Birlikte Yaşayalım Projesi

06 Haziran 2009

Birlikte Yaşayalım Projesi

 Taslak-1

  

Tanım

  

Birlikte Yaşayalım Projesi (Biryap), Dünyanın daralan kaynaklarının optimum kullanımı çerçevesinde, bireylerin sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin, toplam yaşam kalitesini bariz biçimde artıracak şekilde estetik ve çağdaş bir yörüngede birleştirilmesini hedefleyen toplu yaşam birimleri oluşturmaktır.

 

Mevcut Durumun İncelenmesi

Sorun Analizi

 

  • Türkiye’de ortalama yaşam süresi son yıllarda 67 yaşa kadar çıkmıştır ve görünen o ki bu rakam her yıl Avrupa’da olduğu gibi yükselecektir. Aynı zamanda Türkiye son yıllarda yine Avrupa’da olduğu gibi giderek artan ölçüde çekirdek aile modelini benimsemiş görünmektedir. Bu durumda yaşlı insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri gerekli her türlü desteği alabilmeleri için bu sahada hizmet veren örgütlenmeler için çoktandır planlı faaliyetler içine girilmiş olmalıydı ancak bu konuda büyük bir bilinçsizlik ve hazırlıksızlık içinde olunduğu açıktır. Sadece huzur evi anlamında bile bakılsa gerek sayısal gerekse nitelik anlamında büyük bir zaafiyet olduğu görülecektir.
  • Emeklilik yasası değişmeden önce genç yaşta emekliliğe imkan tanıyan uzun bir dönemin neticesi olarak 2009 yılı itibariyle Türkiye’de 9 milyona yaklaşan emekli sayısının yüzde ellisinden fazlası ellibeş yaşın altındadır. Beş milyon genç emeklinin bir kısmı emekli maaşlarının korkutucu ölçüde yetersizliği sebebiyle ikinci bir işte çalışmakta ancak bu durum ülkede birçok açıdan dengensizliğe sebep olmaktadır. Birincisi, genç neslin istihdam olanaklarını daha da yetersizleştirmesi, ikincisi, çalışan emeklilerin çoğu kez kendi deneyim birikimlerinin dışına itilen gerek ekonomik gerekse mutluluk anlamında faydası çok düşük ikinci işlerinin istihdam kalitesinin sorgulanması gerekmektedir.
  • Türkiye’de en düşük ev kirası, özellikle büyük şehirlerde ortalama bir emeklinin aylığına eşdeğer olmaktadır. Bu durumda ev sahibi olmayan emeklilerin durumu özellikle sayılarının genel nüfusa oranının yüksekliği dikkate alındığında gerçekten korkutucu bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Ev sahibi olanların da çoğunlukla hem kişisel hem de toplumsal anlamda toplam faydadan uzak olduğu gözden kaçmamalıdır, şöyle ki; Bu evlerin (son nüfüs sayımındaki durumları esas alındığında) %70’i iki ve üç odalı ortalama yüz metrekare olduğu anlaşılmaktadır. Bu yaşlarda insanların çocukları evden çıkmıştır ve birçoğu eşlerini kaybetmiş veya boşanmıştır. Tüm bunlar dikkate alındığında emeklinin çok düşük geliri ile sağlayabileceği refah düzeyine katkısı olamayan büyük evlerin ısıtılması, eskimeye karşı korunması her halikarda pahalı çözümler olmaktadır
  • Evi olmayan emeklilerin, ikinci işleri olmadığı veya yakınlarından maddi destek alamadıkları durumda yaşam şansları olmadığını yukarıda vurgulamıştık. Bu insanlar maalesef ölümü beklemekteler. Ancak durum sadece ekonomik yetersizlikle açıklanabilmekten çok daha vahimdir. Türkiye’de halihazırdaki dokuz milyon emeklinin büyük çoğunluğunun, yaşam deneyimlerini genç nesile aktarabilmelerinin hiç bir yolu bulunmamaktadır; çünkü bu kişiler gerek ekonomik olarak gerekse manevi anlamda toplum dinamiğinin dışında bırakıldılar. Son yüzyılda dünyayı etkisi altına alan “paranın tek değer ya da en azından üst değer sayılması”  kabulünün getirdiği manevi çöküş, kişileri ve toplumları –sosyolojik etkileri en az yüz yılda ortaya çıkacak- vahim çağdışı arayışlara itelemektedir. 
  • Türkiye’de son sayımlar göstermektedir ki, 18 ila 29 yaş arasında 16 milyon kişi yaşamaktadır. Bu rakam pek çok ülke nüfusundan fazladır. Ne yazık ki bu istatistikler yalnızca ilgili kişilere ne pazarlanabileceği çerçevesinde ele alınmaktadır. Orta öğretimi bitirmiş gençlerin üniversite okusun ya da okumasın yirmidokuz yaşına kadar olan bu dönemi, hayata hazırlanması, mutlu ve huzurlu bir erişkin olabilmesinin temellerinin atıldığı fevkalade kritik öneme sahip bir süreçtir. Türkiye’de bu gençlerin hangi ortamlarda ikamet edebilecekleri ile ilgili planlı bir uygulama bulunmamaktadır.
  • Genç kişi bireyselliğini oluşturabilmek adına, çoğu kez ailesine –bazen ciddi sebepler olsa da çoğu kez sudan nedenlerle- karşı çıkmak, onlarla ters düşmek pahasına kendi fikir ve özlemlerini fiiliyata dökmek amacıyla aile evinden uzaklaşmaktadır. Psikoloji bilimi ışığında baktığımızda biliyoruz ki bu davranış modeli dünyanın her yerinde her zaman tekrarlanan doğal bir süreçtir. Kişi ancak kendini eski modelin dışına attığında kendinden beklenen yeni bir modeli oluşturabilecek, onu özümseyebilecektir. Einstein, sorunların onu oluşturan ortamda çözülemeyeceğini söylerken bu çok basit psikolojik, sosyolojik olguya dikkatimizi çekiyordu.
  • Şimdi kendini aile evinin dışına atmak isteyen bu onaltı milyon gencin son derece haklı reflekslerini hangi yolla fiiliyata geçirebildiklerine göz atalım. Sosyal ve ekonomik imkanlar dahilinde üniversite okuyabilme ümidi taşıyanlar bu yolla evden ayrılabilmeyi ümit ederler, bunlardan başarılı olanlar (ki bu oran da fazla yüksek değil) bir şekilde üniversite yurtları ya da özel yurtlara ya da bikaç kişinin bir araya gelerek kiralayabildikleri bir eve yerleşirler. Bu çözümlerin hemen tamamı son derece sağlıksız, pahalı, kontrolsüz ve gerçekten yetersizler. Hala büyüme çağında olan bu gençler, yetersiz ve sakıncalı beslenerek, sıkışık, havasız ve anti çağdaş ortamlarda geleceklerinin hastalık ve kısıtlarını bu ortamlarda elde etmektedirler. Üstelik bütun bu kötü ortamlar için ödenen paralar aile bütçesi için neredeyse yıkım ölçüsündedir. Bütün bunlara ilaveten bu yetersiz barınma şekli, onlara hala gereken  yetişkin deneyim ve desteğini de sunamamaktadır. Ülkemizde rehberlik hizmeti ya hiç bulunmamakta ya da çoğu kez göstermelik şekilde bulunduğundan dikkate değer sayılmamaktadır.
  • Üniversite ya da benzeri bir arayışla aileden uzaklaşan gençleri bekleyen bir başka tehdit ise uyuşturucu, alkol ve benzeri bağımlılıklar, maddi yetersizlikten beslenen illegal örgütlenmelerin cazibesine kapılma, çeteleşme vs gibi etkileri sonraki yıllarda neredeyse asla yok edilemeyecek aktivitelere kapılmaktır.
  • Üniversite okuyamayan gençlerin hemen tamamına yakınının bireyleşme sürecini geçirebilmelerinin ülkemizde maalesef tek çözümü evlilik kurumu olmaktadır: Kişinin henüz öğrenme safhasında olduğu çoğu kez vasıfsız işçilik yaptığı bir işten edinilen kazanç ayrı bir evde yaşamak için yeterli değildir.    Bu durumda özellikle onaltı milyonluk bu dilimin yarısı olan genç kızlar için ailelerinin de onayladığı hatta fazlasıyla teşvik ettiği evlilik yöntemi ile aileden çıkmak tek çözüm görülmektedir. Sırf kendine ait olan bir mekanda oturabilmek, başına buyruk ve aile baskısından uzaklaşmak için yapılan bu evliliklerin ne üyelerine ne de topluma ve doğacak nesile gerçekten YENİ bir şey getirebileceğini ummak açıktır ki saflık olurdu. Kişi henüz bireyselleşme evrimini tamamlamadan ondan toplumsallaşması istenirse ortaya kabile ya da tarikatvari yapıların çıkması doğal olacaktır. Büyük ölçüde bireyselleşme sürecini tamamlamış avrupa ülkelerinin durumlarını iyi incelemekte yarar olabilir…
  • Hiçbir şekilde yaratıcı sürece dahil olamayan ve anne-babalarının tekrarı haline gelen bu neslin tek öğreticisi ise ne yazık ki televizyonlar olmaktadır. İşte genç emekliler ile birey olamamış gençlerin buluştukları ortak nokta da maalesef budur. Ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde televizyon, kitleleri hipnoz altına alan, yaratıcılığı baltalayan, sadece zamanı doldurmaya ve bu arada harcama yapmaya teşvik eden, korkutup sindirici programlarıyla Yeni Dünyanın önündeki büyük engellerden biri olmaya devam etmektedir.
  • Ülkemizde “birlikte yaşama kültürü” eğitim sürecinin hiçbir aşamasında öğretilmemektedir. Bu sebeple insanlar erişkin çağlarında bile bu konuda son derece çekingen ve pasif olabilmekteler. Özellikle büyük şehirler insanları giderek yalnızlaşma ve ekonomik çarkın bir dişlisinden ibaret olma konumuna sürüklemektedir. Yine ülkemizin en önemli iş kolu olan inşaat sektöründe; plansız, ülke gerçekleriyle bağdaşmayan, ya çirkin ya da soğuk güzel (ruhtan, ergonomiden, birlikte kullanımdan uzak) yapılanmalar şu ana kadar yukarıda bahsettiğimiz büyük kitlenin büyük sorununa çare olmaktan uzaktır.

İlgi Sahipleri/Paydaşlar Analizi 

 

  1. İlgi Sahipleri

            Proje Faydalanıcıları : 18-29 yaş arası bireyselleşme dönemi gençliği, 50-70 yaş genç emekliler, aileler, eğitim kurumları, sosyal denge

            Proje Ortakları           : Belediyeler, büyük inşaat firmaları, aile planlaması birimleri, sivil toplum ve kitle örgütleri

            Projeden etkilenenler  : Türkiye

  

        Hedef  ve Strateji Analizi 

 

  • Biryap, esas olarak 12 minik yaşam modülünü içeren entegre evler yapmayı ve işletmeyi hedeflemektedir. Bundan sonra her bir entegre yaşam ünitesinden kısaca EYÜ olarak söz edilecektir.
  • Biryap, gençlerin enerjisi ve hayallerini, emeklilerin deneyimleri ve desteği ile pekiştirmeyi ve parçaların toplamından daha büyük bir bütün oluşturmayı hedefler.

 

  • EYÜ’nin fiziksel yapısı:
  • Özel alanlar: 12 adet özel bölüm bulunmaktadır. Her biri 45 m2den oluşan bu birimde; yatma ve oturma alanı, banyo, mini mutfak, çalışma köşesi bulunur. Her birimde kablosuz internet bağlantısı mevcut olup, en ergonomik, ekonomik ve estetik çözümü sunmak hedeflenmiştir.
  • Ortak kullanım alanları: Mutfak, yemek odası, çamaşırhane, sinema/gösteri/toplantı odası, oyun, bilgisayar ve sohbet salonu, hobi odası, mini spor salonu.
  • Konum: Büyük şehirlerde üç ya da dört katlı bina şeklinde, küçük şehir ve kasabalarda iki kat ve bahçeli. Gerek yapım malzemeleri gerekse yürütme aşamasında doğayı en az rahatsız edecek çözümler bulunması, özellikle küçük şehir ve kasabalarda kurulacak EYÜ’lerin kullanacakları enerji için olağanın dışında çözümler aranması hedeflenmektedir.

 

  • EYÜ’nin Sosyal yapısı:

1.      Bireyleşme sürecindeki gençler ile genç emeklilerin birarada yaşayacakları bu entegre birimde, her kişinin bir özel alanı bulunmaktadır. Dolayısı ile oniki kişiden oluşan bu topluluk yemek, sosyal aktivite ve ihtiyaçları ortak alanlarda giderecekler ve aynı zamanda istedikleri anda kendi özel alanlarına çekilebileceklerdir.

2.      Her EYÜ’de bir aşçı, bir aşçı yardımcısı ve alışveriş görevlisi, bir de temizlik görevlisi olmak üzere 3 çalışan bulunur. Bu kişiler aynı zamanda EYÜ’nün sakinlerinden olacaklar ve evi diğerleriyle paylaşacaklardır. Ancak onlar katılım ücreti ödemezler. Görevliler genç ya da emekli sınıfından birinden olabilir.

3.      Sağlık açısından bakıma muhtaç durumda olan ve her halikarda 70 yaşının üzerindeki emekliler proje kapsamında değildir.

4.      Katılım ücreti: Aylık ödenen, barınma, yeme-içme ve temizlik giderlerinin tamamını kapsayan ücret olup, emekliler için emekli ücretinin %80’idir. Genç grup içinse her yıl en yüksek emekli katılım payını aşmayacak şekilde ayarlanır.

5.      Özel alanların temizliği ve olağan bakımları kendi sahiplerince yapılır, mevcut demirbaşlar kişilere zimmetli olup, kontrat esnasında belli miktarda depozito alınır.

6.      Çamaşırhanede jeton ile çalışan çamaşır makinası ve kurutma makinası ayrıca ütü ve ütü masası bulunur. Bu faaliyetler sakinlerin kendileri tarafından yapılır.

7.      Her EYÜ’de sakinlerin altışar ay için kendi aralarından seçecekleri bir yönetici bulunur.  Yöneticiler, birimdeki işlerin kalitesinden ve bir aradaki yaşamın dengesinden sorumlu olup aynı zamanda Biryap yürütme birimiyle olan iletişimi de sağlar. Yönetici, görev yaptığı sürece katılım ücretinin yarısını öder.

8.      Biryap, işlevini bir vakıf üzerinden yürütecek olduğundan r amacı gütmez, sakinlerin mutluluğu ile toplumsal huzur ve refaha yapacakları katkıyı birincil hedef almıştır.

 

 

 

  • Bazı Kısıtlamalar: Zaman içinde olgunlaşabilme olasılığı açık tutulmak kaydıyla; sakinlerin cinsiyet farkı olmaksızın %50’si genç sınıfından olmalıdır. Emekli erkek sayısı ise hiçbir şekilde 2 kişinin üzerine çıkamaz. Biryap, gençlerin ve kadınların toplumsal ihtiyaç ve refahını öncelikli addetmektedir.
  • Yönetim ve yürütme: Biryap yürütme birimi ve EYÜ’ler arası koordinasyon düzeni, daha sonra detaylı biçimde sunulacaktır. Yurt çapında çok sayıda EYÜ yapılması gerekli olduğu için bunların yürütmesi ve koordinasyonu projenin ilk aşamasından daha kapsamlı bir çalışma gerektirmektedir.
  • Biryap’ın alt projeleri: Bu projenin finansı sağlanıp faaliyete başlanılmasını müteakiben iki ayrı gurubu kapsayan bir toplumsal sorumluluk projesi daha gündeme gelecektir: Özürlüler ve 0-6 yaş kimsesiz çocukların topluma kazandırılacağı daha farklı yapıları olan EYÜ’ler projesi.

 

Sonraki Adımlar:

  1. Projenin sonraki adımlarında danışmanlık yapacak koordinasyon görevi üstlenecek firmanın belirlenmesi.
  2. Her bir EYÜ’nün arsa hariç inşa ve giydirme maaliyeti hesaplanacak, ön fizibilite yapılacak.
  3. Her bir EYÜ’nün hedeflenen gelir ile zararsız hatta kâr ile çalışabileceğinin, yani fizibil olup olmadığının reel rakamlar ile ispatı yapılacak
  4. Çözüm ortağı olacak belediyelerin belirlenmesi ve ön görüşmeler.
  5. Çözüm ortağı olmak isteyen aday inşaat firmaları ile ön görüşmeler
  6. Kitle örgütleri ile temas, görüş alışverişi.
  7. Projenin finans ayağı olması beklenen Avrupa Birliği fonu için gereken uygunluk ve başvuru formlarının hazırlanması.

 

Sibel Atasoy

Proje annesi
12.05.2009-Beylerbeyi

 

İletişim:

e-posta adresi: anukigreen@gmail.com

Web sitesi     : http://sibelatasoy.com/

13 Yorum

  • Sibel 16 Ocak 2010, 17:50

    Mutabakatın ve güzel sözlerin beni onurlandırdı, teşekkür eder, yol açıklığı dilerim. 🙂

  • Enis Turan 16 Ocak 2010, 15:41

    Ellerine, aklına sağlık Sibel, çok güzel.. Turan ve Sultan da çok önemli bir noktayı işaret etmişler. “Ortak İş Alanı” ve “Biryap” birlikte değerlendirildiğinde, insana çok kışkırtıcı ilhamlar veriyor. 🙂
    Yıllar öce, emeklilerle gençleri buluşturma anlamında ben de, (Gölge Kabine’ler benzeri) “Gölge işletmeler” şeklinde hayaller kurmuştum. Ortak hayalleri olan gençler biraraya geliyor, emekliler derneğine başvurup, hayallerindeki mesleğin/işin püf noktalarını kendilerine öğretecek deneyimli emeklilerle bağlantı kuruyor ve müstakbel işlerine hazırlanıyorlardı. 🙂
    Mutlaka geliştirilmesi ve bir an önce hayata geçirilmesi gereken hayati bir proje bence de… Bunu İmece İstanbul’da mutlaka gündeme taşıyacağım.. sağolasınız…

  • Turan 09 Haziran 2009, 06:49

    Sibel,

    ne gibi calisma alani olabilecegi hakkinda henüz bir fikrim yok. Yaslilarin ve genclerin beraber yasayacagi bir alan oldugu icin jenerasyonlarin deneyimlerini paylasabilecek bir seyler olmali. Eger genclerden ögrenciler alinacaksa, yaslilardan emekli ögretim görevlilerine özellik tanimak daha uygun olur. Veya sanatcilarin genelde yasadigi bir yer olacaksa sanatla ilgilenen sahislarin secilmesi gerekir. Bu nedenlerden dolayi oraya alinmadan önce genel “amaclar” cercevesinde iyi secim yapilmasi gerekiyor….

  • sultan 08 Haziran 2009, 18:50

    ben asıl meseleyi “ortak iş alanı” nda merkezlendiriyorum. hepimiz dünyaya geliyoruz. eminim gelmeden önceki bütünsel bilinç alanımız ve bakışımızla tümsel bir isteklilik ve amaçla geliyoruz. hele de böyle bir zamanda…
    işte dünyaya geliş aslında iş ve yaşamdan ayrı değil. birim olarak ben= dünyadaki amacım. o yüzden ben hakikatte kendimi, yaşamımı iş alanından ayrı tutmuyorum. o yüzden geleceğe dair birçok olgu zihnimde oturmuş değil. içimde yaşattığım şeyle uyuşmayan sistem ve özellikle bölük pörçük uygulamalar…
    evet bence yerleşim bu iş alanının ve yaşamın bir kısmı. ve biz ne yazık ki kendimizi “ev”leştirmiş haldeyiz. dışarı ve en güvenilir ve ben olgusunu yaratabildiğimiz tek alan olarak eve indirgenmişiz. oysa ki eskiden öyle değildi. dünya bizim evimiz zaten.ki öyledir.
    belki bu yüzden ben bu projeye tümsel bir alanda ek klasör olarak bakabilirim. ama bütün klasörlerimizin silinmiş, unutulmuş olduğu du devirde böyle hakiki bir kalsör bulabilmek, sibel hanım söylediğiniz gibi ulaştığınız alan herneyse ki ( az çok biliyorum) aldığınız ve işlediğiniz bilgiler çok değerli…
    geleceği, akışı hiçbirimiz bilmiyoruz. ama ben güveniyorum.birim alanımda elimden geleni yapacağıma, ve yapabileceğimin en dığalının merkezi olanının bu olduğuna .dünyaya ve dünyanın içinde blunduğu doğal ve hakiki bütünlüğe. ve zaman yavaş yavaş işleyip birçok şekilde dünya dışı emelleri ve kaynaklarını gün yüzüne çıkaracaktır.
    ve ben işleyen iş sisteminin de doğal akış yakalanıp, her uyanan bilinç kendiliğini ortaya koyarsa yıkılacağı ya da düzeltileceği kanaatindeyim.yani böyle bir sistemle hakikat ya da gerçeklik yeryüzünde yaşanamaz.

  • Sibel 08 Haziran 2009, 16:44

    Fikir yürütmekten ziyade bu tür projeler benim gözümün önünde bir perdede yaşanır gibi oluyor, söylediğin türden olduğunu düşündüğüm sahneler vardı, var. Henüz bunları yazmadım. Önerilere açığım.

  • Turan 08 Haziran 2009, 15:19

    Sibel,

    ne gibi yardimda bulunabilecegimi bilemiyorum ama sunu da iletmem gerekiyor: ortak is alani olmadiktan sonra bu tasarladigin sey sadece “kooparatif evler” sinifina girer ki bu da diger kooparatiflerden baska bir özelligin olmadigi anlamina gelir. Icerilik acisindan, yani hangi etkinliklerin yapilabilirligi konusunda fikir yürüttün mü?

  • Sibel 08 Haziran 2009, 13:40

    Kıymet verip beni heveslendirdiğiniz için her ikinize de teşekkür ediyorum. Sizler ve bu projeyi okuyup beğenenler, gerek proje aşaması gerekse uygulamada atılacak adımlar açısından öneriler getirirseniz, hep birlikte gerçekleşme zamanını yakına çekebiliriz belki, ne dersiniz?

  • sultan 07 Haziran 2009, 19:30

    merhabalar…

    çok güzel bir proje olmuş. hayretler içerisinde okudum:)

    yaşadığım/yaşıyor olduğum süreç ve yaşadığım birçok sürecin toplumsal eksiklikten kaynaklanan merkezini anlatırken çok güzel bir öneri ile projelendirilmiş. çok güzel!!!
    aynı yaşlardan geçerken yaşıt, ya da aynı dönem insanlarının birlikte birçok toplumsal baskı ve yönlendirme ve beklenti ve zorlama ve birçok kültürel ve yozlaşmış bağlardan öte olabileceği bir birliktelik…
    diğer bir açıdan bir varlık olarak çalışma sürecini tamamlamış ve birçok açıdan uğraş verebileceği değerleri bulamayan, yaşamının büyük bir bölümün adadığı işinden ve belki de bildiği ve kendini iyi hissettiği şeyden uzaklaşmış deneyimli insanların birlikteliği…
    vee en büyüğü de bu hayata atılım başlangıcında ve deneyimlerinin doruğunda insanların kesişmesi… bu projenin “HAKİKİ” bir değeri var:):) ve bence sibel hanım bu sizin dünya ile ilişkinizi de temsil ediyor olabilir.
    bir zamanlar ben de bir kitapevi projesi kurmuştum zihnimde. ve insanları kitap olarak meselliyordum ve “birlik” adına bir oluşum hayal etmiştim. ve sonraları bu fikrin benimle ve özümle ilişkisini gördüm.
    bu projenin gerçekleşmeme ihtimali yok:):) ama hakiki alemde:) ve birgün ki o gün çok yakındır; olacaktır:)
    sevgilerimle:)

  • Turan 07 Haziran 2009, 14:07

    Sibel,

    o kadar öenmli konuya deginmissin ki bu yaziyi es gecmek o yüzden benim icin imkansizdi. Cok degisik seylere deginmissin, cok dogruluk payin var. Bir de söyle söylemissin:

    ” yaşam deneyimlerini genç nesile aktarabilmelerinin hiç bir yolu bulunmamaktadır; ”

    Ben benim akrabalarimin arasinda 40-41 yasinda emekli olan bayanlari taniyorum. Tam verimlilik zamaninda insanlari isinden men ediliyor. Bana cok ilginc gelmisti. Diger taraftan yasam beklentisi 67 olup da 65 yasinda emeklilige ayrilmak da cok gülünc.

    Diger taraftan yaslilarin huzur evlerine yerlesmeleri ve en önemlisi genclerin kendilerine kalacak bir yer arayislari…bunlarin hepsini burada siralamak olanaksiz gibi…
    ama yinede yukardaki yazdiklarinin hepsine katiliyorum. Senin hayalinde olan “yerlesim” birimlerine burada “alternatif yasam bicimi” deniyor. Bu tür denemelerin Türkiyede neden az olduguna sasiyorum. Neyin dogru, neyin yanlis oldugunu önceden bilemeyiz ama bu tür alternatif yasam stillerinden ögrenecegimiz cok seyler vardir. Cesaret bulup da deneyenleri buradan simdiden kutluyorum. Bu nedenle calismanda cok basarilar diliyorum….kolay gelsin, sabrin bol olsun…

  • Sibel 07 Haziran 2009, 10:03

    Bu fastfood dünyasında böyle bir raporu okumak için zaman ayırdığın için seni kutlarım Turan. Henüz bir belediye başkanından randevu almayı başaramadım belki yeterince yırtıcı davranmıyorum, bu projeyi önemseyip benimseyen herkes kendi şartları içinde uygulama alanları araştırabilir. Yani fikir olarak herkesin kullanımına açıktır, duyururum. 🙂

  • Turan 07 Haziran 2009, 09:09

    Sibel,

    gercekten cok güzel bir proje, basarilar dilerim….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir