yaklaşmaya ilişkin benzer bir eğilim,  çok kısa boylu anne-babaların çocukları için de geçerlidir.  Bu çocukların da kısa olmaları olasıdır, fakat anne-babaları kadar değil.  Bir hedefe yirmi dart atsam ve hedefi on sekiz kez vurmayı başarsam, yirmi dart attığım bir sonraki sefer, muhtemelen bu kadar iyi bir performans göstertemem.          Ortalamaya gerileme, değerleri bir ortalamanın çevresinde toplanmış rastgele bir miktarda yer alan bir uç değerin, ortalamaya daha yakın bir değerce izlenme eğilimi olarak tanımlanır.  Tümüyle şansın yönlendirdiği olaylara anlam yükleme eğilimi, sayı cahillerinin eğilimli olduğu bir tür psikolojik yanılsamaya yol açar.  Ortalamaya gerileme buna iyi bir örnek oluışturur.  İnsanlar ortalamaya gerilemeyi, rastgele bir miktarın doğal davranışı olarak görmektense,  bunu belli bir bilimsel yasaya bağladıklarında, bu olay çok saçma bir hal alır.          Uçmaya yeni başlayan bir pilot, çok iyi bir iniş yaptığında, bir sonraki inişinin bu denli etkileyici olmaması daha olasıdır.  Bunun gibi, eğer yaptığı iniş berbatsa da, bir sonraki, yalnızca şansın yardımıyla daha iyi olabilir.          Çok güzel bir…

Özgür bir toplumda bilim
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

İki SORU Bilim konusundaki her tartışmada ortaya çıkan iki soru vardır;   (A) Bilim nedir? • nasıl ilerler, sonuçları nelerdir, standartları, usulleri, sonuçları öteki alanların standartlarından, usullerinden, sonuçlarından ne bakımdan farklıdır? (B) Bilimi bu kadar yüce yapan nedir? – bilimi öteki varoluş biçimlerine kıyasla daha yeğlenir yapan ve bunun sonucu olarak da farklı standartlar kullanmasını ve farklı sonuçlar elde etmesini sağlayan nedir? Modem bilimi Aristotelesçilerin bilimine ya da Hopi’lerin evrenbilimine kıyasla yeğlenir yapan nedir? Soru (B)’yi yanıtlamaya çalışırken bilimin alternatiflerini bilimsel standartlarla yargılamamız gerektiği gözden kaçmamalıdır. Soru (B)’yi yanıtlamaya çalışırken incelediğimiz şey bu standartların kendileridir, o nedenle onları yargılarımıza temel yapamayız. Soru A’nin tek değil birçok yanıtı var. Bilim felsefesinin her ekolü. bilimin ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda farklı bir öykü anlatır. Buna ek olarak, bilim adamlarının. politikacıların ve genel kamuoyu “sözcüleri”nin anlattıkları da vardır. Bilimin doğası üzerindeki giz perdesinin hala kaldırılmamış olduğunu söylediğimizde gerçeğe fazla uzak düşmüş sayılmayız. Ama mesele yine de tartışılıyor, günün birinde bilim konusunda alçakgönüllü bir bilginin ortaya çıkma şansı vardır. Soru B’yi soran hemen kimse yoktur. Bilimin kusursuzluğu varsayılır, kanıtlanmaz. Bu konuda bilim adamları ve bilim felsefecileri, kendilerinden önce biricik Roma Kilisesi’nin savunucuları nasıl davrandılarsa öyle davranırlar: Kilise öğretisi hakikattir, bunun dışında kalan her…

Kuantuma giden yol
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Bu aralar hep kuantum bilinciyle meşgulüm ya, insanlığı kuantuma getiren yolu merak ettim. Şu ana kadar kuantumun geleceğe uzantılarına bakmıştım oysa onun bir de geçmişe uzantıları var.   Çok çok gerilere uzanacak kadar işin uzmanı olmadığımdan, yakaladığım ilk ipucundan başlayacağım: Newton klasik fiziğinden Einstein’ın görecelik kuramına nasıl geçtik?   1900 yılında Einstein üniversiteden mezun olduğunda, kendisinin de içinde bulunduğu fizikçiler atomların varlığı konusunda hala tartışmaktaydılar. Özellikle bir filozof fizikçi olan Ernst Mach “tüm fiziksel teorinin yalnızca doğrudan deneysel deneyimden gelmesi, deneysel olarak kanıtlanamayan tüm fikirlerin terk edilmesi” gerektiğini söyleyen bir  pozitivistti. Mach atomlara inanmıyordu; çünkü hiç atom görmemişti. Onun bu sert düşünce tarzının Einstein üzerinde müthiş  bir etkisi vardı. Üstelik Einstein bilindiği gibi Yahudi olmasına karşın bir Katolik okulunda okutulmuş ve her ne kadar sonradan dini reddetmişse de, Tanrı fikri yerine Bilim’i koymuş ve hayatını ona armağan etmişti. Ona göre evren nedenseldi ve sık sık “yaşlı adam” diye nitelendirdiği (muhtemelen Tanrı’yı ikame eden) evrenin uç nedeniyle konuşur, dertleşirdi.   Derken tam o yıl “olağanüstü” bir şey oldu!   Kara nesne radyasyonu ile uğraşmakta olan Max Planck, yeni radyasyon yasasının temelini anlamaya çalışırken “sırf  bir umutsuzluk yasası” diye nitelendirdiği kuantumun ilk temelini buldu: Enerji değişimi sürekli değil, kesintiliydi. Bu önerme öylesine…

Zihinsel projeksiyon-2
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Bununla birlikte, Metafizik fenomenlerle ilgili araştırmalarda “deneyci etkisi”adı verilen bir etkinin varlığı ortaya çıkmıştır. Yani, deneyi gerçekleştirenin bu deneyin sonucunu belli bir oranda etkilemesi. Eğer deney inançsız bir araştırmacı tarafından gerçekleştiriliyorsa, oldukça düşük sonuçlar elde edilirken, inanan bir bilim adamı tarafından yapıldığı takdirde bu, hem performansı hem de sonuçların kesinliliğini artırmaktadır. Tıpkı Haysenberg’in belirsizlik ilkesi (ve diğer kuantum teorileri) gereğince laboratuarda yapılan deneylerde deneyi yapanların katılımcı statüsünde olması gibi. Buna örnek olarak, garip bir şekilde, kullanılan kişiye göre rengi ve şekli değişen bir eşya gibi, laboratuardan laboratuara değişiklik gösteren Anomalon adlı taneciğin onu keşfeden (ya da yaratan) kişiye bağlı bir özelliğe sahip şekilde davranmasını verebiliriz. Ünlü fizikçi Jack Sarfatti ise, katılımcı kavramını Browncu hareketi (sıvı ya da gaz içindeki taneciklerin durmaksızın gelişigüzel davranışlarını)açıklamak için kullanarak, bu rasgeleliğin, katılımcıların iradesinin genellikle bir araya toplanmadığının kabullenmesinden kaynaklandığını (yani, bu hareketi belirleyenin katılımcıların zihni olduğunu) belirterek şöyle devam ediyor “kuantum iç irtibatının daha derin seviyesinde yaşayan bütün sistemlerin yayıldığı alanı da içermek zorunda olsa bile bir fizik laboratuarındaki belli bir kuantum deneyinde, katılımcı, deneycinin kendisi olabilir. Bütün bilinçli sistemler deney düzeneğine göre, uzay ve zamandan bağımsız olan kuantum potansiyelinin tamamına, tek başına foton ve elektronların hissedebileceği, birbiriyle irtibatlı olmayan katkılarda bulunur. ” Bu…

Zihinsel projeksiyon -1
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Zihinsel projeksiyon kuramı ile yakından ilgili gördüğüm PLASEBO etkisine birlikte göz atalım: Plasebo; beden üzerine hiçbir etki yapmayan, herhangi bir tıbbi tedavi şekline verilen addır. Buna biz kısaca şuurun bedene hakim olduğu güç de diyebiliriz. Ancak evrende bir şeyin varlığının kendi başına hiçbir anlamı olmayıp nedeni olduğu evrendeki geri kalan nesnelerle olan ilişkisi dolayısıyla, aynı etkileri o boyutta da sürdürür. Çünkü her şeyin kaynağı olan zihnin derinliklerinde mevcut bulunan örtük düzendeki frekanssal alanlarda madde ve onun daha latif hali olan şuur arasında bir ayrım söz konusu değildir (nefret hissimiz bıçağı düşündürdüğünde, nefret duygumuz ile madde halindeki bıçak birbirine direkt olarak bağlı değil -çünkü o zaman asıllarının ayrı olduğunu kabul etmek zorunda kalırız- AYNI ŞEYDİR.) Bu da bize, aynı zamanda soyut ve somutun, imajinasyon ve gerçekliğin, aslında tek olan şeyin farklı belirimleri olduğunu söyler. Böylece saklı düzendeki şuur, görünen planda belirip beyni ve kişisel şuuru meydana getirerek hem duygularımız gibi içsel hologramımızı hem de oradaymış şeklinde duyumsatarak algıladığımız somut gerçekliği meydana getirir. Dolayısıyla örtük düzendeki bir imge, aynı anda hem içsel, hem de dışsal hologramda o boyutun kuralları içerisinde yerini alır. Öyle ki, bize göre sonsuzluk kavramını bile bu imge oluşturur. Bu nedenle, beyin, orada olduğuna inandığı şey ile orada bulunan…

Kuantum Denemeler
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

Kuantum Hakkında Denemeler 1. Temelde kuantum denen şey aynı anda hem dalga hem parçacıktır. 2. Fakat ölçmeye veya gözlemlemeye kalkarsanız ya dalgayı ya da parçacığı bulursunuz. İkisi aynı anda saptanamazlar! 3. Dalga ve parçacığı aynı anda net bir şekilde saptayamama durumu, Heisenberg’in ünlü belirsizlik İlkesinin özüdür. Bu olgu, tıpkı koca bir kazan çorba içindeki şeyler gibi, hiçbir şeyin sabit ve tam ölçülemediği, belirsiz sanki hayaletvari, kolay kolay anlaşılamayacak olma olgusunu Newtoncu determinizmdeki her şeyin sabit, belirli ve ölçülebilir olma olgusunun yerine koymuştur. 4. Bu durumda ya elektron parçacık konumundaysa onun kesin durumunu, ya da dalga konumundaysa momentumunu (hızını) ölçebiliriz. Gerçeklikle ilgili her şey bir olasılıktır ve öyle kalmaya da mahkumdur. Örnek: Dalgınlık anlarımızda birbirine bağlı birçok his bazen görüntü oluşur, bunların ayırımına varamayız, öylesine geçerler. Gözümüz dalmıştır sanki. Bir düşünceye odaklandığımızda ise yalnızca o düşünce oluruz. Bir yandan düşünüp bir yandan dalmamız mümkün değildir. Düşünmeye başladığımız anda dalga hareketi çöküşe uğrar. 5. Elektronların çoğu ve atomaltı varlıklar ne tam anlamıyla parçacık, ne de dalgadırlar. Onlara daha muğlak bir karışımla “dalga paketi” diyebiliriz. 6. “Tamamlayıcılık Prensibi“, varlığın iki türlü tanımı da birbirini tamamlar ve “tek bir paketten” çıkmış olur. Temel varlığın şu ya da bu şekilde görülmesi koşulların tümüne bağlıdır. (Herhangi…

Oyun Kuramı
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Oyun/kandırış Teorisi Her şey neden böyledir? Bildiğimiz şekli ile “evren-dünya-insan” realitesi bir OYUN alanıdır. Birbirini kapsayan bir çok OYUN evreni vardır Her bir oyun evreninin kuralları ayrıdır. Öncekini kapsayan oyun evreni, kapsadığının varlığından haberlidir. Tüm OYUNlar aynı yerde ve aynı zamanda birbirlerini her an UPDATE ederek sürerler. Tüm OYUN evrenlerinin ana maddesi BİRdir. OYUN içinde olanların BİRe dair bütün akıl yürütmeleri EKSİKtir. BİR hakkında getirilen her tanım, OYUN’un içine düşer. Her şeyin ilk sebebi BİRdir; ancak BİR sebepsizdir. Sebepsiz olana, sebepleri takip ederek varılır. BİR oyuna girerken İKİye ayrılır; insan doğası ve DİRİM OYUN yanılgılar üzerine bir döngüdür İnsan yanılır; çünkü BİR’i İKİ görmektedir. Çünkü doğası gereğini yerine getirmektedir. İnsan BİR maddesinden geldiği için kendi iradesine sahiptir. Kendi iradesi olması sebebiyle yanılmaya mahkumdur. Çünkü kendi iradesi, hem dışından hem de içinden yönetilir. Bireysel bilinç içten yukarı doğru yönelir İnsan kendi iradesine sahip çıktığında oyun üstü olur. Doğarken ikiye ayrılan BİR, dirimin içinde kendini daima hatırlatır. İnsan kendini yaşam büyüsünün sırrını çözmeye adamıştır. Sırrı çözmeye çalışır; ama BİR’İ iki GÖRDÜĞÜNDEN, uyuduğundan, programlı olduğundan DÖNGÜ ye girmiştir, debelenip durur, buna yanılgılar denir. Üstelik “Yaşam Büyüsünün sırrı” zaten eylemsizliğe ulaşmak için eylemi kullanmaya dayanır. Yaşamı ciddiye alma evresinde insan, iradesini yöneten dış etkenleri…

Kadın Odası-Bıyıksız profesyoneller Zirvesi için konuşma metni.
Eğitimler , Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Sevgili misafirler, sözlerime ünlü kuantum fizikçisi Donah Zohar’ın Kuantum Benlik kitabının önsözü ile başlamak istiyorum: “Bu kitaba başlamam çok garip oldu. Üç yıl önce bir televizyon ekibi, sezgisel bilgi ve modern fizik üzerine yazdığım başka bir kitap hakkında bir söyleşi yapmak üzere beni aradıklarında, özür dileyerek o sırada hamile olduğumdan bu kadar soyut bir konu üzerinde düşünebilmemin zor olacağını söyledim. Yapımcı bana “peki o zaman hangi konuda konuşabilirsiniz?” diye sorunca ellerimi açıp “annelik” dedim. Bunun üzerine annelik ve modern fizik hakkınds hepimizi şaşırtacak denli uzun bir söyleşi yaptık. Hamileliğim süresindeki ruh halimi, ilk çocuğumun doğumunu ve kendimi anne olarak nasıl hissettiğimi, kuantum fiziğindeki atom-altı parçacıklarının garip dünyasının tanımlamalarıyla anlatırken buldum kendimi. Gerçekliğin kuantum fiziğinde çizilen tuhaf resmi aynı derece tuhaf olan hamilelik halinin ve anneliğe ilk adımın deneyimlerini anlatırken bana çok zengin bir imgeleme gücü vermişti. Daha sonra bu söyleşi, beni çok şaşırtarak, kuantum fiziği üzerine yapılan bir televizyon programının temelini oluşturup, bu kitabın da bir bölümü oldu. Ayrıca içimdeki bir şeylerin yeniden uyanmasını sağladı.” Bu pasajı sizler gibi zeki ve kendini kanıtlamış kişilere açımlamaya çalışmayacağım, bunun yerine sizleri biraz kendi konuma, yani metaforlar dünyasına bir gezintiye davet edeceğim. Metafor kelimesi Fransızcadan dilimize gelmiş ve artık lisanımıza mal olmuş bir…