Boğaz Çalma

15 Nisan 2009

Yerel lehçelerde boğaz çalma, hollu, hada gibi adlar verilen edim, türkü söylemede sesin özel teknikle kullanılmasıdır ve yalnızca belli yörük aşiretlerinde görülür. toros dağları boyunca yaşayan aşiretler arasında yaygın olmakla birlikte başka aşiretler böyle birşey bilmediklerini belirtirler. boğaz çalmada iki ayrı teknik kullanılır. birincisinde, işaret ve orta parmaklar boğaza dik ve bitişik tutulur, vibrato istendiğinde hafifçe vurulur, ikinci teknikte, başparmak boğazın ön yüzüne ya da yanlara bastırılır (kimi zaman işaret ve orta parmaklar da öteki yana bastırılır) ve ezgide perde değişimi için aşağı-yukarı hareket ettirilir. güney anadolu’da yaşayan yörüklerde ikinci teknik daha yaygındır. birinci teknik ise ender görülmekle birlikte, bosna’da iki boğayı döğüştürmek için sığırtmaçların söylediği deleganje ezgileri ile benzerliği bakımından önem taşır.boğaz çalmanın bir başka önemli özelliği başlıca kadınlara özgü olması ve evlenme çağma kadar yapılmasıdır. cinsiyet sınırlamasına ilişkin tek istisna burdur’a bağlı aziziye köyünde yaşayan sarıkeçili’lerde görülmüştür. buradaki sarıkeçili’lerde hem oğlanlar hem de kızlar boğaz çalarlar.

Genelde boğaz çalma herkesin katıldığı müzik etkinliklerinde yeralmaz, daha çok birbirinden uzak iki taraf arasında iletişimsel amaçlarla yapılır. bu, bir çadırdan ötekine mesaj gönderme olabilir, hatta çayırda hayvan otlatırken. bir kız çoban, uzaktaki bir erkek çobana ilgi duyması halinde. duygularını boğaz çalarak ifade edebilir. ayrıca oyun. yarışma, atışma gibi nedenlerle de çocuklar kendi aralarında boğaz havaları söylerler. ek olarak, antalya bölgesinde eskiden kınama ve taşlama içerikli sözleri olan boğaz havalannın bulunduğu da belirtilmiştir. ezgi adları genellikle sözlerde geçen yer ya da kişi adlarından alınır. her sözün ayrı bir ezgi ile söylenmesi zorunluluğu yoktur, bu nedenle aynı ezgiyle söylenen bir kaç parça farklı türküler olarak kabul edilir. cinsel bir çağrışım taşıması ve çocuklukla ilgili bir bağlamı olması nedeniyle genç kızların boğaz çalmayı evlenince bırakmaları beklenir, bu nedenle boğaz çalma çocuk ve gençlere özgü bir müzik türüdür. ancak çalgı çalan müzisyenler boğaz ezgilerini heryerde çalarlar, kimi zaman dans müziği havasına bile sokarlar. boğaz çalmanın kimi özellikleri aşiretten aşirete, hatta aynı aşirete bağlı değişik gruplar arasında bile değişir, bu farklılıkların bazısı aşiretler arasında kültürel farklar ile ilişkilidir.

boğaz havası için yer ya da aşirete göre değişen üç farklı terimin kullanıldığı anlaşılmaktadır. antalya, ısparta, denizli üçgeni arasında yaşayan karakoyunlu ve yeni osmanlı aşiretlerinde edim için “boğaz çalma”, tek tek parçalar için de “boğaz havası” terimi kullanılır. ancak aynı bölgede yaşayan sarıkeçililer’de, “türkünün eski adı” diye tanımladıkları “hada” terimi vardır. öte yandan. adana bölgesinde yaşayan karakoyunlular ve anamur akine köyündeki yörükler de “hollu” terimini kullanırlar.

Tınısal tasarım olarak boğaz çalma temelde kaval sesini taklit etmeye yöneliktir ve bu nedenle boğaz çalma terimi, ‘söyleme’ yerine ‘çalma’ kelimesini kullanarak edimin doğasını iyi betimler. konya’da yaşlı bir kadın çocukluğunda boğaz havası söyleyen bir gençkızın sesinin bir çobanın çaldığı kavaldan ayırdedilemez olduğunu anlatır. çoğunlukla gençkızların boğaz çaldığı gözönüne alınırsa, sonuç olarak bu edimin, çalgı çalmanın erkeklere özgü olduğu yerlerde, kadınların kaval çalanlara yanıt vermek için boğazlarını bir çalgı gibi kullanmaları olduğu söylenebilir.

bu cd’de olduğu gibi, bugün boğaz çalanların çoğunlukla yaşlı insanlar olması edimin artık bırakıldığını gösterir, bu da yörüklerde geçim uğraşlarının değişmesinin bir sonucu olarak görülebilir. pek çok yörük bugün geçimini hayvancılıktan başka alanlarda kazanmakta, hayvancılığı sürdürenler ise bu işi yaylaya çıkmak yerine besihanelerde yapmayı yeğlemektedir.”

 

-alıntıdır-

Kaynak bulunamamıştır, tanıyan haber verirse seviniriz.

Boğaz çalma’nın daha önce bahsettiğimiz “gırtlak müziği” ile de bir ilişkisi olabilir diye  sanmaktayım. Çünkü her ikisi de kuzey Asya’dan çıkıp dağılıyor dünyaya. Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=1009

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir