Dikkat Dereceleri
Carlos Castaneda / 26 Aralık 2008

Görücülere göre üç tip dikkat vardır.Tüm hisseden varlıklar için değil, sadece insanlar içindir bu sınıflama. Aslında bunlar dikkat dereceleridir. Her biri kendi içinde bütün, bağımsız alanlardır. İlk dikkat, sıradan bir insan olarak her şeyimizdir. Görücülerin gördüklerine göre, ilk dikkat farkındalık parıltısının çok yüksek bir parlaklığa ulaşmış halidir. Ama bu kozanın üstüne sabitlenmiş bir parıltıdır denebilir. Bu bilineni örten parıltıdır. İkinci dikkat, farkındalık parıltısının daha karışık ve uzmanlık gerektiren bir durumudur. Bilinmeyenle ilgilidir. İnsanın kozası içindeki kullanılmayan yayılımlar değerlendirilirse oluşur. Uzmanlık ister çünkü, kullanılmayan yayılımları değerlendirmek için bir insanın alışılmadık, ayrıntılı taktikleri üstün bir düzence ve yoğunlaşmayla uygulamasını gerektirir. İnsanın rüya görürken, rüya gördüğünün ayırtına varacak yoğunluğa ulaşması ikinci dikkatin önkoşuludur. Bu, günlük hayattaki bilinçlilikten farklı bir bilinç halidir. Sol yan farkındalığı da denilen ikinci dikkat, insanın imgeleyebileceği en geniş alandır. Bu anlamda sınırsız sayılabilir. Büyük zorluk, ikinci dikkate girişin çok kolay, cazibesinin de neredeyse karşı konulmaz olmasıdır. DJ, eski görücülerin, uzmanlıklarını kendi farkındalık parıltılarına uygulayıp onu akılalmaz boyutlarda genişlettiğini söyler. Esasında, kozaları içindeki yayılımların her seferde tek bandını aydınlatmayı amaçlamışlar. Başarmışlar da, fakat gariptir her seferinde bir bant aydınlatma başarıları ikinci dikkatin batağına hapsolmalarına neden olmuş. “Yeni görücüler bu hatayı düzelttiler. Farkındalık ustalığının doğal sonuna ulaşmasını, yani tek bir vuruşta…

Kartalın Yayılımları
Carlos Castaneda , Rüya/Psikoloji / 24 Aralık 2008

Biz algılarız. Bu, kesin bir gerçek. Ama ne algıladığımız, aynı türden bir gerçek değil,çünkü ne algılayacağımızı öğreniriz. Görücüler, orada bi madde dünyası olduğunu düşünmemizin sebebi farkındalığımızdır der. Fakat esasında gerçekte oradaki akışkan,sürekli hareket halinde ve yine de değişmeyen, sonsuza dek sürecek olan Kartal ın yayılımlarıdır. Eski görücülerin bize bıraktığı en önemli mirasın, tüm hisseden varlıkların varoluş nedeninin farkındalığın arttırılması olduğunun keşfi dir. Eski görücüler sadece inançla ilgili olmayan bi cevap buldular. Eski görücüler, tarifsiz tehlikeler göze alarak, tüm hisseden varlıkların kaynağı olan tanımlanamaz gücü gerçekten görmüşlerdir. Ona Kartal demişler çünkü mümkün olan birkaç kısa bakış anında, siyah-ve-beyaz, sonsuz boyutlarda Kartal’a benzeyen bir şey görmüşler. Onlar farkındalığı bağışlayanın Kartal olduğunu görmüşler. Kartal,hisseden varlıklar yaratıyormuş ki onlar yaşasın ve verdiği yaşamla farkındalığı zenginleştirsin. Ayrıca aynı zenginleşmiş farkındalığı, hisseden varlıklar ölüm anında terk edip gittikten sonra yiyip yutanın da Kartal olduğunu görmüşler. DJ’’Bir görücü için insanlar ışık saçan varlıklardır. Bu parlaklık, Kartal ın yayılımlarının bir parçası olan yumurtamsı kozamızla kılıflanmıştır. İşte bu parça, az sayıdaki, kılıflanmış yayılımlar, biz insanları oluşturur. Algılamak,kozanın içindeki yayılımlarla, dışarıdakileri birbiriyle karşılaştırmaktır.’’ ‘’Örneğin görücüler, herhangi bir canlının içindeki yayılımları görür ve bunların dışarıdaki hangi yayılımlarla uyabileceğini söyleyebilir. Yayılımları kişisel yorum olarak ışık lifçikleri gibidir diyebilirim. Olağan farkındalığın kavrayamadığı, lifçiklerin…

Bilmek ve İnanmak
Carlos Castaneda , Felsefe ve Kuantum / 21 Aralık 2008

İnsanların en çok inandıkları şeyler, en az anladıklarıdır.” Montaigne Ne kadar doğru bir tespit. Örneğin şöyle diyen birini duydunuz mu hiç?: “Nefes aldığıma inanıyorum” ya da “sesim olduğuna inanıyorum” gibi… Bu konuyu dönüp dönüp yeniden işliyor oluşumda herhalde bir hikmet vardır; bilmek ve inanmak konusu… Hani bazen sorulur “İnançlı biri misin?” diye ben de “evet derim bilmediklerime inanırım” Bildiklerime inanmak gerekmediği gibi onları sebepsiz yere dile getirmek de aklıma gelmez. Ancak sorulursa, ki bu bile soran kişinin bilmediğini gösterir; çünkü bilen tanır ve içinden soru yükselmez. Don Juan Matus, Toltec bilgeliğinde bu konuyu üç öğe ile açıklar: 1. Bilinen: Bu, kişinin o ana kadar bildiklerinin tümünü kapsar, ve aslında bir diğer adı da “Tonal” dir. 2. Bilinmeyen: Bu kavram kişi için henüz bilinmeyen ancak bilinme potansiyeli barındıran, uçsuz bucaksız bir alandır. Diğer adiyla bu bölgeye “nagual” denir (nahval). Tonal için Nagual denizinde bir adadır dersek sanırım uygun bir benzetme yapmış oluruz. 3. Bilinemiyen: Toltec felsefesindeki en zor anlaşılabilen tanımlardan biri bu olsa gerek. Kişisel olarak “bilinemiyen”i anladığımı ancak anlattığımda anlaşılamadığımı fark ettiğim için henüz tam manasıyla kavramamış olduğumu kabul ettiğim yer. Acaba şu anda bir kez daha anlatmayı deneyeyim mi? Kendimi yokladım ve bunu denemek için istekli olduğumu gördüm. (Şimdilik…

Farkındalık ve cinsellik
Carlos Castaneda / 06 Aralık 2008

Farkındalık döllenme anından itibaren gelişir. Sana her zaman cinsel erkenin çok önemli olduğunu dikkatle denetlenip kullanılması gerektiğini söylemişimdir. Sen bunu ahlaki açıdan anladın, bense erkeyi biriktirip başka tarafa yönlendirmeyi anlatmak istemiştim. Kartal ın emri cinsel erkenin hayat yaratmak için kullanılmasıdır. Cinsel erke yoluyla Kartal farkındalık bağışlar. Yani hisseden varlıklar cinsi ilişkiye girdiğinde, kozanın içindeki yayılımlar farkındalığı yeni yarattıkları varlığa bağışlamak için ellerinden geleni yapar. Seks eylemi sırasında, çiftlerin kozaları içine kapatılan yayılımların esaslı bir tahrik geçirdiğini ve eylemin zirvesinde her iki eşten gelen birer parça farkındalık parıltısıyla kozalardan ayrılan yayılımların birbiri içinde eriyip birleştiğini söyler. Seks ilişkisi her zaman farkındalığın bağışlanmasıdır, her ne kadar bu bağış sağlamlaştırılamasa da. İnsanların kozaları içindeki yayılımlar eğlencelik ilişki diye bir şey bilmezler. İnsanın yanılgısı varoluşun sırrına tamamıyla kayıtsız kalması ile hayatı ve farkındalığı bağışlamak gibi asil bir eylemi, kendi isteği doğrultusunda oyalanabileceği fiziksel bir dürtü sanmasında. Savaşçılar gerçekten sahip olduğumuz tek erkenin yaşam bağışlayan seks erkesi olduğunu bilirler. Eğer savaşçılar görmek için yeterince erke istiyorlarsa, cinsel erkeleri konusunda tutumlu olmaları gerekir. Castaneda, insanın doğal duyarlılığıyla ne yapılabilir diye sorar. Don Juan’ hiçbir şey’ der. İnsanın duyarlılığının yanlış bir tarafı yok .Yanlış olan, insanın sihirli tabiatı hakkındaki cahilliği ve kayıtsızlığı. Pervasızca yaşam bağışlayan seks gücünü…

Teşekkür ve ödeşmek
Carlos Castaneda / 29 Kasım 2008

“Savaşçı–Gezginler ödenmemiş hiç bir borç bırakmazlar” dedi don Juan, “Asla tümüyle ödeşemezsin, bundan emin ol, ama bir jest yapman gerekir. Simgesel bir ödemede bulunmalısın; gönül almak için, sonsuzluğu tatmin etmek için.” ve daha önce söz ettiği iki arkadaşı Patricia Turner ve Sandra Flanagan’ı kastederek, “gidip onları bulmalı ve sahip olduğun herşeyi harcayarak her ikisine de birer armağan almalısın, jest iste bu. CC,  özel bir dedektifin yardımıyla Patricia Turner ve Sandra Flanagan’ı New York’ta buldu. Önce Patricia Turner’a gitti, ona bir hediye olarak ne istediğni sordu ve “Bana bir mink manto alırmısın?” cevabını aldı. Sonra Sandra Flanagan’a gitti ve sorusunun cevabı “Bana bütün çocuklarımın sığacağı bir station wagon alırmısın?” oldu. Hediyeleri verilirken her ikisini de uzaktan izlerken, mink mantonun tesliminde Patricia Turner’in sevinç çığlıklarını duydu ve arabanın satıcı tarafından tesliminde Sandra Flanagan’ın saşkınlığını gördü, dönüş yolunda hayatının parmakları arasından süzülen kum taneleri gibi akıp gittiği duygusunu yaşadı. Bütün bunları don Juan’a anlattığında oralı bile olmadı. Bu şeylerin zayıflık ve kendine acıma olduğunu veda ve teşekkür etmek için büyücülerin kendilerini baştan ele almaları gerektiğini “Kendine acıma duygusunu hemen şimdi yeneceksin, yaralı olduğun fikrini atınca elinde kalan tortu nedir?” dedi. Elimde kalan tortu, her ikisine de son hediyemi verdiğim duygusuydu, bir şeyi yeniden…

Kırılma Noktası
Carlos Castaneda / 26 Kasım 2008

Don Juan içsel sessizliğin birçok tanımını veriyor, düşüncelerin devreden çıkması, gündelik farkındalıktan ayrı bir düzey, derin bir sükunet durumu, algılamanın duyulara dayanmadığı bir durum, dünyayı durdurmak yani çevremizdeki şeylerin olduklarından farklı olması, algılama hünerleri göstermeye yetenekli olmak, evrende denetimsiz olarak bulunan duyusal verilerin duyularımız tarafından yorumlanmasının durduğu an ve mutlak özgürlük. Bütün bunlar bizi “büyücülükteki herşeyin doğduğu yer”e götürür. Ancak bunun olması için devasa bir şeyin bizi “sarsması” bununla beraber bir “kırılma noktasına” ulaşmak için alıştırmalar yapmamız gerektiğini, o zaman içsel sessizliğin yavaş-yavaş birikerek çoğaldığını anlatır. Bir gün don Juan ile birlikte Hermosillo’nun meydanında yürürken Castaneda çevresinin farkına farklı vardığını düşündüğü esnada don Juan “tanıdığım her büyücü eninde sonunda kırılma noktasına varır” dedi, bunun “bir sinir buhranı mı?” sorusuna karşılık don Juan kırılma noktasının bir sinir buhranı değil, yaşantıdaki sürekliliğin bir anda kırılması olduğunu, ve Castanedanın kırılma noktasının arkadaşlarını bırakması eylemi olduğunu söyler. Castanedanın bu olay için karşı çıkışı arkadaşlarının “dayanak noktası” olduğunu ve böyle bir şey yapmasının mümkün olmadığıdır. Don Juan da tam bunun için onları terketmesi gerektiğini ve bir büyücünün dayanak noktasının “sonsuzluk” olduğunu anlatır. Önerisi ise Castanedanın yaşadığı yeri terkedip berbat bir yere taşınması gerektiğini hatta odasının nasıl olacağını anlatır. Don Juan “Bir büyücü böyle bir yeri…

Uçurumdan Atlamak
Carlos Castaneda / 25 Kasım 2008

“Bir kez sonsuzluğa girdiğinde, seni geri getirmemiz için bize bel bağlayamazsın.. Artık senin kararın gereklidir. Dönüp dönmemeye yalnızca sen karar verebilirsin. Aynı zamanda seni uyarmalıyımki savaşçı-gezginlerin çok azı sonsuzlukla bu türden bi karşılaşma sonunda hayatta kalmıştır. Sonsuzluk inanılmaz ölçüde baştan çıkarıcıdır. Bir savaşçı-gezgine bu karışık, zorlayıcı, gürültücü, ve acı dolu dünyaya dönmek hiç de cazip gelmez. Kalma ya da dönme konusundaki kararının mantıklı bir seçim yapma meselesi değil, bi niyetlenme meselesi olduğunu bilmelisin. Dönmemeyi seçersen, yeryüzü seni yutmuşcasına gözden kaybolacaksın. Ama geri gelmeyi seçersen eğer, o zaman dişini sıkıp görevin her ne ise başarı yada başarısızlıkla sonuçlanana dek gerçek bir savaşçı-gezgin gibi beklemen gerekir.” ** Bu cümlelerden anladığım; savaşçıya geri dönme seçimini yaptırtan bir görevi olduğunu hatırlaması ya da uydurmasıdır! Uydurma kelimesi sizi incitmesin, kendini bi şeyin gerçek olduğuna kandırmak anlamında kullanıyorum, hatta bütün “gerçek” (görmeyenler için) tanımlamalarımızın böyle oluştuğunu sanıyorum. Fakat Uçurumdan atlama cesaret ve basiretini gösterebilmiş bir savaşçının artık kendini kandırma yolundan çok hatırlama yolu ile “görev” sahibi olduğunu varsaymaya meyilliyim. Peki bu gerçekten daha önce yapılan bir kontratla mı ilgili? Yoksa sonsuzluğun içinden (uçuruma atladığında) kendisine çarpan yeni bir yükümlülük mü?

Savaşçının El Kitabı -1
Carlos Castaneda / 16 Kasım 2008

1. Karar vermeden önce iyice düşün, üzül;ama kararını verdikten sonra, kov aklından tasayı, düşünceyi ve öyle ilerle. Çünkü daha verilecek milyonlarca karar beklemektedir seni. Böyledir bir savaşçının yöntemi. 2. Kararsızlık içindeyken ölümü düşünür bir savaşçı. 3. Bilgi adamı olmak için, bi savaşçı olması gerekir insanın. Sızlayan bi çocuk değil!Pes etmeden, yakınmadan, çekinmeden, görene dek, hiçbişeyin hiçbi önemi olmadığını kavrayana dek çabalayıp durmalıdır. 4. Yalnızca bir savaşçı sürdürebilir yaşamını. Bi savaşçı beklediğini de bilir, ne beklediğini de. Beklerkende hiçbişi istemez. Bu bekleyiş sırasında küçücük bişi geçse eline, kocaman bişi gibi görünür bu. Canı yemek istese, bulur bi yolunu; aç değildir çünkü o. Onu bişi incitse, bulur bi yolunu acısını kesmenin;acı duymaz çünkü o. Açlık da acı çekmek de, o insanın özünü yitirdiğini gösterir, onun bi savaşçı olmadığını gösterir. İşte o zaman açlığın, acılaın etkisiyle ölür gider o kimse. 5. Savaşçı ölümünü aklından çıkarmaz. 6. Bi savaşçı,unutmak için istencini ve sabrını kullanmalıdır. Bunlarla yapamayacağı şey yoktur zaten. 7. Savaşçı, insanın istencinin geliştirilebileceği gerçeğini bilir ve bekler durur onun gelişmesini. 8. Bi savaşçı olmak için, insanın en başta kendi ölümüne değgin keskin bi bilinçlilik içinde olması koşulu vardır. 9. Bi savaşçı olmak için yapmamız gereken ikinci şey, yansızlıktır. O zaman , birden ölüverme…

Castaneda’nın kaleminden
Carlos Castaneda / 03 Kasım 2008

“Eski çağ Meksika şamanlarının dünyası hakkında yazdığım kitaplardan yapacağım bu alıntıların dolaysız kaynağı, öğretmenim ve kılavuzum, Meksikalı Yaqui kızılderilisi şaman don Juan Matus’tan bir antropolog olarak almış olduğum açımlamalardır. Kendisi, kökleri eski çağlarda Meksika’da yaşamış olan şamanlara kadar uzanan bir silsilenin üyesiydi.   Don Juan’ın izlediği yol, beni farklı bir bilişsel sistem olarak adlandırdığı olgunun içine çekme girişimiydi. Bilişsel sistem derken, bilişselliğin standart tanımını kastediyordu.: “gündelik yaşamın farkındalığından, hafıza deneyim, algılama ve eldeki herhangi bir sözdiziminin ustaca kullanımından sorumlu süreçler.” Don Juan, eski çağ Meksikası şamanlarının sıradan insanınkinden gerçek anlamda farklı bir bilişsel sisteme sahip olduklarını iddia ediyordu.   Bir sosyal Bilimler öğrencisi olarak edindiğim tüm mantık ve uslamlama ile, don Juan’ın bu iddiasını reddediyordum. İleri sürdüğü şeyin akla sığmayacak ölçüde saçma olduğunu ona sık sık yinelemiştim. Bana göre bu olsa olsa entellektüel bir sapınç olabilirdi. Çevremizdeki dünyayı bizim için kavranabilir kılan normal bilişsel sistemimize olan inancımı yıkabilmek için ikimiz de onüç yıl boyunca çabaladık. Bu yıllar boyunca maruz kaldığım şiddetli saldırılardan sonra, istemeyerek de olsa kavradım ki, don Juan gerçekten farklı bir bakış açısından yola çıkıyordu. Bunu kabullenmek benliğimi yakıp kavurdu. Bir hainmişim gibi hissediyordum. Dehşet verici bir sapkınlığı dile getirir gibiydim. Onların dünyasındaki bakış açılarını bizim kavramsallaştırma aygıtlarımızla…