Teşekkür ve ödeşmek
Carlos Castaneda / 29 Kasım 2008

“Savaşçı–Gezginler ödenmemiş hiç bir borç bırakmazlar” dedi don Juan, “Asla tümüyle ödeşemezsin, bundan emin ol, ama bir jest yapman gerekir. Simgesel bir ödemede bulunmalısın; gönül almak için, sonsuzluğu tatmin etmek için.” ve daha önce söz ettiği iki arkadaşı Patricia Turner ve Sandra Flanagan’ı kastederek, “gidip onları bulmalı ve sahip olduğun herşeyi harcayarak her ikisine de birer armağan almalısın, jest iste bu. CC,  özel bir dedektifin yardımıyla Patricia Turner ve Sandra Flanagan’ı New York’ta buldu. Önce Patricia Turner’a gitti, ona bir hediye olarak ne istediğni sordu ve “Bana bir mink manto alırmısın?” cevabını aldı. Sonra Sandra Flanagan’a gitti ve sorusunun cevabı “Bana bütün çocuklarımın sığacağı bir station wagon alırmısın?” oldu. Hediyeleri verilirken her ikisini de uzaktan izlerken, mink mantonun tesliminde Patricia Turner’in sevinç çığlıklarını duydu ve arabanın satıcı tarafından tesliminde Sandra Flanagan’ın saşkınlığını gördü, dönüş yolunda hayatının parmakları arasından süzülen kum taneleri gibi akıp gittiği duygusunu yaşadı. Bütün bunları don Juan’a anlattığında oralı bile olmadı. Bu şeylerin zayıflık ve kendine acıma olduğunu veda ve teşekkür etmek için büyücülerin kendilerini baştan ele almaları gerektiğini “Kendine acıma duygusunu hemen şimdi yeneceksin, yaralı olduğun fikrini atınca elinde kalan tortu nedir?” dedi. Elimde kalan tortu, her ikisine de son hediyemi verdiğim duygusuydu, bir şeyi yeniden…

Kırılma Noktası
Carlos Castaneda / 26 Kasım 2008

Don Juan içsel sessizliğin birçok tanımını veriyor, düşüncelerin devreden çıkması, gündelik farkındalıktan ayrı bir düzey, derin bir sükunet durumu, algılamanın duyulara dayanmadığı bir durum, dünyayı durdurmak yani çevremizdeki şeylerin olduklarından farklı olması, algılama hünerleri göstermeye yetenekli olmak, evrende denetimsiz olarak bulunan duyusal verilerin duyularımız tarafından yorumlanmasının durduğu an ve mutlak özgürlük. Bütün bunlar bizi “büyücülükteki herşeyin doğduğu yer”e götürür. Ancak bunun olması için devasa bir şeyin bizi “sarsması” bununla beraber bir “kırılma noktasına” ulaşmak için alıştırmalar yapmamız gerektiğini, o zaman içsel sessizliğin yavaş-yavaş birikerek çoğaldığını anlatır. Bir gün don Juan ile birlikte Hermosillo’nun meydanında yürürken Castaneda çevresinin farkına farklı vardığını düşündüğü esnada don Juan “tanıdığım her büyücü eninde sonunda kırılma noktasına varır” dedi, bunun “bir sinir buhranı mı?” sorusuna karşılık don Juan kırılma noktasının bir sinir buhranı değil, yaşantıdaki sürekliliğin bir anda kırılması olduğunu, ve Castanedanın kırılma noktasının arkadaşlarını bırakması eylemi olduğunu söyler. Castanedanın bu olay için karşı çıkışı arkadaşlarının “dayanak noktası” olduğunu ve böyle bir şey yapmasının mümkün olmadığıdır. Don Juan da tam bunun için onları terketmesi gerektiğini ve bir büyücünün dayanak noktasının “sonsuzluk” olduğunu anlatır. Önerisi ise Castanedanın yaşadığı yeri terkedip berbat bir yere taşınması gerektiğini hatta odasının nasıl olacağını anlatır. Don Juan “Bir büyücü böyle bir yeri…

Uçurumdan Atlamak
Carlos Castaneda / 25 Kasım 2008

“Bir kez sonsuzluğa girdiğinde, seni geri getirmemiz için bize bel bağlayamazsın.. Artık senin kararın gereklidir. Dönüp dönmemeye yalnızca sen karar verebilirsin. Aynı zamanda seni uyarmalıyımki savaşçı-gezginlerin çok azı sonsuzlukla bu türden bi karşılaşma sonunda hayatta kalmıştır. Sonsuzluk inanılmaz ölçüde baştan çıkarıcıdır. Bir savaşçı-gezgine bu karışık, zorlayıcı, gürültücü, ve acı dolu dünyaya dönmek hiç de cazip gelmez. Kalma ya da dönme konusundaki kararının mantıklı bir seçim yapma meselesi değil, bi niyetlenme meselesi olduğunu bilmelisin. Dönmemeyi seçersen, yeryüzü seni yutmuşcasına gözden kaybolacaksın. Ama geri gelmeyi seçersen eğer, o zaman dişini sıkıp görevin her ne ise başarı yada başarısızlıkla sonuçlanana dek gerçek bir savaşçı-gezgin gibi beklemen gerekir.” ** Bu cümlelerden anladığım; savaşçıya geri dönme seçimini yaptırtan bir görevi olduğunu hatırlaması ya da uydurmasıdır! Uydurma kelimesi sizi incitmesin, kendini bi şeyin gerçek olduğuna kandırmak anlamında kullanıyorum, hatta bütün “gerçek” (görmeyenler için) tanımlamalarımızın böyle oluştuğunu sanıyorum. Fakat Uçurumdan atlama cesaret ve basiretini gösterebilmiş bir savaşçının artık kendini kandırma yolundan çok hatırlama yolu ile “görev” sahibi olduğunu varsaymaya meyilliyim. Peki bu gerçekten daha önce yapılan bir kontratla mı ilgili? Yoksa sonsuzluğun içinden (uçuruma atladığında) kendisine çarpan yeni bir yükümlülük mü?

Savaşçının El Kitabı -1
Carlos Castaneda / 16 Kasım 2008

1. Karar vermeden önce iyice düşün, üzül;ama kararını verdikten sonra, kov aklından tasayı, düşünceyi ve öyle ilerle. Çünkü daha verilecek milyonlarca karar beklemektedir seni. Böyledir bir savaşçının yöntemi. 2. Kararsızlık içindeyken ölümü düşünür bir savaşçı. 3. Bilgi adamı olmak için, bi savaşçı olması gerekir insanın. Sızlayan bi çocuk değil!Pes etmeden, yakınmadan, çekinmeden, görene dek, hiçbişeyin hiçbi önemi olmadığını kavrayana dek çabalayıp durmalıdır. 4. Yalnızca bir savaşçı sürdürebilir yaşamını. Bi savaşçı beklediğini de bilir, ne beklediğini de. Beklerkende hiçbişi istemez. Bu bekleyiş sırasında küçücük bişi geçse eline, kocaman bişi gibi görünür bu. Canı yemek istese, bulur bi yolunu; aç değildir çünkü o. Onu bişi incitse, bulur bi yolunu acısını kesmenin;acı duymaz çünkü o. Açlık da acı çekmek de, o insanın özünü yitirdiğini gösterir, onun bi savaşçı olmadığını gösterir. İşte o zaman açlığın, acılaın etkisiyle ölür gider o kimse. 5. Savaşçı ölümünü aklından çıkarmaz. 6. Bi savaşçı,unutmak için istencini ve sabrını kullanmalıdır. Bunlarla yapamayacağı şey yoktur zaten. 7. Savaşçı, insanın istencinin geliştirilebileceği gerçeğini bilir ve bekler durur onun gelişmesini. 8. Bi savaşçı olmak için, insanın en başta kendi ölümüne değgin keskin bi bilinçlilik içinde olması koşulu vardır. 9. Bi savaşçı olmak için yapmamız gereken ikinci şey, yansızlıktır. O zaman , birden ölüverme…

Castaneda’nın kaleminden
Carlos Castaneda / 03 Kasım 2008

“Eski çağ Meksika şamanlarının dünyası hakkında yazdığım kitaplardan yapacağım bu alıntıların dolaysız kaynağı, öğretmenim ve kılavuzum, Meksikalı Yaqui kızılderilisi şaman don Juan Matus’tan bir antropolog olarak almış olduğum açımlamalardır. Kendisi, kökleri eski çağlarda Meksika’da yaşamış olan şamanlara kadar uzanan bir silsilenin üyesiydi.   Don Juan’ın izlediği yol, beni farklı bir bilişsel sistem olarak adlandırdığı olgunun içine çekme girişimiydi. Bilişsel sistem derken, bilişselliğin standart tanımını kastediyordu.: “gündelik yaşamın farkındalığından, hafıza deneyim, algılama ve eldeki herhangi bir sözdiziminin ustaca kullanımından sorumlu süreçler.” Don Juan, eski çağ Meksikası şamanlarının sıradan insanınkinden gerçek anlamda farklı bir bilişsel sisteme sahip olduklarını iddia ediyordu.   Bir sosyal Bilimler öğrencisi olarak edindiğim tüm mantık ve uslamlama ile, don Juan’ın bu iddiasını reddediyordum. İleri sürdüğü şeyin akla sığmayacak ölçüde saçma olduğunu ona sık sık yinelemiştim. Bana göre bu olsa olsa entellektüel bir sapınç olabilirdi. Çevremizdeki dünyayı bizim için kavranabilir kılan normal bilişsel sistemimize olan inancımı yıkabilmek için ikimiz de onüç yıl boyunca çabaladık. Bu yıllar boyunca maruz kaldığım şiddetli saldırılardan sonra, istemeyerek de olsa kavradım ki, don Juan gerçekten farklı bir bakış açısından yola çıkıyordu. Bunu kabullenmek benliğimi yakıp kavurdu. Bir hainmişim gibi hissediyordum. Dehşet verici bir sapkınlığı dile getirir gibiydim. Onların dünyasındaki bakış açılarını bizim kavramsallaştırma aygıtlarımızla…

Liderlik ve Güç
Carlos Castaneda / 03 Kasım 2008

Önce liderlik ile başlayalım. İşin başında çocuğun 0-4 yaş arasında edindiği kişilik, yani dünyayı bildik katı, görünür kıldırıldığı işlemde neredeyse hepimiz maalesef büyük hasar alıyoruz. Önce bu konuyu biraz açıklamama izin verin. Çocuklarımıza lider olması, yöneten olması ve güçlü olmasını tavsiye ediyoruz, hatta tavsiyenin bile ötesine geçip bu konulardaki şahsi çabalarımızı (ki bu defoyu biz de kendi ana-babamızdan edinmiştik) onun gözü önünde sergiliyoruz. Bu durumda çocuk daha ilk baştan  lider ya da yönetici olmazsa hiç olacağını sanıyor, yani değersizlik ve değerlilik gibi onu sonra bütün hayatı boyunca etkisi altında tutacak çok güçlü bir dualiteye mahkum kılıyor. Oysa bir şaman bunu şüpheyle karşılardı muhtemelen. Neden mi? İlki bu tür şeylerin Tin’in arzusu ile yönlendiğinin, bu konuda bizim göstereceğimiz çabaların devede kulak kalacağını bildiğinden (bunu kader kavramı ile de karşılaştırabiliriz), ikincisi değer ve değersizlik gibi birbirinin olmaması iki kavramın gülünçlüğünden, üçüncüsü liderliğin de diğer yüzlerce bişeylikten farksız olduğunu bildiğinden, dördüncüsü liderlik arzusunun kişisel aynanın kırılması zaruretini hasır altı edebilecek yanıltıcı bir rüyaya dalmayi sağlayabileceğini bildiğinden. Daha çok şey söylenebilir ama uzatmayacağım.   Şamanlar kişisel erk toplamanın peşindedir evet ama bugün anladığımız manada, dışımızdaki şeyleri kontrol edebilme arzusu/acizliği amacı ile değil, kişisel erkemizin bizi olağandışı gerçeklikle buluşturabileceği seviyeye çıkarılması için. Çünkü bizde günlük…

Şamanizm Hakkında

“Şaman Sibirya’daki Tunguz halkının dilinden gelen bir sözcüktür ve antropologlar tarafından batılı olmayan kültürlerdeki daha önce “büyücü”, “büyücü hekim”, “sihirbaz” gibi terimlerle tanınan çeşitli kişilere geniş ölçüde uyarlanmıştır. Ayrıca her büyücü hekim bir şaman değildir. Bir şaman bilgi ve güç edinmek ve başka insanlara yardım etmek için normalde gizli olan bir gerçeklikle temasa geçmek ve onu kullanmak için -kendi iradesiyle- bir değiştirilmiş bilinç durumuna giren adam ya da kadındır.” Der Michael Harner. Şamanizm konusunda derin araştırmalarıyla bu konuda nerdeyse tek otorite gibi görünen Eliade ise bu konuya şöyle bir açıklamayla başlar: “Elbette şaman da aslında bir sihirbaz ve bir otacıdır; bütün hekimler gibi onun da hastalıkları sağalttığına, ilkel  ve çağdaş bütün sihirbazlar gibi “fakirsel” mucizeler gösterdiğine inanılır. Ama o, bunlardan başka ruhgüderdir de; ayrıca rahip, mistik ve ozan da olabilir. Bu karmaşık olayın ilk tanımı şöyle olmalıdır: şamanlık=esrime tekniği. (sözlükte esrime; Sarhoş olma işi. Kendinden geçme) O kendi ruhlarına egemendir; şu anlamda ki, insan olmakla birlikte, ölülerin, cinlerin ve ‘doğanın ruhlarının’ aleti olmaksızın onlarla iletişim kurmayı başarır.  Şaman büyük bir insan ruhu uzmanıdır; ruhu yalnız o görür; zira ruhun formunu ve yazgısını o bilir.” Dünyanın çok değişik bölgelerinde farklılık gösteren ritüeller ve terminolojiye sahip olsa da aslında tam bir amaç…

Carlos Castaneda – Başlıca Kavramlar
Carlos Castaneda / 03 Kasım 2008

BÜYÜCÜLÜK Don Juan, çeşitli zamanlarda bilgisini benim için adlandırmaya çalıştı. Nagualciliğin en uygun ad olabileceğini; fakat bu terimin fazlasıyla anlaşılmaz olduğunu düşündü. Ona sadece bilgi demek yetersiz, sihirbazlık demek ise küçültücüydü. Niyette ustalaşma çok soyut, mutlak özgürlük arayışı ise çok uzun ve mecaziydi. En sonunda, daha uygun bir ad bulamadığı için, kesin olmamasına rağmen, buna büyücülük dedi. “Zaman ilerledikçe büyücülüğü öğreniyor değilsin, aslında sen erke(enerji) biriktirmeyi öğreniyorsun. Ve bu erke, şu anda senin için ulaşılmaz olan erke alanlarına işleyebilmeni sağlayacak. Büyücülük işte budur: bildiğimiz sıradan dünyanın algılanmasında kullanılmayan erke alanlarını kullanma yetisi. Büyücülük bi bilinçlilik durumudur. Ayrıca Don Juan CC’ye, kendisine gösterdiği ya da öğrettiği şeylerin aslında önemli olmadığını yapmak istediği şeyin sadece, kendi varlığındaki gizli erke ve ona ulaşabileceğine inandırılmaya razı olmasını sağlamak olduğunu söylüyor! Bize gereken, burnumuzun dibinde ölçüsüz erkin var olduğuna bizi ikna edecek bi öğretmendir. Sessizliğin Erki kitabından. SAVAŞÇI Zaman zaman “savaşçı” tabirini kullanıyorum. Hatta bir savaşçı olduğumu da söylüyordum. Beni gerçekten dinleyen (seven) arkadaşlarım, bu tabiri açıklamamı istemişlerdi. Savaşçının ne olduğunu bildiğim halde bu açıklamayı yapmaya gönlüm razı olmamıştı. Açıklamayı, “savaşçı” imini kuran yapsın demiştim içimden.(Bana ne! Ne olur ne olmaz hesabı!!!) Ve az önce Don Juan, savaşçıyı (örtülü olarak) kısaca tanımlamaya razı oldu :)))…