Bilinmeyen Tanrı

09 Nisan 2009

Yaşayan hiçbir kimse öğretmenim olamazdı; çünkü yaşayan insanlar çarpıtılmış düşüncelerle doluydular.

Saf ve masum bir şeyi alıp sınırlı anlayışıyla çarpıtan insanın yaratacağı Tanrıyla hiçbir işim olamazdı.

Her şeyin en gerçek öğretmeni hayatın kendisi bana bilinmeyen Tanrıyı öğretti.

Günlerden öğrendim. Gecelerden öğrendim. Yok, etme ve savaşa karşın var olan şefkatten ve önemsiz görünmesine rağmen her yerde var olan hayattan öğrendim.

Ufukta doğan güneşi düşündüm. Yolculuğunun batıda sona erişini ve uykuya dalışını izledim. Güneşin sessiz ve sakin yaşamı yönlendirdiğini öğrendim.

Gökyüzünde solgun ışığıyla dans eden ay’ın güzelliğini seyrettim; gizemli ve görkemli bir halde karanlığı aydınlatıyordu.

Suya konan yaban ördeklerinin seslerini dinledim. Gece yuvalarında cıvıldaşan kuşları, çocukları ve kahkahaları dinledim. Kayan yıldızları, bülbülleri, sazlıktaki kırağıyı ve başka bir dünyaya ait olduğu izlenimini veren buz tutmuş gölü izledim. Zeytin ağaçlarının yapraklarının rüzgâr estikçe zümrütten gümüş rengine dönüştüğünü gördüm.

Hayatı ve sürekliliğini düşünerek ve izleyerek bilinmeyen Tanrının kimliğini keşfettim. Bilinmeyen Tanrının insanın çarpıtılmış düşüncesinin yarattığı Tanrılardan biri olmadığını ve gerçek yerinin hayat gücünün içinde hayatın sürekliliğinde olduğunu anladım.

Bilinmeyen Tanrı kimdi?

Bendim! Ve yuvadaki kuşlardı… Gün batımıydı… Işık saçan

Güneşti… Dağların arasından akan suydu… Çocuklardı, kahkahalardı…

Sarımsak kokusu, deri, tunçtu.

Her zaman gözümün önünde duran bu gerçeği kavramak çok zamanımı almıştı.

Bilinmeyen Tanrı ayın ya da güneşin ötesinde değildi. Her şeydeydi.

İçimde uyanan bu yeni anlayışla hayatı kucaklamaya, değerli görmeye ve ölümün savaşın pis kokusunun ötesinde bir şey vardı… Hayat vardı, algıladığımızı sandığımız hayatın çok ötesinde bir hayat…

İnsan öldüğü zaman güneşin sürekli olmasının tek nedeni ölümü asla düşünmemesiydi. Bildiği tek şey olmaktı…

İdeal olarak alabileceğim hiçbir insan yokken, rüzgâr davranışıyla benim için bir ideal oluşturmuştu. Rüzgârı göremezsiniz ama şiddetle estiğinde ne kadar büyük ve güçlü olursanız olun onunla savaşamazsınız.

Eğer insan bir şeyi gerçekten isteyerek yeterince düşünürse gerçekleştiğini öğrendim. Yanıtlarımı içimde buldum ve bu beni daha büyük bir anlayışa genişletti.

Tapınanların seçimi: Hayatlar boyu bir başkasının kimliğinde kaybolmak…

İnsan ancak korkularını yenerek özgür olabilir. Her şey olan her şey duygu ve düşünceden geçerek olmuştur. Düşündüğünüz, düşlediğiniz ve söylediğiniz her şey olmuştur ya da olacaktır. Ne düşünüyorsanız o sizsiniz.

Kendinizi küçük gördükçe küçüleceksiniz. Zeki olmadığınızı düşündükçe aptallaşacaksınız. Kendinizi çirkin buldukça çirkinleşeceksiniz.

Hayatınızı tam bir özgürlükle yaşıyorsunuz…

Kendinize asla gerçekten bakmadığınız için ne kadar güzel olduğunuzu da asla göremediniz. Kim ve ne olduğunuza asla bakmadınız. Tanrının nasıl olduğunu görmek mi istiyorsunuz? Öyleyse gidip tabiata bakın ya da gidin aynaya bakın onunla yüz yüze geleceksiniz….

Ramtha

3 Yorum

  • Sibel 12 Nisan 2009, 10:24

    Güzel bir seçimdi, hoşgeldin aramıza 🙂

  • medisis 11 Nisan 2009, 23:57

    İlk yazımı Ramthadan bir alıntı ile yazmak istedim. Okuduğum kitaplar içinde en sevdiklerim arasında. 2001 Yılında okumuştum beyaz kitabını, şu an hakkında bir bilgim yok ama galiba hala rüzgar:)))

  • Sibel 10 Nisan 2009, 09:34

    “İnsan ancak korkularını yenerek özgür olabilir. Her şey olan her şey duygu ve düşünceden geçerek olmuştur. Düşündüğünüz, düşlediğiniz ve söylediğiniz her şey olmuştur ya da olacaktır. Ne düşünüyorsanız o sizsiniz.”

    Gayet net özetliyor 🙂
    Bu arada Ramtha hala yazı(lı)yor mu? (yirmi sene filan önce okumuştum, epeydir de adını duymuyordum. Rüzgar olmuştu onu son gördüğümde 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir