İlk Müdahele
BAK-Birleşik Alan Kullanımı / 14 Ağustos 2017

Bir trafik kazası olmuştu ve kız kardeşimle ben bir blok ötedeye koşarak varmıştık. Kız kardeşim ellerini yerde yatan adamın kulagına dayamıştı. Her ne kadar neler dedigini duyamasam da, o kanlar içindeki kafanın sahibiyle konuşuyor olmalıydı . Çünkü onun dediklerine karşı cevap verirken adamın kullandıgı ses tonu görüntüsüyle pek uyuşmuyordu: ” Seni duyuyorum, seni duyuyorum, ” diyordu. “Konuşmaya devam et. Aynen böyle, evet devam et. Kendimden geçmek istemiyorum. Sakın susma, konuşmaya devam et, tamam mı?” Siren sesini duydugumuz sırada adamcagız hala mırıldanıyordu. “Durma lütfen, konuşmaya devam et. ” Olay yerine önce bir polis geldi ve ardından bir ambulans, adam götürüldükten sonra arabamıza dogru yola koyulduk “Orada ne yapıyordun?” diye sordum. ” Ona neler söylüyordun?” ” Sadece oraya dogru koştum, agzımı kulagına, zihnimi zihnine dayadım ve onun olan bitene odaklanmasmı sağladım. Ona kazanın sona erdiğini söyledim. Hepimiz böylesine bir travma sırasında olay anına takılı kalırız. Bu çok doğaldır, ama iyileşmeyi geciktirir. Bu yüzden ona, ‘Yaralanma sürecin sona erdi artık. Bunu sakın aklından çıkarma. Kaza oldu ve bitti , bu süre içinde mümkün olduğu kadar yaralandın. Artık iyileşme sürecin başlıyor. Bundan sonra yaralanma gibi bir durumun söz konusun bile olamaz, artık oluşan yaralarının onarılmasının zamanı. Daha zarar gördüğümüz anda iyileşme süreci de başlar….

Dünyanın manyetik alanında gizli geçitler?

Bilim kurgunun favori temalarından biri olan gizli geçitleri (portallar) kısaca uzay ve zamanda beliren yarıklar olarak tanımlayabiliriz. Tıpkı bir kestirme yol gibi, uzay gezginleri bu uzay-zaman yarıklarını kullanarak diledikleri yerlere daha çabuk ulaşabilirler. Hatta çoğu zaman portalın içinden geçtiklerinde nereye çıkacaklarını bilmeden büyük bir maceraya atıldıklarına da rastlamışızdır. Tabii buraya kadar her şey tamamen bilim kurgu. Yine de yıldız kapıları, solucan delikleri ve portallar gibi filmlerden öğrendiğimiz kavramların uzun zamandır birçok teorik fizikçinin çalışmalarında açıkça yer almakta olduğunu belirtmekte fayda var. “Bu bölgeler Dünya’nın manyetik alanının Güneş’inki ile birleştiği yerlerde, kesintisiz bir yol oluşturacak şekilde bir araya gelerek gezegenimizden Güneş’in atmosferine kadar 150 milyon kilometre boyunca uzanıyor,” diye açıklıyor. NASA’nın THEMIS uzay aracı ve Avrupa Cluster uydusu ile yapılan ölçümler sonucunda, her gün bu 150 milyon kilometrelik hat boyunca düzinelerce portalın açılıp kapandığı saptandı. Bunların çoğu küçük ve kısa ömürlü. Ancak aralarında hiç kapanmayan genişleyebilen, oldukça büyük olanları da var. Enerjik parçacıklar, portalların oluşturduğu açıklıktan geçerek Dünya atmosferinin üst katmanlarını ısıtabiliyor, jeomanyetik fırtınaları tetikliyor ve kutup ışıklarını oluşturuyor. Özetle belirtecek olursak; parçacıklar X-noktaları üzerinden Güneş’ten Dünya’ya manyetik alan transfer ediyorlar. Bu keşif uzayda yolculuk çağını başlatabilir. En azından Dünya ve Güneş arasında kestirme bir yol olduğu ortada. Haberin bütünü için…

Bir şeyin Rüyasını Görmek

Bir şeyin Rüyasını Görmek Deneyimi Tarih: 2/4/2017 Konu: Zemzem suyu nedir? İlahi/Evrensel bir dokunuşun üzerinde olduğu, taa uzay derinliklerinden bir filtrasyon ya da enerji ile sürekli bir temizleme ile aktivasyon var, suyun yeraltındaki rezervlerine kadar inen .. Bu, aynen gökkuşağının bir ayağı şeklinde olan dokunuş .. Suyun moleküler yapısı diğer sulardan çok farklı … Su damlacığı motifinin yatay olanı şeklinde olan bu suyun molekülleri içinde bulundum, sanki denizde derinlere dalar gibi içinde yüzdüm… Ek olarak bu suyun dokusu da, doku derken, 20 cm genişliğinde ruloya sarılı bir şerit gibi düşünün, sürekli akıyor, rulo sürekli dönüyor .. Bu dokunun alt fonu siyah beyaz ve göz işaretleri ile bezenmiş! Şöyle hissettim; göz motifleri öyle ki, sanki üçüncü göze hitap eden, üçüncü göz farkındalığını artıran bir su … Mağara gibi bir yerde kaynayan sular var … Nedir burası tam anlayamadım ama suyun birşeyi değiştiğinde çok farklı bir hale geliyor .. Burada şöyle bir şeylerler hissettim: Diğer sularda 42 olan bir veri bu suda 45 … Acaba hangi veri, bil(e)miyorum.. Ya da 45 olduğunda başkalaşan, başka özelliklere dönüşen bir su … ?! Bu su ile kişiler arasında bir bağlantı var .. İki seçenek; ya bu su kendini içeni tanıyor, biliyor veya bu su kendini…

Büyükbaba Sorunsalı

Zamanda geri gitme yolculuğu için bilim insanlarının öngördüğü Büyükbaba sorunsalı bana hiç de sorun gibi gelmiyor. Bilmeyenler için büyükbaba sorunsalı şudur; eğer zamanda geriye yolculuk yapıp bilmeden büyükbabanızı öldürürseniz siz de hiç doğmamış olacağınızdan zaman yolculuğu da yapmış olmamanız gerekir, bu bir çelişkidir. Oysa bu normal insanlar için hiç problem teşkil etmez, kendilerini şimdi anında bulduklarındaki kişiyi garipsemeyeceklerdir! Yani önceki gerçekliği hatırlıyor olmayacaklar. Bu sadece Ursula Guin’in “rüyanın öte yakası” kitabındaki baş karakteri Bay ORR gibileri için biraz sorun gibi görülebilir fakat, Bay Orr durumuna gelmiş olanlar da durumu çözebilecek kabiliyeti tıpkı Laniakea’daki Serap/Harmonia gibi edinmiş olurlar. Çevremiz “Sönmüş gerçekliklerle” dolu tıpkı uzayın atıklar ve irili ufaklı meteorlarla dolu olduğu gibi. Bizler zaten zaman yolcusuyuz, hem de zaman makinamız çoktan icat edilerek DNA’mıza monte edilmiş, onu bir çeşit gömülü sistem gibi düşünün 🙂 Artık bu konuyu işleyen çok sayıda görsel kurgu da var, örneğin Frekans dizisinde (2000 yapımı filmi de vardı) bu olay oldukça iyi işleniyor, zaten kurgu tamamiyle zamanın bütünlüğü ve işleme sistemine dayandırılmış, geri plandaki polisiye önemsiz 🙂 Bu gözle izleminizi öneririm.

Ursula K. Le Guin’e Teşekkürname

Okumayı öğrendiğimden önce bile kitaplara başlamıştım ben. Büyüklerimden kimi boş ya da ikna edilebilir görsem hemen kitaplarımı kucaklarına koyar bana okumalarını beklerdim. Okuma sonrasında ise büyük bir hızla, günde iki kitap hızıyla devam ettim, tüm ömrümü bu açlığı gidermeye hasrettim. Le Guin ile karşılaşmam daha geç yıllarda oldu ama görünen oydu ki, pek çok alanda benzeşiyorduk. Tam açıklanamayan gizemli bir amacın üyeleriydik sanki. Kendisini “Lisedeyken, birçok zeki Amerikalı çocuk gibi, yaban diyarlardaki bir yabancıydım. Berkeley Halk Kütüphanesini sığınağım yapmıştım ve hayatımın yarısını kitaplarla geçiriyordum,” diye prezante ediyor. Benzer şekilde ben de babamın evimizdeki, şehir kütüphanesinden daha zengin kitaplığına gömülmüştüm. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım daha ziyade sosyoloji, tarih, siyasi tarih, antropoloji temalarında okumak ve aralara serpiştirdiğim Dünya klasiklerini öğütmekle geçti. Tıpkı Le Guin’in söylediği gibi “Onlar gibi yazmak istediğim insanların büyük bir kısmı ya yabancıydı ya ölü, ya da ikisi birden. “ Aradaki tek fark ben yazar olmayı profesyonel anlamda hiç düşünmemiştim, okumak öyle sevinçli ve büyüleyiciydi ki bu aklıma gelmedi. Küçük yaştan beri uydurduğum öykü ve masalları kardeşlerime ve komşu çocuklara anlatmak ve uzunlu kısalı makaleler yazmak benim için yeterliydi. Tamamen başka bir meslekte severek ve yaratıcılığımı ortaya koymak suretiyle tatminkar bir iş hayatım oldu, bu meşguliyet okuma hızımı…

Tesla Bir Başkadır

Aşağıda sunduğum, Tesla ile 116 yıl önce yapıldığı iddia edilen röportaj belki de sadece bir şakadır (aldatmaca demiyorum bile) çünkü önemli olan şu; sizin tanıdığınız Tesla bunları söyler miydi? Benim cevabım: Evet İnsanlar yanılabilir. Einstein da Tesla da yanılmış olabilir. Yanılgı sanılan şey, zaman ve algıya bağlı bir çıkarsamadır. Bence, alemi dinlemek için kendinden sessizleşmek, duyduğunu ifade etmenin zengin yollarını keşfetmek ve denemek her şeydir. asa Gazeteci: Bay Tesla, sizin için kozmik süreçlere karışan biri diyorlar. Sahiden siz kimsiniz? Tesla: Bu doğru bir soru, tüm sorularına cevap vermeye çalışacağım. Gazeteci: Bazıları sizin Hırvat olduğunuzu söylüyorlar. Küçük bir köyde doğmuşsunuz, öyle mi? Tesla: Evet, tümü doğru. Aslen Sırbım. Ancak Hırvatistan benim anavatanım, bundan gurur duyuyorum. Gazeteci: Fütüristler, 20. yy’ın sizin başınızın üstünde doğduğunu söylüyorlar. Manyetik alanı kutsuyor, indüksiyon motoruna ilahiler söylüyorlar. Sizin buluşunuz olan alternatif akım, bugün fizik ve kimyayı dünyanın yarısına hakim kılabilir. Endüstri sizi en büyük hayırsever ilan etmek üzere. Tesla laboratuvarında ilk defa atomu kırabildiniz. Deprem titreşimlerine sebep olabilen bir cihaz yaptınız. Siyah kozmik ışınları keşfettiniz. Beş elementin sırrını araştıran Empedokles gibi, varlığın sırlarına vakıf oldunuz. Birçok kişi için ilahi bir figür gibisiniz. Tesla: Evet, bu anlattıklarınızın bazıları en önemli buluşlarımdan birkaçı. Ancak ben yenilmiş bir adamım. Yapabileceğim…

Kavramsal bir yerinden oynatma

Önsözde Dick’in BK’nin ne olup olmadığıyla ilgili görüşleri var, bu görüşler hikâyeler için bir perspektif oluşturabilir, daha da ötesinde türe burun kıvıranlar için ağza vurmalık terlik vazifesi görebilir. BK iyidir, iyi bir şiir kadar iyidir, bazen daha da iyidir. Dick ne güzel anlatıyor mevzuyu aslında: “Biz bilimkurgu okur yazarları (şu anda bir yazar olarak değil okur olarak konuşuyorum) bilimkurgu okuyoruz, çünkü okuduğumuz bir şeyin, içinde yeni bir fikir olan bir şeyin zihnimizde harekete geçirdiği zincirleme tepkiyi seviyoruz.” (s. 8) Neyse, Dick der ki her uzay macerası BK değildir, ileri teknolojinin yer aldığı her metin BK değildir, bir metnin BK sayılabilmesi için temel malzeme olan ayırt edici yeni bir fikir lazımdır. Ayırt edici ve tutarlı bir fikir. Olmuş veya olabilecek olaylara karşı insanın konumu bellidir; bir yabancı. Geçmiş hatırlanamayacak, bilinemeyecek kadar geride, gelecek yok veya öngörülemez, öyleyse toplumu bu bilinmeyene itmek gerekir. “Bilimkurgunun özü budur, toplum içindeki kavramsal bir yerinden oynatma. Böylece yazarın zihninde yeni bir toplum üretilir, kağıda aktarılır ve kağıttan da okurun zihninde sarsıcı bir şok oluşturur, tanıyamamanın şokunu. Okur okuduğunun gerçek dünyası olmadığını bilir.” Kaynak

Anayasa Değişilik paketine dair sorular

Özetle, eğer bu değişiklik kabul edilirse; kuvvetler ayrılığı tamamen tarihe karışıyor, muhalif ses, eleştiri, tarafsız makam imkanı yok ediliyor. Seçimle geldiği için meclis ve başkan aynı şey değil çünkü başkan toplumun ancak %51 ini temsil ederken meclis %100 ünü temsil ediyor. Değişik fikirler ve tartışma ortamları fikirlerin barbarlaşmasını, yozlaşmasını önler, bu atalarımızdan beri bulunan yegane barış yoludur fakat anayasanın götürülmek istendiği yolda bu olasılık yok edilip yerine bir kişinin dikte ettiği bir yaşam öneriliyor. Söylenecek çok şey var ama, örneğin 18 yaşında henüz hayatın başında hem zihinsel hem duygusal olgunluğa ulaşmamış neredeyse hala ergenlik döneminde olan kişilerin halkı temsilen meclise girmeleri ne anlama geliyor? Bu açıkça halkımızın zaten ergenlik çağında kalmış olduğunun aczinin itirafı gibi oluyor. İtiraf etsek bile uygulamayı kanunen bu yöne mi çekmeliyiz yoksa olgunlaşmak için mi niyet etmeliyiz? Soru çok Reddedilme ve sevilmeme korkusuyla ne kadar önlem alırsanız alın sorunun kökenini beslemekten başka işe yaramıyacaktır. Son beşyüz yıldır halkımızın içine işlemiş olan çocuk eğitim sistemi zaten bu sorunsalı ortaya çıkardı. Peki şimdi bu sorunu alıp ülke idare modeli haline mi getireceğiz? Sonuç: Yarı yoldan dönülsün

Bir Dahi: Ted Chiang -2

Önceki Bölüm için Tıklayınız Yetmiş iki Harf – Ted Chiang 17700 kelime, ilk yayım Tor 2000 ** Nitem: TDK’nın son yıllarda ortaya çıkardığı İLK AD anlamında kullanılmış, ÖN İSİM gibi. Sıfat yerine de kullanıldığı olur. Gençlik yıllarımdan beri ilk isim ve kelime kaynağını merak etmiştim, imkanlarım ölçüsünde her yere baktım ve bir yaratım-büyü dili diyebileceğim ilk dillerin kaynağı nedir bulamadım. Bazı bilimsel tahminler olsa da bunlar da Big Bang teorisi misali şeyler. Dinler ise detay vermeden, Adem’e bu isimleri verdiğini söylemiş geçmiş gibi görünüyor. İşte Ted bu mükemmel öyküde konuyu ilginç bir şekilde işliyor, kaynağı dert etmiyor sadece ilk isimlerin nasıl kullanıldığına dair bizi düşünmeye zorluyor. İnsan Biliminin Evrimi: Metainsan-insan ikiliği üzerinden yürüyor. Metainsan, insanın yarattığı bir üst model. İnsan gibi düşünmüyor, çok daha karmaşık işlemler yapabiliyor ve insanlar onların bilimsel buluşlarını ancak tefsir edebiliyor. Chiang’ın yarattığı bir problem de bu; acaba bazı insanların temel özellikleri farklılaşsa bireysel ve toplumsal yaşam nasıl değişir? (Bodoslamadan kitap -alıntı) Bu kısa öyküde Metainsanlar deneysel araştırmaların üzerinde hakimiyet kurunca bulgularını sadece DST (dijital sinir transferi) üzerinden erişilebilir kılmışlardır.  İnsanların Metainsan durumuna uyumlanabilmesi için embriyo hücre doğumuna başlamadan önce Sugimoto gen tedavisi yapılması gerekiyor fakat aileler çocuklarına bunu yapmak istemiyor çünkü onunla iletişimi kesilecek, toplumun…