Cadının Rüyası-6

14 Mart 2012

Uzun duasını bitirdikten sonra hemen “neden af diledin?” diye sordum. Ters çevrilmiş ellerini kucağıma koyarak “Avuçlarımdaki çizgilere bak” dedi.

İşaret parmağımla, avuçlarına sanki dağlanmış gibi görünen soldaki belirgin V ve sağdaki M çizgilerin üzerinden geçtim. Sözcükler üzerinde durarak “V çizgisi yaşamı ‘vida’ ve M çizgisi ölümü ‘muerte’ tanımlar. Ben tedavi etme ve zarar verme yetileriyle doğdum” diye açıkladı.

Ellerimi kucağımdan çekerek sözlerini silmek ister gibi havayı fırçaladı. Odaya göz gezdirdi, zayıf etsiz bacaklarını hamaktan yere indirerek ayaklarını önü kesilmiş ve ayak parmaklarının göründüğü terliklere dikkatle geçirdi. Giymiş olduğu siyah bluz ve eteği düzeltirken gözleri eğlenceli bir şekilde pırıldadı. Koluma girerek beni dışarı çıkardı ve çalışma odasına yönelerek “yürüyüşe çıkmadan önce sana bir şey göstereyim” dedi.

Doğrudan tümüyle erimiş mumla kaplı büyük sunağa yöneldi. Bu sunak, bir şifacı olan onun büyük-büyük-annesi tarafından tek bir mumla başlatılmış olduğunu söyledi. Elini sevgiyle, parlak ve adeta şeffaf olan yüzey üzerinde gezdirdi.

“Renkli çizgiler arasından siyah mumdan olanı bul” diye istekte bulundu. “Bu da, cadıların güçlerini kötülük yapmak için kullandıklarında siyah bir mum yaktıklarının kanıtıdır”. Renkli çizgiler arasında siyah mumdan sayısız iplikçik bulunuyordu.

“Tepeye yakın olanlar benim” dedi. Gözleri farklı bir sertlikle parlarken “gerçek bir şifacı aynı zamanda bir cadıdır” diye ekledi. Dudaklarında bir an için hafif bir gülümseme parladı; sonra da sadece bölgesinde tanınmış olmadığını, insanların tedavi için Caracas, Maracaibo, Merinda ve Cumana’dan da kendisine geldiklerini söyledi. Yurt dışından Trinidad, Cuba, Colombia, Brezilya ve Haiti’de de tanınıyordu. Evin bir tarafında bulunan ve bu durumu onaylayan resimler arasında bakanlar, büyük elçiler ve hatta bir de piskopos vardı. Esrarengiz bir şekilde bana baktı, sonra omuzlarını silkti.

“Şansım ve gücüm emsalsizdi bir zamanlar, her ikisini de kaybettim ve şimdi sadece şifa verebiliyorum” dedi. Sırıtışı yayıldı ve gözleri alaylı bir parıltı ile aydınlandı. Bir çocuğun saf merakıyla “ya çalışmaların nasıl gidiyor?” diye sordu. Ani konu değişikliğine uyum sağlamama vakit kalmadan ekledi “Mülakat yapacağın şifacı ve hasta sayısı ne kadar olursa olsun, bu şekilde hiçbir zaman öğrenmeyeceksin. Gerçek bir şifacı önce bir medyum, sonra da bir ruhçu, bir cadı olmalıdır.”

Göz kamaştırıcı bir gülümseme yüzünü aydınlattı. Doğal bir ifadeyle “Bu günlerin birinde yazı defterlerini yakarsam fazlaca üzülme. Bu saçmalıklarla vakit kaybediyorsun” dedi. Bir anda panikledim. Çalışmamın alevler arasında yok olması olasılığını hoş karşılamadım.

“Asıl önemli olan nedir biliyor musun?” diye sordu ve sonra kendi sorusunu yanıtladı.

“Şifanın görünen basit yüzünün ötesine geçen meseleler. Açıklanamayan ama yaşanarak tecrübe edilen şeyler. Şifacıları inceleyen pek çok kişi oldu. Gözleyerek ve soru sorarak medyumların, cadıların ve şifacıların yaptıklarını anlayabileceklerini sandılar. Onlarla tartışmanın bir anlamı olmadığına göre, onları yapmak istedikleri ile baş başa bırakmak çok daha iyidir. Senin durumun aynı olamaz. Senin çöpe gitmene izin veremem. Şu halde, şifacıları inceleme oyunu yerine, bu evin verandasında her gece atamın ruhunu çağırma pratiği yapacaksın. Bu süre içinde not tutamayacaksın çünkü hayaletler için zaman farklıdır. Göreceksin, ruhlarla ilgilenmek toprağa girmeye benzer.”

“Bazı insanlar kaderimizle doğduğumuzu söyler, bazıları da kaderimizi davranışlarımızla oluşturduğumuzu iddia eder. Cadılar her ikisinin de doğru olmadığını ve köpek avlayıcısının köpeği yakaladığı gibi bir şeyin bizi yakaladığını söyler. İşin sırrı bizim yakalanmak istediğimizde orada olmamız, yakalanmak istemediğimizde orada olmamamızdır.”

Tamamı için Tıklayınız

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir