Castanedayı Görmek – Sam Keen / Psychology Today – 1972

31 Aralık 2010

Çevirisini yaptığım bu yazı Psychology Today dergisinde Sam Keen ile yapılan ve Aralık 1972 de yayınlanan bir röportajdır.

Castaneda’yı Görmek, Sam Keen

Psychology Today

SK : Sizin üç kitabınızdan don Juan’ı takip ettiğim kadar, bazı zamanlar, onun Carlos Castaneda tarafından yaratıldığından şüphelendim. O gerçek olmak için fazla iyidir – insan doğası ile ilgili bilgisi neredeyse herkesten daha üstün olan bilge bir kızılderili.

CC : Don Juan gibi bir kişiliği benim uydurmuş olma fikri neredeyse inanılmazdır. O, benim Avrupalı entelektüel geleneklerime göre uydurulması güç bir tasvirdir. Gerçek daha tuhaftır. Ben don Juan ile işbirliği için hayatımda yapmam gereken değişikliklere dahi hazırlanmamıştım.

SK : Nasıl ve nerede don Juan ile karşılaştınız ve onun çömezi oldunuz?

CC : UCLA’daki lisans eğitimimi bitirmiştim ve antropoloji için master yapmayı düşünüyordum. Profesör olmaya niyetlenmiştim ve doğru yolla başlayıp tıbbi bitkiler konusunda küçük bir makale yayınlamam gerekiyordu. Don Juan gibi tuhaf bir tip bulmayı aklımdan bile geçirmemiştim. Arizonada bir okul arkadaşımla bir otobüs deposundaydım. Bana yaşlı bir kızılderiliyi işaret ederek peyote ve tıbbi bitkiler hakkında bilgisi olduğunu söyledi. Tüm havamı takınıp ona kendimi tanıttım ve dedim ki: “Biliyorum ki peyote hakkında engin bilgin var. Ben de peyote konusunda bir uzmanım (Weston La Barre’nin Peyote Kültü kitabını okumuştum) benimle yemek yiyerek konuşman işine yarayacak.” Şey, yalnızca bana baktı ve tüm meydan okumam eridi gitti. Dilim tutulmuş ve uyuşmuştum. Genellikle epeyi saldırgan ve konuşkandım, bir bakışla susmam ciddi bir olaydı. Bundan sonra, onu ziyaret etmeye başladım ve bir yıl sonra bana kendi öğretmeni tarafından ona öğretilen büyücülüğün bilgisini bana aktarmaya karar verdiğini söyledi.

SK : demek ki don Juan soyutlanmış bir olay değildi. Orada gizli bilgileri paylaşan bir büyücü topluluğu mu vardı?

CC : Kesinlikle. Üç tane büyücü ve yedi çömezi tanıyorum, birçok başkası da var. Eğer Meksika’nın İspanyol keşfini okursanız, Katolik engizisyoncularının büyücülüğü şeytanın işi saydıkları için başını ezmeye çalıştıklarını göreceksiniz. Bu birçok yüzyıl için böyle oldu. Don Juan’nın bana öğretti çoğu teknik çok eskilere dayanmaktadır.

SK : Büyücülerin kullandığı tekniklerden bazıları geniş çapta başka gizli gruplar tarafında da kullanılıyor. Kişiler genellikle rüya görmeyi kayıp eşyaları bulmakta kullanırlar, ve uykularında beden dışı seyahatler yaparlar. Fakat, don Juan ve Genaro’nun güpegündüz arabanı nasıl yok ettiklerini anlatırken, ben yalnızca kafamı kaşıdım. Biliyorum ki ipnotizma ile olan veya olmayan bir eşya ile yanılsama yaratılabilir. İpnotize edildiğini düşünüyor musun?

CC : Belki de böyle bir şey. Fakat, don Juan’ın dediği gibi, genellikle bildiğimiz gibi birden fazla dünyanın var olduğunu kavramaya başlayarak başlamalıyız. Bizim gerçeklik hakkındaki normal beklentimiz sosyal fikir birliği ile yaratılmıştır. Dünyayı nasıl göreceğimiz ve nasıl düşüneceğimiz bize öğretildi. Sosyalleşmenin aldatmacası, kabul ettiğimiz tanımın gerçek dünyanın sınırlarını belirlediğini bize inandırmasıdır. Gerçeklik dediğimiz şey dünyaya bakmanın yalnızca bir yoludur, sosyal fikir birliği ile desteklenen yol.

SK : Demek ki, büyücü de bir ipnotizmacı gibi farklı beklentiler inşa ederek ve hünerli işaretlerle sosyal fikir birliğine neden olarak alternatif bir dünya yaratır.

CC : Aynen. İyi anladım ki büyücülük Talcot Parsons’un (Amerikalı Sosyolog, Filozof, Biyolog, Ekonomist) fikir yorumlarının koşuludur. Yorum algının ve lisanın toplam bir sistemidir. Örnek olarak, bu oda bir yorumdur. Birlikte bir toplamı oluşturmak için birçok soyutlanmış algıyı – zemin, tavan, pencere, ışıklar, halı vs. – üst üste yığdık. Fakat bu yolla dünyayı birlikte görmek için düşünmemiz gerekir. Bir çocuk, herkesin kabul ettiği tanımlamalara ulaştığını görene kadar dünyayı birkaç ön yargı ile araştırır. Dünya bir anlaşmadır. Yorumlama sisteminin, yürümek gibi bir şey olduğu görülüyor. Yürümeyi öğrenmemiz gerekir, fakat bir kez öğrendiğimizde lisanın kanıtları söz konusu olur ve algı yöntemini kapsar.

SK : O zaman büyücülük, sanat gibi, yeni bir yorum sistemi öğretir. Örneğin, van Gogh geleneksel sanattan ayrılıp “Yıldızlı Geceleri” resmettiğinde şunu söylemek istedi : burada nesnelere yeni bir bakış açısı var/ yıldızlar canlıdır ve kendi enerji alanları çevresinde dolaşmaktadırlar.

CC : Kısmen. Burada bir değişiklik var. Bir sanatçı genellikle eski yorumları yeniden düzenler, kendi bağlı olduğu düşüncelerine uygun olarak. Bağlı olduğu düşünceler, bir uzman olarak, kültürün içindeki anlamı kapsayan bir imasından ibarettir. Örneğin, benim temel düşüncelerim, birçok eğitimli batılı insan gibi, Avrupalı entelektüel dünyadadır. Bir düşünceyi bir diğerine bağlanmadan bırakamazsın. Yalnızca yorumları yeniden düzeltebilirsin.

SK : Don Juan sizi yeniden sosyalleştirdi mi yoksa sosyallikten çıkardı mı? Yeni anlamları olan bir sistem mı yoksa eski sitemi soyarak dünyayı merak eden bir çocuk gibi görmeniz için bir metot mu öğretti?

CC : Don Juan ve ben bu konuda fikir birliğinde değiliz. Ben, onun beni yeniden yorumladığını, o ise yorumdan çıkardığını, söylüyoruz. Bana büyücülüğü öğreterek yeni bir yorum bakışı verdi, yeni bir lisan ve yeni bir dünyayı görme yöntemi. Ludwig Wittgenstein’in dilbilimsel felsefesi hakkında don Juan’na biraz okuyunca o güldü ve : “Arkadaşın Wittgenstein yuları boynuna çok sıkı bağlamış böylece hiçbir yere gidemiyor.” dedi.

SK : Wittgenstein do Juan’ı anlayabilmiş az filozoftan biri. Onun kanısına göre pek çok lisan oyununun bulunduğundan – bilim, politika, şiir, din, metafizik, her biri kendi söz dizimi ve kuralları ile – büyücülüğü bir alternatif algı ve anlamlar sistemi olarak anlayabilmesine müsaade etmektedir.

CC : Fakat don Juan görme olarak kast ettiği şeyin dünyayı herhangi bir yorum katmadan kavramak olduğunu düşünüyor; saf mükemmel bir algı. Büyücülük bu amaç için aracıdır. Dünyanın size her zaman öğretilen kesinliğinin terk edilmesi için dünyanın yeni bir açıklamasının öğrenilmesi gerekir – büyücülük – ancak o zaman eski ve yeniyi birlikte tutabilirsiniz. Ondan sonra hiçbir açıklamanın kesin olmadığı göreceksiniz. Şaşkınlığı terk edeceksiniz; gerçek şaşkınlık dünyayı yorumlamadan görmektir.

SK : Psikotrop ilaç kullanarak yorumlamadan görmenin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

CC : Zannetmiyorum. Timothy Leary gibi insanlarla olan didişmem bu nedenledir. Zannedersem Avrupalılık düşünceleri nedeniyle uydurmaktadır ve yalnızca eski yorumları yeniden düzenlemektedir. Hiç LSD kullanmadım, fakat don Juan öğretilerinden anladığıma göre sıradan yorumlamayı durdurmak, yorumlardaki tezatları abartmak ve kesinlikleri parçalamak için bu kullanılan bu psikotrop ilaçlardır. Fakat tek başına ilaçlar dünyayı durduramaz. Bunu yapmak için bir alternatif tanımlamaya ihtiyacınız var. Bunun için don Juan bana büyücülüğü öğretti.

SK : Bir tarafta Batılıların kesin olarak tek dünya dedikleri sıradan bir gerçeklik var, diğer tarafta ise büyücülerin bir başka gerçekliği. Aralarındaki köklü farklar nelerdir?

CC : Avrupalılarda dünya gözlerin zihne gönderdikleri ile tanımlanır. Büyücülükte ise tün beden bir algılayıcı olarak kullanılır. Avrupalılara göre dünyayı orada görüyoruz ve bizler hakkında konuşuyoruz. Biz buradayız ve dünya orada. Gözlerimiz nedenleri besler ve nesler hakkında doğrusal bilgimiz yok. Büyücülüğe göre ise gözlerin bu zorunluluğu gerekli değildir. Tüm bedenimizle biliyoruz.

SK : Batılılar bir özne ve bir nesnenin ayrı olduğunun varsayımı ile başlarlar. Biz dünyadan soyutlanmış bir durumdayız ve ona ulaşmak için uçurumları geçmemiz gerekir. Don Juan ve büyücülük geleneğine göre, beden zaten dünyadadır. Biz dünya ile birleşik bir haldeyiz, ondan yabancılaşmadık.

CC : Bu doğru. Büyücülüğün faklı bir somutlaşma teorisi var. Büyücülükteki sorun, iyi bir algılayıcı olması için bedeni uyumlu ve düzenli yapmaktır. Avrupalılar bedenlerini bir nesne olarak davranırlar. Onu alkol ile, kötü yiyeceklerle ve kaygı ile doldurur. Bir şey yanlış gittiğinde, mikropların dışarıdan saldırdıklarını düşünürüz, ve bu nedenle iyileşmek için dışarıdan ilaçlar alırız. Hastalıklar bizim bir parçamız değildir. Don Juan buna inanmaz. Onun için hastalıklar insan ile onun dünyası arasındaki uyumsuzluktur. Beden bir farkındalıktır ve ona kusursuz davranılmalıdır.

SK : Bu Norman O’nun dediklerine benziyor. Brown’in düşüncesi de, çocuklar, şizofrenler, ve Dionisos bilincindeki esrik kahinler, nesneleri ve diğer kişileri bedenlerinin bir uzantısı olduğunun farkındadır. Don Juan, bilgi insanının solar plexus’tan (göbek sinir ağı) ışık lifleri ile dünyaya bağlanır dediğinde buna benzer bir şeyi kast etmektedir.

CC : Çakal ile konuşmam cisimleşme ile ilgili farklı teoriler için iyi bir örnektir. Bana geldiğinde ve ben : “Selam küçük çakal. Nasılsın?” dediğimde, “İyiyim. Sen nasılsın?” diye cevap verdi. Şimdi, kelimeleri normal şekilde duymadım. Fakat bedenim .akalın bir şey söylediğini biliyordu ve ben bunu bir karşılıklı konuşma olarak tercüme ettim. Bir entelektüel olarak, karşılıklı konuşmalar ile ilişkilerim o kadar derindir ki, bu hayvanın benimle iletişim kurma hissini bedenim otomatik olarak kelimelere tercüme etti. Bedenimiz bilinmeyeni her zaman bilinen koşullarla görür.

SK : Bilincin büyülü kip’te olduğu sırada, çakalların konuştuğu ve her şeyin uygun ve parlak göründüğü dünyanın canlı bir yer olduğu, insan varlıkları hayvanlar ve bitkiler de dahil olmak üzere her şeyle bir duygu ortaklığındalar. Bizim algılayan ve iletişim kuran tek yaşam formu olduğumuzun kibirli varsayımını terk edersek, her çeşit varlığın bizimle konuştuğunu bulabiliriz. John Lilly yunuslarla konuyordu. Eğer tek zeki yaşamın biz olmadığımıza inanabilirsek, belki de kendimizi daha az yabancı hissedebiliriz.

CC : Herhangi bir hayvanla konuşabiliriz. Don Juan ve diğer büyücüler için benim çakal ile konuşmam alışılmadık bir şey değildi. İşin doğrusu, arkadaş olarak daha güvenilir bir hayvanı seçmem gerektiğini söylediler. Çakallar hilekardır ve güvenilir değiller.

SK : Hangi hayvanlar daha iyi arkadaş olurlar?

CC : Yılanlar müthiş arkadaşlardır?

SK : Bir kez yılanla bir konuşmam olmuştu. Bir gece çocukken yaşadığımız evin tavan arasında bir yılan olduğunu hayal etmiştim. Bir sopa alıp onu öldürmeye çalışmıştım. Sabah kız arkadaşıma rüyamı anlattım ve o, hayali bir tavan arasında olsa bile yılan öldürmenin iyi bir şey olmadığını hatırlattı bana. Gelecek sefer eğer rüyamda bir yılan belirirse, onu beslememi veya dostça davranmamı önerdi. Takriben bir saat sonra az kullanılan bir yolda skooter ile giderken yola uzanmış güneşlenirken beni bekleyen bir buçuk metrelik bir yılanla karşılaştım. Yanına kadar aracımı sürdüğüm halde o hiç kıpırdamadı. Kısa bir süre birbirimize baktıktan sonra, rüyamda kardeşini öldürdüğüm için ona iyi niyetimi göstermeye karar verdim. Kuyruğuna dokundum. Kıvrıldı ve samimiyeti bozduğumu belirtti. Böylece vazgeçtim ve yalnızca seyrettim. Beş dakika sonra çalılıkların arasında kayboldu.

CC : Onu almadın mı?

SK : Hayır.

CC : Çok iyi bir arkadaştı. İnsan yılanları çağırmasını öğrenmesi gerekir. Fakat çok iyi bir durumda olman lazım, dingin, sakinleşmiş – arkadaşlık ruh hali içinde – kuşku veya bir beklentinin olmaması gerekir.

SK : Yılanım bana doğa hakkında her zaman paranoyak hisler taşıdığımı öğretti. Hayvanları ve yılanları tehlikeli olarak tanımlıyordum. Bu karşılaşmadan sonra hiçbir yılanı öldürmedim, ve bir çeşit yaşayan bağımızın olması gerektiği bana daha mantıklı görünmeye başladı. Bizim ekosistemimiz değişik yaşam formları arasında iletişimi gayet iyi bir şekilde kapsayabilir.

CC : Don Juan’nın bu konuda çok enteresan bir teorisi vardı. Bitkiler, hayvanlar gibi, her zaman sizi etkiler. Eğer onları kopardığın için özürdilemezsen, muhtemelen hasta olursun veya kazaya uğrarsın, diyordu.

SK : Amerikan kızılderilileri öldürdükleri hayvanlar için benzer inançları var. Eğer, yaşaman için sana hayatını veren hayvana teşekkür etmezsen, ruhu sana sorun yaratabilir.

CC : Tüm hayatla bir ortaklığımız var. Kasten bitki veya hayvan yaşamını yaraladığımızda, her zaman bir şeyler değişiyor. Yaşamak yerine yaşamı alıyoruz, fakat sıramız geldiğinde gücenmeden, yaşamımızı vermeye hazır olmamız lazım. Kendimizi o kadar önemli ve ciddi sanıyoruz ki, dünyanın büyük bir gizem olduğunu ve eğer dinlersek bunu bize öğretebileceğini unutuyoruz.

SK : Belki psikotrop ilaçlar bir an için soyutlanmış egomuzu yok ederek doğa ile gizemli bir birleşime izin verir. İnsan ve doğa arasındaki duygu ortaklığını unutmamış çoğu kültürlerde törensel olarak psikodelik ilaç kullanımı vardır. Çakal ile konuştuğunda peyote kullanmış mıydın?

CC : Hayır. Hiçbir şey kullanmamıştım.

SK : Bu deneyim don Juan’nın psikotrop ilaçlar verdiği benzer deneyimlerden daha şiddetli miydi?

CC : Çok daha şiddetli. Psikotrop ilaç kullandığım her sefer bir şey aldığımı biliyor ve her zaman deneyimin geçerliliğini sorguluyordum. Fakat çakal benimle konuştuğunda, savunmam yoktu. Hiçbir şekilde bunu açıklayamıyordum. Gerçekten de, kısa bir süreliğine, dünyayı durdurmuş ve Avrupa yorumun sisteminden tamamen ayrılmıştım.

SK : Don Juan’nın çoğu zaman bu farkındalık düzeyinde yaşadığını düşünüyor musun?

CC : Evet. O büyülü bir zamanda yaşıyor ve ender olarak sıradan zamana dönüyor. Ben sıradan zamanda yaşıyor ve ender olarak büyülü zamana gidiyorum.

SK : Fikir birliğinin çiğnenmiş patikalardan bu kadar uzak yerlere seyahat eden biri çok yalnız olmalı.

CC : Sanırım öyle. Don Juan dehşet verici bir dünyada yaşıyordu, ve sıradan insanları çok geride bırakmıştı. Don Juan ve arkadaşı Genaro ile birlikte olduğum zamanda, sıradan toplumun debdebeli hayatının ve referanslar noktalarının dışında yaşadıkları için, onların paylaştığı yalnızlığı ve kederi gördüm. Don Juan’nın yalnızlığı sanata dönüştürdüğünü düşünüyorum. O, mucizeyi, yalnızlığı ve erki içeriyor ve kontrol ederek sanata çeviriyor.

Sanatı yaşam şeklinin mecazi bir yolu. Bunun içi öğretilerinde bu kadar dramatik bir tat ve bütünlük bulunuyor. O, yaşamını bilerek öğretilerine göre yapılandırıyor.

SK : Mesela, don Juan seni tepelere ava götürdüğünde bilerek bir alegori mi sahneledi?

CC : Evet. Spor veya yemek için avlanmasının bir ihtiyacı yoktu. Onu tanıdığım 10 yıl içinde bildiğim kadarı ile yalnızca dört hayvanı öldürmüştür, ve bu yalnızca ölümün onlar veya başka bir şey için ödül olduğundan olmuştur. Kurduğumuz bir kapana tavşan yakalandığı zaman don Juan onun zamanı geldiği için öldürmem gerektiğini söylemişti. Çaresizdim çünkü kendimin tavşan olduğunu hissediyordum. Onu özgür bırakmaya çalıştım ama kapanı açamadım. Ayağımla ezerek kapanı açmaya çalışırken kaza ile tavşanın boynunu kırdım. Don Juan bana, bu fevkalade dünyada varlıkların sorumluluğunu almamın gerektiğini öğretmeye çalışıyordu. Bana doğru eğilerek kulağıma fısıldadı: “Söyledim sana, tavşanın bu güzel çölde dolaşacak zamanı kalmamıştı.” Bana savaşçının yolunu öğretmek için kasten bir metafor yarattı. Savaşçı avlanan ve kişisel erk toplayan bir insandır. Bunu yapmak için sabrını ve azmini geliştirmeli ve her zaman tasarlayarak bu dünyada hareket etmelidir. Don Juan gerçek avı bana öğretmek için, bu çarpıcı durumu kullandı, çünkü doğrudan bedenimle konuşuyordu.

SK : En son kitabın Ixlan Yolculuğunda, ilk kitaplarındaki psikotrop bitki kullanımının don Juan’nın senin büyücülüğü öğretmeye yönelik esas yöntemi olduğu izlenimi tersine çevirdin. Psikotrop bitkilerin yerini onun eğitimindeki yerini şimdi nasıl anladın?

CC : Don Juan psikotrop bitkileri benim çömezliğimin yalnızca orta döneminde kullanmıştır çünkü ben çok aptal, çok bilmiş ve kendini beğenmiş biri idim. Kendi dünya tanımlamamı sanki tek gerçekmiş gibi görüyordum. Psikotrop bitkiler benim yorumlama sistemimde bir uçurum yarattılar. Benim dogmatik kesinliğimi tahrip ettiler. Fakat muazzam bir bedel ödedim. Dünyayı birbirine yapışık tutan zamk eridiğinde, bedenim zayıfladı ve iyileşmem aylar sürdü. Endişeli ve en alt seviyede işlev görüyordum.

SK : Don Juan dünyayı durdurmak içi düzenli olarak psikotrop ilaç kullanıyor muydu?

CC : Hayır. Kendi isteği ile durdurabilir. Psikotrop bitki yardımı olmadan benim görmeye çalışmamın faydasız olacağını söylemişti. Fakat, bir savaşçı gibi davranırsam ve sorumluluk alırsam onlara ihtiyacım olmayacaktı; o zaman yalnızca bedenimi zayıflatacaklardı.

SK : Bu takipçilerinin birçoğu için bir şok etkisi yapacak. Sen psikodelik devrimin kutsal hamisi gibisin.

CC : Şu varki, onların benim hakkımda garip fikirleri var. Kalifornia, Long Beach’te vereceğim bir konferansa gidiyordum, beni tanıyan biri bir kıza beni işaret ederek söyle dedi: “Hey, bu Castaneda.” kız ona inanmadı çünkü benin çok mistik biri olmam gerektiğini düşünüyordu. Bir arkadaşım benim hakkımda dolaşan bir çok hikayeyi toplamıştı. Mistik ayaklarım olduğu fikir birliğine varılmıştı.

SK : Mistik ayak?

CC : Evet, İsa gibi çıplak ayakla dolaştığımı ve nasır olmadığının. Çoğu zaman uyuşturucu almış olduğum farz ediliyordu. Aynı zamanda intihar etmiştim ve birkaç farklı yerde ölmüştüm.

Sınıfımdakiler, fenomenoloji ve aidiyet, ile algı araştırması ve sosyalizasyon konularında konuşmaya başladığımda, çılgına dönüyorlardı. Gevşemeyi, zihinlerini açmak ve uçurmak gibi konuların anlatılmasını istiyorlardı. Fakat benim için kavrayış önemliydi.

SK : İstihbarat süpürgesi ile söylentiler savruluyor. Don Juan hakkında bazı şeyler, ama Castaneda hakkında çok az şey biliyoruz.

CC : Bu bir savaşçının hayatı için tasarlanmış bir plandır. Farklı dünyalara girip çıkabilmek için fark edilmez olarak kalmalısın. Hakkında ne kadar çok şey bilinir ve tanımlanırsa, özgürlüğün o kadar çok kırpılır. Kişilerin, senin kim olduğun ve nasıl davranacağın hakkında kesin fikirleri varsa, o zaman sen hareket edemezsin. Don Juan’nın ilk öğretiği şeylerden biri, kişisel tarihimin silinmesi gerektiğidir. Eğer, yavaş yavaş çevrende bir sis perdesi yaratırsan, o zaman varsayılmış olarak kabul edilmeyecek ve değişim için daha geniş alanın olacak. Bu nedenle konferanslarda ses kayıtlarından ve fotoğraf çekimlerinden kaçınıyorum.

SK : Belki de tarihsel olmadan kişisel olabiliriz. Şimdi sen çömezliğinle bağlantılı psikodelik deneyimin önemini en aza indirdin. Ve sen ortalıkta dolanıp, anlattığın gibi büyücülerin repertuarındaki hileli şeyleri yaparken gözükmüyorsun. Don Juan’nın öğretisinin senin için önemli olan unsurları nelerdir? Onlar tarafından değiştirildin mi?

CC : Bence, son amacı dünyayı durdurmak olan, savaşçı ve bilgi adamı olma fikri, en çok uygulanabilir olanıdır. Yaşamımı kontrol edebilme yeteneği bana huzur ve güven veriyor. Don Juan’la ilk karşılaştığım zaman çok az kişisel erkim vardı. Hayatım çok tutarsızdı. Brezilyadaki doğum yerimden çok uzun bir yoldan gelmiştim. Görünüşte, kavgacı ve kendini beğenmiş biri idim, aynı zamanda, kararsız ve kendimden emin değildim. Her zaman kendim için mazeretlerim vardı. Kendime acıma ile o kadar çok dolu idim ki, bir keresinde don Juan beni profesyonel bir çocuk olmakla suçladı. Kendimi rüzgardaki bir yaprak gibi hissediyordum. Genelde pek çok entelektüel gibi sırtım duvara değmişti. Gidecek yerim kalmamıştı. Beni gerçekten heyecanladıracak herhangi bir yaşam tarzı bulamıyordum. Tek yapabileceğim şey, sıkıntılı bir hayata olgun biri gibi bazı düzenlemeler yapmak, veya eğlenmek için psikodelik ilaç ve ot kullanmak ve seks maceralarına atılmak gibi daha karışık yollar bulmaktı. Tüm bunlar benim iç gözlem alışkanlıklarımdan abartılmıştı. Her zaman kendime bakıyor ve kendim ile konuşuyordum. İç sesim seyrek olarak duruyordu. Don Juan gözlerimi dışa çevirtti ve kişisel erk toplamayı öğretti. Eğer biri coşkulu bir hayat yaşamak istiyorsa bunun başka bir yolu olduğunu zannetmiyorum.

SK : eski filozofların oyunu olan ölümü gözlerinin önünde tutarak seni bağladığı gözüküyor. Don Juan’ın yaklaşımının ne kadar olağanüstü olduğuna çarpıldım. Platon’un, bir filozofun gerçek dünyada herhangi bir ilerlemeye başlamadan önce ölümü öğrenmesi ve Martin Heidegger’in insanı ölüme-giden-varlık olarak tanımlaması fikirleri, kulaklarımda yankılandı.

CC : Evet, fakat don Juan’ın yaklaşımının tuhaf bir kıvrımı var çünkü ölümün hissedilen ve görülen fiziksel oluş olduğu büyücülük geleneğinden geliyor. Büyücülükteki yorumlardan biri şöyle der: ölüm solunda duruyor. Ölüm, sana doğruyu söyleyen kesin nasihatler veren, tarafsız bir yargıçtır. Hepsinden başka, ölümün acelesi yok. Seni yarın, veya gelecek hafta, ya da 50 yıl sonra alacak. Onun için fark etmez. Neticede hatırladığın bir anda öleceksin, ve bu ölüm doğru boyutta olacak.

Sanırım bu fikri yeterli derecede inandırıcı yapamadım. “Ölüm solundadır” yorumu, entelektüel bir konu değil, bir algılamadır. Bedenin uygun bir şekilde dünyaya uyumlu ise ve gözlerini sola kaydırırsan, olağanüstü olaya şahit olacaksın, bir gölge gibi ölümün varlığına.

SK : Varoluşçu gelenekte, sorumluluk tartışmasını genellikle ölüm tartışması takip eder.

CC : O halde don Juan iyi bir varoluşçudur. Yaşamımın bir dakika daha var olup olmadığını bilmenin bir yolu olmadığı zaman, bunun hayatımın son dakikası gibi yaşamalıyım. Her eylem savaşçının son mücadelesidir. Bu nedenle her şeyin kusursuz yapılması lazım. Hiç bir şeyi askıda bırakmamak gerekir. Bu fikir beni özgürleştirmiştir. Bu burada seninle konuşuyorum ve belki artık hiçbir zaman Los Angeles’e geri dönmeyeceğim. Fakat bunun bir önemi yok, çünkü ben daha gelmeden her şeyi zaten hallettim.

SK : Bu ölümlü dünya ve kesinlik, sonsuz zaman vizyonunun seçimin trajik kalitesini tahrip eden psikodelik ütopyalardan çok uzak bir yoldadır.

CC : Ölüm senin solunda durduğunda, bir takım kararlarla kendi dünyanı yaratmalısın. Burada küçük veya büyük kararlar yoktur, yalnızca şimdi alınması gerekli olan kararlar vardır. Kararsızlık veya pişmanlık için vakit yok. Eğer vaktimi dün yaptıklarımın pişmanlığı ile harcarsam, bugün vermem gereken kararları eksiltmiş olurum.

SK : Don Juan sana kararlı olmanı nasıl öğretti?

CC : Hareketleri ile bedenimle konuştu. Benim eski yöntemim her şeyi askıda bırakmak ve hiçbir şeye karar vermemekti. Benim için kararlar çirkin şeylerdi. Hassa bir insan için karar vermek zorunda olmak bana haksızlık gibi görünürdü. Bir gün don Juan bana şöyle bir soru yöneltti: “Benim ve senin eşit olduğumuzu düşünüyor musun?” Ben entelektüel bir üniversite öğrencisi idim, o ise yaşlı bir kızılderili idi, ben lütfederek söyle cevapladım: “Tabi ki eşitiz.” Buna karşı, “Ben öyle olduğunu zannetmiyorum. Ben bir avcı ve savaşçıyım, sen ise bir pezevenksin. Ben her an yaşamımı özetlemeye hazırım. Senin kararsızlık ve keder dolu çürük dünyan benimki ile eşit değil.” Al İşte, ben kendimi çok aşağılanmış hissettim ve gitmek istiyordum ama çölün ortasındaydık. Yere çöktüm, kendi egomun tuzağına düşmüştüm. O, eve gitmeye karar verene kadar bu şekilde oturarak bekleyecektim. Birkaç saat sonra, don Juan’nın eğer beklemesi gerekiyorsa burada sonsuza kadar kalacağını anladım. Neden beklemesin ki? Askıda olan bir işi olmayan biri için bu onun erki idi. Sonunda farkına vardım ki bu adam, 20 tane yeni yıl kararı verip sonra tamamından vazgeçen baban gibi biri değildi. Don Juan’ın kararları ilgili olduğu süre için değiştirilmezdi. Ancak bir başka karar nedeniyle iptal edilebilirdi. Bu nedenle kalktım ona doğru giderek dokundum, o da kalktı ve eve gittik. Darbenin etkisi muazzamdı. Beni, savaşçının yolunun, coşkulu ve güçlü bir yaşam yolu olduğuna ikna etti.

SK : Kararın içeriği çok da önemli değildi, önemli olan karalı olmaktı.

CC : Bu don Juan’ın işaret dili olarak kast ettiği şeydi. İşaret dili karar vermekten gelen gücün üstlendiği planlanmış bir harekettir. Örnek olarak, eğer bir savaşçı uyuşmuş ve üşümüş bir yılan bulursa, onu ısırılmadan, sıcak bir yere götürecek bir yol bulması için çabalaması gerekir. Savaşçı bu işareti yalnız gırgır için yapmalıdır. Fakat mükemmel uygulamalıdır.

SK : Varoluşçu felsefe ile don Juan’nın öğretileri arasında birçok benzerlikler olduğu görülüyor. Karar verme ve işaret konularında söylediklerin don Juan’nın, Nietzsche ve Sartre gibi, azmin insanın en temel yeteneği olduğuna inandığını akla getiriyor.

CC : Sanırım söylediğin doğru. Kendi adıma konuşmam gerekirse. Yapmak istediğim, ve belki de başardığım, kontrolü nedenden ayırmaktır. Zihnim tüm yaşamımı kontrol etmektedir ve eğer kontrol etmeyi bırakırsa beni öldürür. Çömezliğimin bir noktasında derin bir depresyona girdim. Dehşet, hüzün ve intihar düşüncesi ile bunaldım. Sonra, bunlar kontrolün elden kaçmaması için yaptığı sağduyunun yaptığı aldatmacaların sonuçları olduğuna dair don Juan beni uyardı. Sağduyum, bedenimin yaşamın bir anlamı olmadığını hissetmeye sebep olduğunu söyledi. Zihnim bunu savaşı sürdürdüğü ve kaybettiğinde, sağduyu bedenin uygun bir aracı olduğunu farz eder.

SK : “Sağduyunun ne olduğunu bilmediği, kalbin kendi sağduyusu var” ve bu bedenin geri kalanı için de geçerlidir.

CC : Konu budur. Bedenin kendi bir iradesi var. Daha doğrusu, irade bedenin sesidir. Bunun içi don Juan sürekli olarak öğretilerini dramatik bir şekle sokmaktaydı. Benim zihnim kolaylıkla büyücülüğün dünyasını saçmalık diye defederdi. Fakat bedenim bu dünyayı ve yaşam tarzını cazip bulur. Ve beden bir kez bunu başardığında, yeni ve daha sağlıklı bir saltanat kurulur.

SK : Don Juan’nın rüya ile ilgili teknikleri beni meşgul eden rüya görüntülerini gönüllü kontrol etme ihtimalini akla getirdi. O, her ne kadar, iç dünya ile kalıcı, istikrarlı bir gözlem kurmayı önerse de, bana don Juan’nın rüya eğitiminden bahset.

CC : rüya görmede esas numara rüya görüntülerini dikkatli görmeye yetecek uzunlukta tutmayı becermektir. Bu çeşit bir kontrolü elde etmek için ihtiyacın olan bir şeyi peşinen seçmek ve rüyanda onu bulmayı öğrenmektir. Don Juan, ellerimi sabit bir nokta gibi kullanmamı, ve onlar ile görüntüler arasında ileri geri gitmeyi önerdi. Birkaç ay sonra, ellerimi bulmayı ve rüyayı durdurmayı öğrendim. Bu teknikle o kadar büyülendim ki uyumayı bile zorla bekler oldum.

SK : Rüyada görüntüleri durdurmak, dünyayı durdurmak gibi bir şey midir?

CC : Benzer bir şey. Fakat bazı farklılıklar da var. İradenle ellerini bulma kabiliyetine ulaşırsan, bunun yalnızca bir teknik olduğunun farkına varıyorsun. Bundan sonrası kontrol ile ilgilidir. Bilgi adamı kişisel erk toplamalıdır. Fakat bu da dünyayı durdurmak için yeterli değildir. Aynı zamanda bir coşku da gereklidir. Zihnindeki iç sesini susturmalı ve kendini dış dünyaya teslim etmelisin.

SK : Don Juan’nın dünyayı durdurmak için sana öğretti birçok teknikten, hangisini halen kullanıyorsun?

CC : Şu andaki esas denetimim alışkanlıklarımı bozmaktır. Her zaman çok düzenli bir kişi olmuşumdur. Belli saatlerde yer ve uyurdum. 1965’te alışkanlıklarımı değiştirmeye başladım. Gecenin sakin saatlerinde yazıyor ve ihtiyaç hissettiğim saatte yiyor ve uyuyordun. Şimdi pek çok önceleri alışkanlığım olan pek çok şeyi artık bıraktım, kendim için dahi bilinmez ve sürpriz biri oldum.

SK : Senin denetimin bana iki müridin mucizevi güçler hakkındaki övünmesini anlatan bir Zen hikayesini hatırlattı. Bir mürit üyesi olduğu tarikatın kurucusundan nehrin bir yakasında dururken karşı kıyıdaki yardımcısının elindeki bir kağıda Buda’nın ismini yazmasını istedi . İkinci mürit ise bu tür bir mucizenin etkileyici olmadığını söyledi. “Benim mucizem,” dedi, “aç olduğumda yemek, susadığımda su içmektir.”

CC : Beni, Don Juan’nın gösterdiği yolu takip etmeye iten bu dünyadaki sorumluluk unsuru idi. Dünyayı aşmaya gerek yok. Bilmemiz gereken her şey karşımızdadır, eğer dikkat edersek tabi. Olağan dışı bir gerçeklik durumuna girersen, psikotrop ilaç kullandığında olduğu gibi, sıradan gerçekliğin mucizevi karakterini görmek için ihtiyacın olan şey kendini oradan geri çekmendir. Benim için yaşam yolu – yüreği olan yol – iç gözlem veya mistik kendini aşmak değil, dünyada var olmaktır. Bu dünya savaşçının avlanma alanıdır.

SK : Senin ve don Juan’ın çizdiği dünya resmi, büyülü çakallarla doludur, büyülenmiş kargalar ve güzel büyücüler. Seni nasıl bağladığını görmek kolay. Fakat modern şehirli kişilerin dünyası için nasıl olacak? Büyü oranın neresinde? Eğer hepimiz dağlarda yaşasaydık mucizeyi canlı tutardık. Fakat bir yarımız otobana yakınlaştığında bu nasıl mümkün olacak?

CC : Bir keresinde ben de don Juan’a bu soruyu sormuştum. Yuma’da bir kafe’de oturuyorduk, eğer kendisi ile birlikte çölde yaşarsam benim de dünyayı durdurup görebileceğim aklıma geldi. Camın dışında geçen arabalara baktı ve dedi ki : “Bu, dışarısı, senin dünyan.” Ben şimdi Los Angeles’te yaşıyorum ve bu dünyadaki ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. Düzenli bir dünyada alışkanlıklar olmadan yaşamak bir mucizedir. Ama bu yapılabilir.

SK : Ses seviyesi ve insanların sürekli baskısı, dünyayı durdurmak için gerekli olan sessizliği ve yalnızlığı tahrip ettiği görülüyor.

CC : Aslında değil. Gürültü bu iş için kullanılabilir. Otobanın gürültüsünü dış dünyayı dinlemeyi öğrenmek için kullanabilirsin. Dünyayı durdurduğumuzda, aslında durdurduğumuz bu dünya, genellikle bizim iç konuşmamızla sürdürdüğümüz dünyadır. İçsel boşboğazlığımızı durdurduğumuzda, eski dünyamızı da sürdürmeyi durdururuz. Tanım çöker. Bu kişisel değişimin başladığında olur. Seslere yoğunlaştığında, farkına varırsın ki beyninin tüm sesleri sınıflandırması zorlaşır, ve kısa bir sürede bunu yapmaktan vaz geçersin. Bu, bizi sınıflandıran, biçimlendiren ve düşünmeye sevk eden, farklı bir görsel algı gibidir. Konuşmayı kestiğinde, sınıflandırmadığında ve yargılamadığında çok huzur vericidir.

SK : İç dünya değişir, fakat dış dünya için ne oluyor? Bireysel Bilinçlere köklü değişiklikler yapabiliriz, fakat halen yabancılaştırmanın yarattığı sosyal yapıya dokunamayız. Sizin düşüncenizde sosyal veya politik bir reform var mı?

CC : Ben entelektüellerin her zaman politik ve sosyal devrimler hakkında konuştuğu ve birçok bombanın patladığı Latin Amerika’dan geldim. Fakat devrim çok şeyi değiştirmedi. Binaları bombalamak için biraz cesaret verdi, fakat sigara ikram etmek, veya endişeli olmayı durdurmak, veya içsel gevezeliği durdurmak için kendini yenilemen gerekir. Burası gerçek reformun başladığı yerdir. Çok uzun olmayan bir süre önce, bir tatil esnasında, don Juan ve ben Tuscon’da bulunuyorduk. Bazı insanlar ekoloji ve Vietnam savaşı hakkında bir konferans veriyordu. Bu adam devamlı olarak sigara içiyordu. Don Juan, “Kendi bedeni ile ilgilenmeyen bu adamın başka insanların bedeni ile ilgilenebileceğini düşünemiyorum.” dedi. Bizim ilk ilgimiz kendimizin olması gerekir. Ancak kendim enerjimin zirvesinde olduğumda ve karamsar olmadığımda arkadaşımı düşünebilirim. Bu durumda olmak için ise bedenimi düzenli tutmalıyım. Herhangi bir devrim burada, bu bedende başlamalı. Kültürümü değiştirebilirim, ama bunu yalnızca kusursuz bir şekilde bu acayip dünyaya uyumlu olan bir bedenin içinden yapabilirim. Benim için, gerçek başarı savaşçı olma sanatıdır, don Juan’nın dediği gibi, insan olma mucizesi ile insan olmanın dehşetini dengelemenin tek yoludur.

Psychology Today

Yayın Tarihi : Aralık 1972

Çeviri : Aki

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir