Carlos Castaneda – Time Dergisi Söyleşi – 1973

31 Aralık 2010

Carlos Castaneda Time Dergisi Söyleşi

Don Juan ve Büyücünün Çırağı

Meksika sınırı önemli bir bölünmeyi ifade eder. Altında Batının “mantık” yapısı çalkanıyor ve darmadağın oluyor. Toplumun bilinen yapı taşları – arazi sahipleri ve köylüler, rahipler ve politikacılar – brujolar (falcılar) ve karizmatikler (etkileyiciler), büyücüler ve kahinler ile tuhaf bir zeminde oturuyor esrarlı Meksika’da. Çoğu uygulamalar 2,000 hatta 3,000 yıl öncesine Aztek ve Tolteklere dayanıyor. Dört yüzyıllık Katolik baskısı inanç adına alay konusu ve işkence yaparak bu alt kültürleri yok olma aşamasına getirdi. Ancak beş yıl önce (bu yazı 1973 yılında yayınlandı) tahmin edilemeyecek bir şekilde tutucu Kalifornia Üniversitesi Yayın evi tarafından yayınlanan bir kitap 70’lerin başında çok satan oldu.

YAŞLI YAQUİ. Bu kitap Don Juan’ın öğretileri idi. Devamında Bir Başka Gerçeklik ve Ixtlan Yolculuğu Amerikalıları, yazar CC ve Sonorada yaşayan gizemli yaşlı Yaqui Kızılerilisi Juan Matus’un, tutkulu şahısları yaptı. Özünde, Castaneda’nın kitapları bir Avrupalı mantıkçının nasıl bir Kızılderili Büyücüye dönüştüğünün hikayesidir. Bu on yılı kapsayan sürede, don Juan’ın esrarengiz, yorucu ve bazen de komik olan vesayeti ile genç bir akademisyen, büyücülerin dünyasındaki “başka gerçekliğe” girdi ve bunu kavradı. Bu aydınlanma bu günkü Amerikalılar için sıradan bir meseledir, örnek: Herman Hesse’in romanı Sidarta. Aralarındaki fark Castaneda’nın don Juan’nı bir düş kahramanı olarak değil fakat süslenmemiş ve belgelenmiş gerçek bir kişi olarak takdim etmesidir.

Kurnaz, zayıf ve yaşlı büyücü ile akademik yapılı sıradan insan ilk olarak, Castaneda’nın psikotrop bitkilerle deneyimlerini yazması nedeniyle, alt kültürden gençler arasında okuyucu kitlesi edindi. Öğretiler haftada 16,000 ortalama ile 300,000 fazla sattı. Fakat, Castaneda’nın kitapları psikotrop bitki reklamı değildi ve şimdi orta sınıf ve sıradan insanların satın aldığı kitaplar oldu. Ixtlan da bir çoksatan oldu ve böylece yazarını milyoner yaptı.

Don Juan’ın öğretileri tam da her zamankinden daha çok Amerikalı gerçekliğe “mantıklı olmayan” bir yaklaşımı düşünmeye istekli oldukları bir anda yayınlandı. Bu yeni açık fikirlilik kendini birçok seviyede gösteriyordu. Tabi ki, Castaneda’nın yükselen şöhreti şüpheleri de beraberinde getirdi. Don Juan’nın başka bir kanıtlanabilir şahidi yoktu, ve Yaqui’lerde Juan Matus ismi kuzeydeki John Smith kadar çok kullanılan bir isimdi. Castaneda gerçek miydi? Eğer öyle ise Don Juan’nı o mu yarattı?

Tüm ihtimallerin arasında, bir şey kesindi. Castaneda adında biri vardı: yaşıyordu ve Los Angeles’te idi, bu geveze, esmer antropoloğun, Volkswagen bir minibüsü, Master Charge kartı, Westwood’da bir apartman dairesi ve bir yazlık evi gibi sağlam, yaşayan biri olduğunun kanıtları vardı. Şu anda “mümkün olduğu kadar ulaşılmaz” bir şekilde Los Angeles’te yaşıyordu, ve Malibu’nun yakınlarındaki bir dağ tepesindeki Pasifik denizine bakan kayalıklarda, kendisinin ve Don Juan’nın “erk noktası” dediği bir yerde kendisini zaman zaman sarj ediyordu. Castaneda’nın hayatını derinlemesine araştırmak isteyen biri kendini bir tezatlar labirentinde bulur. Fakat bu durum Castaneda hayranlarının hiç de umurunda değildi. “Duruma bir de bu yönden bakın,” diyordu biri. “Eğer Carlos kendi ve don Juan hakkında gerçeği söylüyorsa, o büyük bir antropologdur. Yok eğer bunlar hayal ürünü ise, o büyük bir romancıdır. Her halükarda Carlos kazanır.”

Castanedanın açıkladığına göre büyücünün eğitimi çok çetindir. Genç antropoloğun dünyayı yorumlama şekli, veya her ne “gerçek” olarak adlandırılıyorsa don Juan tarafından tahrip edilir. Öğretiler bunun ilk adımıdır. Doğal ilaçları da kapsarlar. Bunlardan biri don Juan’nın Mescalito olarak adlandırdığı ve “yaşamın doğru yolunu gösteren” güçlü bir öğretmen olan peyote kaktüsüdür. Diğeri, don Juanın amansız bir kadının varlığı olarak anlattığı Jimson otudur. Üçüncüsü “küçük duman” dediği kurutulmuş mantar ve ada çayının da olduğu birkaç başka otla karıştırılan humito’dur. Bu ritüel bir pipo ile kehanetler için tüttürülür.

Don Juanın dediğine göre bu ilaçları kullanılmasını öğrenmesi gerekir, çünkü bunlar “bilgi adamı” nın dünyasındaki “erk” lere ulaşmayı sağlar. Don Juan tarafından hazırlanan bu ilaçlar Castanedayı birbirini takip eden dehşetli veya esrik karşılaşmalara sürekledi. Peyoteyi çiğnedikten sonra Castaneda Mescalito ile bir siyah köpek olarak karşılaştı. Humitoyu tüttürdükten ve çakalla konuştuktan sonra “diğer dünyanın gardiyanını” gördü. Datura ile bedenini ovduktan sonra ise uçma ile ilgili tüm hisleri deneyimledi.

Her şeye rağmen, olanlar hakkında pek bir fikri yoktu. Ne olduğundan emin değildi veya “gerçekte” olup olmadığından da. Bu yorumların don Juan tarafından yapılması gerekiyordu.

O halde neden bir sürü iyi ve kötü yolculuk yorumları dolu bir süre içinde Castanedanın hisleri başkalarından daha önemlidir. Birincisi, bir sistem içinde yönetildiklerinden. İkincisi, çünkü Castaneda pek çok inandırıcı ve olağan dışı not tutmuştur. Peyote ile ilgili bir notunda, “bir an çevremde çok alçak ve dar bir tünel oluştu, sert ve tuhaf bir şekilde soğuktu. Bir folyo’ya dokunuyormuş gibiydi. Tünelin sonunda birçok virajı yavaşça geçmem gerektiğini hatırlıyorum; sonuna ulaştığımda, eğer ulaştıysam, kendim, don Juan ve köpek hakkında her şeyi unutmuştum.” Belki de en önemlisi, Castaneda hep bir rasyonel olarak kalmıştır. Onun kaynağı sorulardı; ısrarlı olarak, beceriksizce don Juan ile Sokratik bir diyalog sürdürmeye çalışıyordu:

“Bir kuş gibi mi uçtum?”, “Her zaman cevaplayamayacağım sorular soruyorsun… bilmek istediğinin bir önemi yok. Kuşlar bir kuş gibi uçar, datura alan bir adam da adam gibi uçar.” “O halde ben gerçekte uçmadım, don Juan. Uçtuğumu hayal ettim. Bedenim neredeydi?” ve bu böyle devam ediyordu.

Onun hesabına göre Castanedanın ilk çömezliği 1961 ile 1965 arasındaydı, gerçeklik hissini kaybettiğinin dehşetine kapıldığında – bu arada binlerce sayfa nota da sahip olmuştu – don Juan’dan uzaklaştı. 1968’de Öğretiler yayınlandığında, don Juan’a bir kitap vermek için Meksika’ya tekrar gitti. Böylece eğitimin ikinci safhası başlamış oldu. Kademeli olarak Castaneda anladı ki psikotropik ilaç kullanımı bir son değildi ve büyücünün yoluna ilaçsız da devam edilebilirdi.

Bu fikir onun isteğini keskinleştirdi. Don Juanın bilgi adamının gelişmesinin ilk önce bir “savaşçı” olarak başlayacağına ısrar etti. Savaşçı her ediminin belki de son edim olacağını bilir. O tek başınadır. Ölüm hayatın temelidir, ve her zaman kusursuz olması gerekir. Bu kitabın anahtar düşüncesidir. Savaşçının amacı “bilgi adamı” olmanın yolu büyücünün “görme” ediminden geçer. Don Juan’nın sisteminde “Görmek” dünyayı doğrudan deneyimlemek, yorumlamadan özünü kavramaktır. Castanedanın ikinci kitabı, Bir Başka Gerçeklik, don Juan’nın mantar tüttürme ile “görme”ye ikna gayretlerini anlatır. Ixtlan Yolculuğunda, birçok çöl deneyiminde Castanedayı peyote, datura ve mantar ile tanıştırır, datura ve mantar ikinci adım ile ilgilidir: ilaç kullanmadan “görmek”.

“Zor olan, yalnız gözlerle değil, tüm beden ile algılamaktır.” der Castaneda, “Dünya akışkan, muazzam hızlı ve eşsiz olaylarla dolu bir yer olur. Bedenini iyi bir alıcı yapmak için düzeltmelisin; beden bir farkındalıktır ve kusursuz davranmalıdır.” Söylemek yapmaktan kolaydır tabi. Eğitim özenle planlanıyor, çöldeki hayvan ve kuşlarla, ses ve gölgelerle, rüzgarla, ve bir şamanın ruhunun varlığı ile yüz-yüze geleceği: erk alanları, sığınak çukurları gibi göstermelik uyarlamalar dahi kullanılıyor. Castaneda eğitimini, avcı ve bitki toplayıcısı, tavşan tuzakçısı olarak ilginç bir şekilde tarif ediyor. Don Juan ve çöl gelişigüzel ve ilaç kullanmadan “görmeye” veya Yaqui’lerin dediği gibi “dünyayı durdurmaya” olanak verdi. Fakat bu şartlarda özgür deneyimin yorumu Castaneda takipçilerinin dahi tanımlamaktan sakındığı bir durumdur.

BİLGE. Herkes olamaz, olmadı veya olmayacak. Fakat bazı bölgelerde Castaneda’nın işleri, batıda Materyalizm tarafından örtülmüş ve Rönensastan beri Pascal’ın umutsuzluğu ile ihmal edilmiş olan uyanışın idraki ölçüsüz olarak beğenilir. Esalen Enstitüsünün kurucusu olan Mike Murphy, “Don Juanın başlıca öğrettiği dersler Hindistan’ın büyük bilgeleri ve modern zamanların spiritüel ustaları tarafından öğretilen zamana bağlı olmayanlar ile aynıdır. Yazar Alan Watts ise Castaneda’nın kitapları hem Musevi-Hristiyan hem de insanların körlemesine inandığı mekanik görüşlere bir alternatif olduğunu iddia ediyor. “Don Juan’nın yolu, kendimizi doğadan ayırmadan şerefli bir pozisyona oturtarak, insanı merkezi ve önemli bir şey olduğunun bakışını getiriyor.”

Fakat, bu destek ve paralellikler, Castaneda’nın kitaplarını dünyasal önemini daha geçerli yapmaz: yani,onlar antropolojidir, Juan Matus adındaki bir şamanın anlatımı ve eylemleri ile gösterilen, Meksika yerli kültürüne özel doğruların görünüşü ile ilgilidirler. Bu ispat don Juan’nın var oluşunun güvenilirliğinin ve Castaneda’nın bir şahit olmasının dayanağıdır. Castaneda’nın yazdıklarında arkasında don Juan’nın yaptıklarının ve söylediklerinin doğrulaması yoktur, hatta varlığının bile çok az kanıtları vardır.

Öğretiler ortaya çıktıktan sora, taraftarlar ve alt kültür takipçileri Meksika’yı bu yaşlı adam için taramaya başladılar. İlk toplantı Meskalito Otelindeki Brujo Bar’da yapıldı. Bu esnada Meksikalı gençler otoritelerinin Castaneda kitap çevirilerinin yayınlanmasına izin verilmemesine kızdılar. Don Juan takipçisi olan bir bir öğrenci: “Eğer kitaplar yayınlansa, don Juan için arama kolaylıkla bir altın arama paniğine dönüşebilirdi.” dedi.

Castanedan’nın iddiasına göre öğretmeni 1891 yılında doğdu ve tüm Meksika’daki sürgün Yaquiler gibi 1890’dan 1910’na kadar eziyet çekti. Ailesi askerler tarafından katledilmişti ve bir göçebe olarak yaşamıştı. Bu durum don Juan büyücülüğünün neden değişik kültürlerin şamanik inançlarının karışımı olduğunu açıklamaktadır. Bu inançlardan birçoğu Yaquileri temsil etmemektedir. Birçok yerli kabilesi, Huichol’lar gibi, ayinlerde peyote kullanırlar, bazılarında ise Hristiyanlık ile Şamanizmin bir karışımı olan uygulamalar vardır, fakat Yaqui’lerde peyote kullanımı yoktur.

Don Juanı bulmak zordu, çünkü hayranlarından uzak kalarak onları zekice usandırdı. Belki de o karışık bir yerli, başkalarının bir kolaj’ı olduğundan, veya Castaneda tarafından uydurulmuş hayali bir şaman olduğundan bulunamadı.

Castaneda yazılarının koyu takipçilerinin arasında dahi bu konudaki inançları sert ve tamamen farklı idi. “Yazar Joyce Carol Oates yumuşak bir şekilde “Kitapların kurgusal olmaması mümkün mü?” diye sormaktaydı. “Bana, genç birinin gerçekliği ‘başka bir yolla’ kabul edişinin dikkate değer bir Herrman Hesse türü sanatsal çalışmasıdır, gibi görünmektedir. Çok güzel yapılandırılmışlar ve don Juan karakteri unutulmazdır. Burada romancıya özgü bir ivme, meraklı bir faaliyet, kademeli olarak açığa çıkan bir karakter yakalanmıştır.”

GULİVER. Castaneda’nın kitapları iyi ayarlanmış bir Bildungsroman (Karakteri gelişen bir roman türü) gibi okunması gerekir. Fakat antropolojistler, yazınsal mükemellik’ten çok şamanın belirsizliğinden kaygılanırlar, ve onun Yaqui’lerden belirgin kopukluğu gibi. “İnanıyorum ki, temel olarak bu iş büyük ölçüde hayal ürünüdür,” diyor, Meksika Antropoloji Müzesi Başkanı, Jesus Ochoa. Northwestern Üniversitesinden Dr. Francis Hsu: “Castaneda yeni bir çılgınlıktır. Kitaplarından Guliverin Hikayeleri kadar hoşlandım.” diyor. Fakat Castaneda’nın UCLA daki kıdemli meslekdaşları, ki eski talebelerine Ixlan için Ph.D. (Felsefe Doktorası) unvanı vermişlerdi, kesinlikle aynı fikirde değillerdi. Bir profesörün dediği gibi Castaneda, bir “Yerli Deha” idi, onun için bürokrasi ve bürokratik saçma sapan laflar silinmişti; bir şahit olarak onun gerçekleri söz konusu bile değildir.

En azından, “Juan Matus” öğretmeninin özel yaşamını korumak için kullanılan bir takma ad olduğu açıktı. Kitaplardaki ana tema ulaşılmaz ve anlaşılmaz olma ihtiyacı idi. Don Juan, Castaneda’yı kendisine benzemeye ve yalnız algıyı körelten günlük işlerden değil aynı zamanda kendisini sınırlayan geçmişinden de kendisini özgürleştirmeye zorladı. Ixlan’da “Hiç kimse benim kişisel geçmişimi bilmiyor,” dedi yaşlı adam. “Hiç kimse benim kim olduğumu veya ne yaptığımı bilmiyor. Ben dahi… biz her şeyi gerçek olarak kabul ederiz, veya etmeyiz. Eğer ilk önermeyi kabul edersek, kendimizden ve dünyadan ölümüne sıkılırız. Eğer ikinci önermeyi kabul edersek ve kişisel tarihimizi silersek, ilginç ve gizemli bir durum yaratan, çevremizde bir sis perdesi oluştururuz. “

Castaneda’nın yaşamının kesinliği için umutsuzca kızgın olan biri için, don Juan’nın çırağı kalben çok ders almıştır. Öğretiler’in yeni akımın çok satanı olduktan sonra, yazarın, beyni gizemli alkaloidler tarafından yakılarak kömürleşmiş labirent gibi olan, ve şapkasında bir karga ile çölde sendeleyen, Akademik Asit El Freako olduğu kanısı çokça geçerli idi. Fakat Castaneda’nın anlamı kestane ağacı idi, ve adam biraz kestaneye benziyordu: görünüşe göre vitaminlerle beslenmiş, tıknaz ve nazik bir Latin Amerikalı. Kara kıvırçık saçları kısa kesilmişti, ve gözleri nemli bir uyanıklık ile parıldıyordu. Koyu renk iş elbiseleri veya spor gömlekli kılığı ile, Castaneda adını saklamakta tutucu davranıyordu. Kendi ile alay eden ve şaşkınlık verici bir akıcılıkla, durmadan ağzından dökülen kelimeler onun süslü elbiseleri idi. “Hey, ben saçmalayan biriyim!” diyerek kütük gibi nasırlı ellerini açarak gevezelik ediyordu. “Hey! Etrafa palavra atmayı nasıl da seviyorum!”

SİS. Castaneda sigara ve içki içmediğini söylüyor; marihuana kullanmıyor; kahve dahi sinirlerini ziplatıyormuş. Bir tek don Juan ile ilaç kullanımını deneyimledi ve artık hiç peyote kullanmıyor. Asit kültürü ile ilişkisi verimsiz olmuş. 1964’te bir partiye davet edildiğinde Timothy Leary gibi aydınlarla karşılaşmış ancak şu konuşmayı mantıksız bulmuş; “Onlar çocuktu, gizli şeylerden zevk almak anlamsızdı. Bir büyücü kafa yapmaktan başka nedenlerle halusinojenikleri kullanır, ve gitmek istediği yere vardığında, onları almayı bırakır.”

Castaneda kendini Mr. Straight (Bay Dosdoğru) olarak tanıtıyordu, bu unutulmamalıdır, kendi kişisel geçmişini bilmek isteyenleri bozmak için bundan daha iyi bir şey tasarlanamazdı. Aslında, onun öz geçmişi ne idi? “Tarihsel” olarak Carlos Castanedanın hayatının itibarı, kitapları ve iyi belgelenmiş UCLA’daki kariyeri, bir antropolog ve şaman çömezi olarak, 1960’da don Juan ile karşılaştığı zaman başladı. Bunun öncesi, sisli.

Castaneda ile haftalarca pek çok saati birlikte geçiren, TIME muhabiri Sandra Burton onu çekici,yardımsever ve inandırıcı – bir noktaya kadar – buldu, fakat don Juan öncesi yaşamı ile ilgili konuşma konusunda çok katı idi, bununla beraber yaşamının duygusal gerçeklerini değiştirmeden, isimleri, yerleri ve tarihleri değiştirmişti. “Yalan söylemedim veya uydurmadım,” demişti ona. “Uydurmak geri çekilerek hiçbir şey söylememek veya herkesin istediği teminatı vermek olacaktır.” Konuşmalar devam ettikçe, Burton’un ona bu bilgileri herhangi bir şekilde kontrol etmeyeceğini söylemesi üzerine, Castaneda yaşamı ile ilgili birçok farklı tanımlamasını anlatmıştır.

Kendi hesabına, Castaneda asıl adı değildi. 1935 yılının Noel günüde Brezilya Sao Poluda “İyi bilinen” fakat isimsiz bir ailede doğduğunu söyledi. Daha sonra edebiyat profesörü olan babası 17, annesi ise 15 yaşında idi. Ebeveynleri çok genç oldukları için, Carlos annesinin ailesi tarafından Brezilyanın bir taşra kasabasındaki bir tavuk çiftliğinde büyütüldü.

Carlos altı yaşında olduğunda, hikayesi başladı, ebeveynleri tek çocuklarını geri aldılar ve çok fazla bir düşkünlük ve sevgi verdiler ona. “Cehennem gibi bir yıldı,” dedi açıkça, “çünkü iki çocukla birlikte yaşıyordum.” bir yıl sonra annesi öldü. Doktorlar zatürre tanısı koydular, Castaneda ise, batı kültürünün bir hastalığı olan, nedeni uyuşukluk ve hareketsizlik olan, tembellik olduğunu düşünüyordu. Acıklı bir hatırasını anlattı: “O suratsız bir kadındı, çok güzel ve hoşnutsuz, bir süs eşyası. Benim umutsuzluğum onu başka bir şey yapmak isteğimdi, fakat nasıl beni dinleyebilirdi ki? Ben altı yaşındaydım.”

Şimdi Carlos, kitaplarında küçümseme ile örtülmüş sevgi ve merhamet ile bahsettiği belirsiz bir figür olan babası ile kaldı. Babasının irade zayıflığı, meselenin öbür yanı ona sahip çıkan babası, don Juan’nın “kusursuzluk” edimiydi. Castaneda babasının yazar olma çabalarını bir kararsızlık saçmalığı olarak tanımlamaktadır. Fakat, diye ekledi, “Ben babamdım. Don Juan ile karşılaşmadan önce yıllarca kalemimin ucunu sivriltmiştim, ve her yazmaya oturuşumda bir baş ağrısı ile karşılaştım. Don Juan bunun aptallık olduğunu bana öğretti. Eğer bir şey yapmak istiyorsan, onu kusursuz yap, bütün mesele bu.”

Carlos Buenos Aires’te “çok iyi” olan Nicolas Avellaneda ilk okuluna başlatıldı. 15 yaşına kadar burada kaldı, daha sonra don Juan ile görüşmelerini yaptığı İspanyolcayı öğrendi (aynı zamanda İtalyanca ve Portekizce de konuşuyordu). Fakat bir amca ile o kadar zapt edilemez oldu ki, aile reisi onu Los Angeles’te bir ailenin yanına yerleştirdi. 1951’de Amerika’ya taşındı ve Hollywood Lisesine kaydoldu. İki yıl sonra mezun olduğunda, Milan Güzel Sanatlar akademisinde heykeltıraşlık dersleri almaya başladı fakat “Büyük bir sanatçı olmak için gerekli olan duyarlılığa sahip değildim.” Depresyonda, Los Angeles’e geri dönüp UCLA’da, daha sonra antropolojiye çevirdiği, sosyal psikoloji derslerine devam etmeye başladı. “Gerçekten yaşamımı pencereden dışarı attım. Kendime söyle dedim: Eğer bu bir iş olacaksa, yeni bir şey olmalı.” 1956 yılında ismini resmen Castaneda olarak değiştirdi.

BİYOGRAFİ. Bu Castaneda’nın kendi biyografisidir. Mükemmel bir uyum yaratır – cesur genç adam akademik geçmişinden tükenmiş, taşralı bir Avrupa kültürüne doğru hareket ederek bir şaman tarafından yeniden canlandırılmış; geçmişi terke etmenin işareti, zayıflatan hatıralardan kendini serbest bırakmaktır. Ne yazık ki, bu büyük ölçüde doğru değildir.

1955 ile 1959 arasında, Castaneda bu isim altında Los Angeles City Koleji pre-psikoloji branşına kaydolmuş. İlk iki yıldaki serbest sanat çalışmaları, iki dönem yaratıcı yazarlığı ve bir dönem gazeteciliğı kapsamaktadır. LACC’deki yaratıcı yazarlık profesörü Vernon King’de, adına ithaf edilmiş ve “Onun öğrencilerinden birinden, büyük öğretmenim Vernon King’e. Carlos Castaneda” yazılı bir kopya mevcuttur.

Bundan başka, göçmenlik kayıtları, Carlos Cesar Arana Castaneda’nın Birleşik Devletlere girişinin San Fransisko’dan ve yazarın dediği gibi 1951 yılında olduğunu gözükmektedir. Bu Castaneda da Latin Amerika’dan gelmiş fakat Peru vatandaşı olup 1925 yılı noelinde bir İnka şehri olan Cajamarca’da doğmuştur, ki bu onu dediği gibi 38 değil 48 yaşında yapmaktadır. Babası bir akademisyen olmayıp, bir kuyumcu ve saatçi idi ve Cesar Arana Burungaray adını taşıyordu. Annesi, Susana Castaneda Navoa, Carlos’un altı değil 24 yaşında olduğunda ölmüştü. Oğulları Cajamarca’da lisede 3 yıl bulunmuş ve sonra ailesi ile birlikte 1948 yılında Lima şehrine taşındılar, burada Colegio Nacional de Nuestra Senora de Guadalupe kolej’inden mezun olmuş ve sonra resim ve heykel eğitimi almıştır, ama Milan’da değil Peru Ulusal Güzel Sanatlar Okulunda. Buradaki okul arkadaşlarından biri olan Jose Bracamonte, dostu Carlos’u becerikli ve usta bir kumarbaz (kağıt, at, zar oyunlarında) olarak, ve “takıntılı” bir şeklinde Birleşik Devletlere gitmeyi istediğini hatırlamaktadır. “Hepimiz Carlos’u severdik,” diye hatırlıyor Bracamonte. “O, esprili, yaratıcı, neşeli – büyük bir yalancı ve gerçek bir arkadaştı.”

KIZ KARDEŞ. Anlaşılan Castaneda düzensiz olarak yazıyordu, hiç değilse 1969’a don Juan’ın gidişinden kadar. Kendisi ile birlikte “bir kız kardeş” gibi büyüyen kuzeni Lucy Chavez, halen mektuplarını saklıyor. Birleşik Devletler ordusunda hizmet ettiğine işaret ediyorlar. Ordu, orayı önemsiz bir yara veya “sinir krizi” geçirdikte sonra mı bıraktığını Lucy emin değil. Bu arada, Savunma Bakanlığında, Carlos Arana Castaneda’nın hizmet kaydı bulunmuyor.

TIME annesinin ölüm zaman ve yerini değiştirmesi gibi detaylarla Castanedayı yüzleştirdiğinde getirdiğinde, o sersemledi. “Birinin annesi ilgili hisleri,” diye açıkladı, “biyolojisine veya zamana bağlı değil. Akrabalık bir sistem olarak duygulara bir şey yapmaz.” Kuzen Lucy Carlos’un annesi öldüğün olanları hatırladı, o kahrolmuştu. Cenazeye katılmayı reddetmiş, üç gün süresince kendisini bir odaya yemek yemeden kapatmıştı. Ve dışarı çıktığında evi terk edeceğini açıklamıştı. Carlos’un bu yalan hakkındaki basit açıklamaları genellikle eksiksiz ve tamamen tepkisizde. “Hayatımı doğrulamak için sizin bazı bilgileri sormanız,” dedi, “büyücülüğü bilimle doğrulamaktır. Dünyayı kendi büyüsünden çalar ve dönüm noktalarını hepimizden uzak tutar.” Kısaca, Castaneda kimliği üzerine mutlak kontrol için tavır koymaktadır.

İyi ve güzel. Fakat yazarın aşırı serbestliği, Castanedanın iddia ettiği gibi “sanatsal kendi-rolü”, nerede biter? Don Juan hikayesinde ne kadar nüfuz etmiştir? Kitapların satışları çoğaldıkça, bu direnç çoğalır. Son zamanlarda New York dergi ve gazetelerinde Castaneda’nın üç parodisi yayınlandı, eleştirilerin don Juan’ı şişlemek için hazırlandıkları gözüktüğüne işaret ediliyor.

Ama, Castanedanın yandaşları paniklemedi. Kuvvetli bir delil, don Juan’ın kitaplarını Castaneda’nın don Juan öncesi geçmişinden gelen farklı bir doğruluk yöntemi ile yapılabildiğini gösterir. Örnek olarak, bilimsel bir dikkatle hazırlanmış olmalarının nedenidir. Öğretiler bir üniversite basımevine önerilmiş, ve muhtemel olarak çoksatar olma umudu yoktu. Bundan başka, UCLA’dan bir antropoloji unvanı almak çok da zor değildi, araştırmadan kaçınmak için aday geniş bir sohbet için görevlendirilecektir. Belki de, biraz abartarak, başlangıçta bütünü olmasa dahi, bilinmeyen bir öğrenci tarafından yazılmış bu Öğretilerin ticari başarı için hiçbir umut yoktu.

1960 yazındaki Castaneda’nın durumu tam olarak buydu: sınırlı bir hırs’a sahip Perulu bir genç öğrenci. İşin nasıl başladığının şüphe edilecek bir durumu yoktu. “Akademik kariyer ve iyi bir iş için bir üniversiteye girmeyi istiyordum, ve biliyordum ki eğer önceden bir şeyler yayınlatabilirsem, bunu becerirdim.” UCLA’daki öğretmenlerinden biri, Profesör Clement Meighan, onu şamanizm için yönlendirmişti. Castaneda en kolay bölümün etnobotanik (insan – bitki ilişkilerinin incelenmesi), büyücülerin kullandığı psikotrop bitkilerin sınıflandırılması, olduğuna karar vermiş. Sonra don Juan geldi.

Güneybatı ve Meksika çölüne ziyaretler kademeli olarak Castaneda’nın yaşamının bel kemiği oldu. Yaptığı işten etkilen UCLA personeli onu yüreklendirdi. Profesör Meighan’nın hatırladığı: “Carlos her öğretmenin beklediği bir öğrenci tipi idi.” Etnometodolojinin babalarından Sosyoloji profesörü Harold Garfinkel, Castaneda’ya ısrarlı uyarılar ve sert eleştirilerde bulunmuştu. İlk peyote deneyiminden sonra (1961 Ağustos), Castaneda vizyonlarının uzun bir “analizini” Garfinkel’e sundu. “Bana izah etme. Sen bir hiçsin. Bana yalnızca düz ve detaylı bir şekilde olanları anlat. Detaylardaki zenginlik tüm hikayedir.” dedi Garfinkel. Bozulan talebe, taxi şoförü ve teslimatçı gibi devamlı olmayan işler yaparak yaşamını sürdürerek, tezini düzeltmek için birkaç yılını harcadı ve tekrar gönderdi. Granfinkel halen etkilenmemişti. “Don Juan’nın davranışlarını psikolojik olarak açıklama gayretlerimi beğenmemişti. ‘Esalen’in sevgilisi olmak ister misin?’ diye sordu.” Castaneda tezini üçüncü defa yeniden yazdı.

Castaneda’nın yaşamının çeşitli uyarlamaları gibi, kitapları da çelişkili gerçeklikleri hesaba katmaya davettir. Kitaplarının özü ve don Juan’nın yöntemi, tabi ki, gerçekliğin mutlak olmadığı varsayımıdır. Her birimize kültürümüz tarafından tanımlanmış ve önceden paketlenmiş olarak gelir. “Dünya bizim açıklamalarımızla tutarlı bir hale gelmiştir,” diye don Juan’ı taklit ederek Castaneda iddia eder. “Doğduğumuz andan itibaren, dünya bizim için tanımlanmaktadır. Gördüğümüz yalnızca bir tanımdır.”

ÇOKLUEVREN. Kısaca, insanın gerçek olarak algıladığı, tabi ki, dünyadaki rasyonel ihtimallerin dahilindeki kendi eğilimlerine göre oluşan ve tabi ki sosyal bir anlaşma etkisinde olup kültürden kültüre farklılaşan ortak görüş tarafından belirlenir. Gerçek hikaye, bu yol soruları satır aralarında arayan bir kişi için oldukça zor olacaktır, özellikle Castaneda gibi, başkalarının da bu görüşe inanmalarına çalışıyorsa.

Antropoloji, yapısı gereği farklı açıklamalarla, açıkçası ve daha doğrusu farklı gerçekliklerle, ve farklı kültürlerle uğraşır. Castaneda’nın meslektaşı Adelphi College’den Edmund Carpenter, “Yerlilerin birçok farklı gerçeklikleri var.” diyor. “Onlar çokluevren’e veya çiftevren’e inanıyorlar, fakat bu bizim inandığımız evren gibi değil.” Henüz görecelik kuramı bile fazla bilimseldir, yalnızca bir dünya olduğuna dair kendilerine güvence vermek isteyip, bir kültürün yorumlarını “geçerli” ve bir tek bu norm ile ölçülmelidir diyen, pek çok kişi için hazmı kolay değil. Herhangi bir mit, diyeceklerdi, Batının doğrusal tarih olarak kabul ettiği bir ilkel form olarak görünür; Hopi yağmur dansı yalnızca bulut tohumlamasının yaptığının yetersiz yapılışıdır.

Castaneda’nın kitapları aksini iddia ediyor. Bir başka kültürün tamamını birinin kendi kategorilerine göre açıklamanın veya yargılamanın ne kadar faydasız olduğunu güzel bir konuşma ve inandırıcılıkla anlatıyor. “Farz et ki burada bir Navajo’lu antropolog var,” diyor. “Bizi incelemesini istemek çok ilginç olacak. ‘Akrabalarınızdan kaçına büyü yapıldı?’ gibi sıra dışı sorular soracak. Bu Navajo’lar için çok önemli bir konudur. Ve tabi ki siz ‘Bilmiyorum’ diye cevaplayacak ve ‘Ne kadar aptalca bir soru.’ diye düşünürken, bu esnada Navajo ise ‘Aman Tanrım, ne garip! Ne kadar garip ve ilkel biri!’ ” diye düşünecektir.

Durumu tersine çevir diyor Castaneda, ve işte tipik Batılı antropolog ortaya çıktı. Halen “çok basit” bir alternatif var: antropolojinin püf noktası gerçek bir üyelik kazanmaktır. “Bu bir sürü iş demek,” diyor, ve don Juan ile harcadığı yılları anlatıyor. “Don Juan’ın benimle yaptığı basitçe şuydu: eskiden kalma gerekli adımlarla, kendi büyücülük üyeliğini benimle geçerli kılıyordu.” Castaneda’nın arkadaşı ve Şamanizm konusunda bir otorite olan, Sosyal Araştırmalar Yeni Okulu’ndan Profesör Michael Harner, “Görüşmelerin sentezini yapmaktan çok genelde antropologlar sonuçları gösterir, Castaneda bizi bu yöntemin içine soktu.”

O yıllardaki çalışmaları değil, fakat ilham’ın doğası Castanedayı rasyonalizmle ters düşürmüştür. Bir diğer insanın gerçekliği ile fikir birliğinde olmak için, kendi yapman lazım, ve hiç kimse kolaylıkla kendi alışılmış tanımlarını terk etmeyeceğinden, zorla ayrılması gerekir. Tarihsel örnekler, Batıda dahi, oldukça çoktur. Kendinden geçmiş gizemli Helen inancından beri, bizim kültürümüz kendi hakim niteliklerinin devamlı kaçma isteği tarafından meydan okunmuştur: doğrusallık, kesinlik ve değişmezlik.

Castaneda, önde gelen bilim adamlarının düşündüğü gibi, antropolojinin gelişmesindeki önemli bir şahıs veya çöl ve Yerli biliminin eşsiz bilgili parlak bir romancısı olsa da, yaptıkları hesaba katılmalıdır. Ve devam ediyor. Şu anda gelecek yıl basımı planlanan don Juan serisinin dördüncü bölümünü bitirdi, Erk Öyküleri.

ERK NOKTASI. Don Juan’nın acılı öğretilerinin nihai amacı, ilk üç kitapla daha anlaşılır bir şekilde karşılaştırılmalı: kadim bir istek olan bilme’nin özel durumunu, yatıştır, ve eğer mümkünse, evrenin gizemli güçlerini kullan. Bu durumda, atomun parçalanması, Prometus’un günahı ve Castaneda’nın Los Angeles yakınlarındaki “erk noktasını” araması dolaylı olarak ilişkilendirildi. Kitaplarda, Don Juan’ın büyüsü Castaneda üzerinde, (örnek olarak, Carlos’u arabasının kaybolduğuna inandırması) sanki guru’ların anlamsız olarak nitelediği bir çeşit hint fakiri urgan hilesi gibi, iyi çalışıyor. Sonuçta, kitaplar demir tozunun kocaman bir manyetik alandaymış gibi, dünyada akan bir erk’in ilkel hissini naklediyor ve gerçeklik algımızı buna hazırlıyor.

Bir büyücünün erk’i, “inanılmazdır” diyor Castaneda, fakat diğer şeyler arasında, bir büyücü çömezinin onu kullanması, ve ne ölçüde umutlu olacağını, kendisinin bağlılık derecesi belirler. Erk’in tam kullanımı bir “dostun”, bir ruhsal varlığın öğrenciye rehber olarak, tehlikeli bir şekilde, yanaşarak, yardım etmesi ile kazanılır. Dost, çömez “görmeyi” öğrendiğinde meydan okur, Castaneda’nın önceki kitaplarında yaptığı gibi. Çömez belki bu savaşı savuşturur. Eğer dost işle güreşirse ve kaybederse, don Juan’ın hafif gizemli bir terimle dediği gibi “hayatı söner.” Ama eğer kazanırsa ödülü, “tüm yorumların durduğu ve büyücü üyeliğinin en son kazanımı olan gerçek erktir.”

Şimdiye kadar, Castaneda dost ile nihayi savaşı savuşturmayı seçtiğini iddia etmiştir. Bu konuda bir iç savaş yaşadığını itiraf etti. Bazen, büyücülük kararından kuvvetle olağan dünyaya çekildiğini hissettiğini söylüyordu. İyi bir yazar ve antropolog olmak, ve yeni bulduğu şöhretin erk’ini kullanarak, istekli okuyucularıyla başka gerçeklikleri yazılı sözcüklerle ifade etmek için gerçek bir arzusu vardı.

DORUK. Dahası, gizemli başka gerçeklikler keşfedip dönem birçok adam gibi, geri dönme problemleri olduğu gözüküyor. Kitaplara göre, don Juan her zamanki saatlerinden (iş veya eğlence için) vazgeçmesini öğretti, Los Angeles’teki apartmanında bile çöldeki gibi saçma zamanlarda yiyor ve uyuyordu. Fakat çoğu zaman yazıları için günde 18 saat çalışıyordu. Toplumdan kaçınmak gibi büyük bir yeteneği vardı. Günün veya yılın herhangi bir anında nerede olacağına hiç kimse emin olamazdı. “Carlos bir genel telefondan arayıp ve Los Angeles’te olduğunu söyler,” diyordu, Simon & Schuster’deki editörü olan Michael Korda, “sonra operatör değişiklik için devreye girdiğinde başka bir şehirde olduğu ortaya çıkardı.” Birkaç iyi arkadaşı dahi olduğu yeri ele veremezlerdi, çünkü kendi deneyimleri gizemli idi ve kendi de açıklayamıyordu. Bir kız arkadaşı da vardı fakat arkadaşları dahi onun soy adını bilmiyordu. Felaket tellalları gibi gördü fotoğrafçılardan kaçınıyordu. “Benden çıkacak bir kelime için çok tuhaf adamların beklediği bu girişte yaşıyorum. Kesinlikle veremeyeceğim bir şey umuyorlar. Irvine’de çok geniş olan bir sınıfım vardı, ve sanki benim dağıldığımı görmek için bekliyorlardı.

Diğer zamanlarda gerçek bir büyücü olmayı veya becerememeyi karar vermiş gibi gözüküyordu. “Erk seni halleder,” diyordu, “ve sen nasıl olduğunu bilmezsin. Şimdi ben uçtayım, ve tüm biçimimi değiştirmem gerekiyor. Doktoramı almak için yazmam benim başarımdı, büyücülüğüm, ve şimdi ben şöhretin de dahil olduğu bir çemberin zirvesindeyim. Bu don Juan için yazacağım son şeydir. Şimdi ben gerçek bir büyücü olacağım. Yalnızca ölümüm bunu durdurabilir.” Boşluktaki varoluşun üstünde, bu antropolojik hareket, romantik bir rol seçimiydi, farklı bir çağda buna iblis derlerdi. Sombrero şapkalı Mephistopheles’e kulak vererek, Castaneda Malibu Paljının Dr. Faustus’u mu olacaktı? Gelecek hikaye için bizi izlemeye devam edin. Bu arada, ilkelliği hor görmeyi, kitaplarının okuyucuları için zor kullanılacak bir cümle yaptı.

Time Dergisi

Yayın Tarihi: 5 Mart 1973

** Çeviri : Aki **

Bir yorum

  • Sibel 31 Aralık 2010, 15:47

    Çok güzel, çeviri ve paylaşım için teşekkürler Aki.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir