Bilinç, Niyetlilik ve Arka plan

03 Kasım 2008

Arka plan tezi basitçe şöyledir: Anlamlar anlayışlar, yorumlar, inançlar, istekler ve deneyimler gibi niyetli fenomenler sadece kendiliklerinde niyetli olmayan bir Arka plan yetileri kümesi içinde işlerler. Bu nedenle, ortada farklı Arka plan yetileri bulunduğunda, aynı niyetli durum farklı karşılama şartlarını belirleyebilir. Ve eğer uygun bir arka plan ile bağıntılı olarak uygulanmaz ise, niyetli bir durum hiçbir karşılama şartını belirlemiyecektir.

Bir inanca veya isteğe sahip olmam için, diğer inançların ve isteklerin tüm bir Ağ Bağlantısına sahip olmam gerekir. Dahası Ağ Bağlantısının tümünün bir Arka plana ihtiyacı vardır. Çünkü Ağ Bağlantısının öğeleri kendi kendilerini yorumlayamaz veya kendi kendilerini uygulayamaz.

Bu Arka plan (ve Ağ Bağlantısı) tezi çok sağlam bir iddia oluşturur. Bu tez en azından şunları içerir:

1. Niyetli durumlar kendi başlarına işlemezler. Tek başlarına karşılama şartlarını belirlemezler.

2. Her bir niyetli durumun işlemesi için diğer niyetli durumları içeren bir ağ bağlantısıa ihtiyacı vardır. Karşılama şartları ancak bu Ağ Bağlantısısına bağlı olarak belirlenir.

3. Hatta Ağ Bağlantısı da yeterli değildir. Bu Ağ Bağlantısı ancak bir Arkaplan yetileri kümesiyle bağıntılı olarak işler.

4. Bu yetiler daha fazla niyetli durumlar veya belirli bir niyet durumun içeriğinin bir parçası değildirler ve bu şekilde değerlendirilemezler.

5. Aynı niyetli içerik, farklı Arka planlarla bağıntılı ve kendisinin hiç bir şekilde belirlemediği bazı Arka planlara bağlı olarak, doğruluk şartları gibi farklı karşılama şartlarını belirleyebilir.

Arka plan ile Ağ Bağlantısı arasındaki ayrımın temeli nedir?

Arka planın niyetli olmayan fenomenlerden oluştuğunu ve Ağ Bağlantısının da bir niyetlilik ağı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Arka planın hiçbir fizikötesi uzantısı olmadığına işaret etmek de önemlidir. Zira Arka plan temsil edilen gerçekliğin değil, bizim gerçeklik temsilimizin bir özelliğidir. Arka plan işleyişinin belli kuralları vrdır ki bazıları şunlardır:

1.Çoğu zaman, algı olmaksızın eylem, eylem olmaksızın da algı olmaz.

2. Niyetlilik düzenli bir eylem ve algı akışı içinde gerçekleşir ve Arka plan ise bu akışın oluşturduğu biçimlerin imkan şartıdır.

3.Niyetlilik Arka plan yetisinin düzeyini yükseltme eğilimindedir.

4. Niyetlilik Arka plan yetisinin düzeyini artırsa da, her şekilde yetinin dibine ulaşır.

5. Arka plan sadece ortada niyetli bir içerik olduğunda görülür.

J.Searle-Zihnin Yeniden Keşfi kitabından Düzenleme Sibel Atasoy 19.02.08

29 Yorum

  • yılmaz 18 Temmuz 2012, 13:07

    Sprituel üstadlar, “niyetin”, tezahür ettirmek için kesinlikle gerekli ve olmazsa olmaz bir önkoşul olduğunu söylüyorlar. Yani bilinçte niyet yoksa birşeyi yapmak için gerekli olan adımlar atılamaz, işler yapılamaz, tesadüfler ayarlanamaz, yollar ve kapılar açılamaz diyorlar… Niyet etmek bütün bunların olabilmesi için bilinçaltına (Yüksek Benliğe) verilen “başla” komutu ve yaratımın tetiklenmesi halidir…

  • Sibel 28 Kasım 2011, 12:38

    Harika anlatmışsınız, teşekkürler İbrahim bey.

  • ibrahim 28 Kasım 2011, 10:51

    Psikolojik ters tepki kavramı,bir şeye niyet edersininz ama bilinçaltınız aynı fikirde değildir.Bilinçaltının görevi sizi korumak(!). Öreneğin,zayıflamak isteyen şişman bir bayan niyet edip terapiye gidiyor.Sonuç vermiyor.Çünkü çoçukluğunda alkolik babası tarafından şiddet görmüş ve erkeklerden kaçış yolu olarak şişmanlayarak kendini korumuş olur.Arka plan kuramında belirtiğiniz ağ bağlantıları engelliyor,gizliyor ya da koruyor.Bu anlamda niyet, blokeyi çözecek fırsatlar – zorluklar -olaylar karşınıza çıkarır.Bunları görebilmek umuduyla…

  • Sibel 25 Kasım 2011, 18:34

    Arka plan!ın bloke olduğunu size düşündürten nedir?

  • ibrahim 25 Kasım 2011, 16:56

    Arka planı bloke eden durumlar çözülürse saat gibi işleyeceğini düşünüyorum..deneme-yanılma pratik bir çözüm gibi gelmiyor bana..Bloke eden unsurlar korku olabilir mi ?

  • Sibel 22 Eylül 2011, 10:59

    Teoriye göre arkaplan yetileri denenmeden bilinemez. Bilinebilseydi ne kadar sıkıcı bi dünyamız olurdu düşünsenize 🙂
    O halde her şeyi deneyecek miyiz? Buna vaktimiz (yeni ömrümüz-erkimiz) yeter mi?
    Ben bu soruyla otuzuma varmadan bi kaç yıl önce ciddi olarak yüzleştim. Ve bi karar verdim, yalnızca hoşuma gidenleri, bende aşk benzeri bir coşku uyandıranları denemeye karar verdim ve öylece yaşayıp gidiyorum. 🙂
    Aynı zamanda Çinliilerin I ching sisteminin (64 hegzagramdan oluşan) bu tür sorulara cevap verebildiği söylenir. Bu sebeple Human design sistemini önemsiyorum (http://sibelatasoy.com/?p=4696 ), oradaki 64 kapıdan hangilerinin açık olduğu sizdeki yetenekler hakkında önemli ipuçları veriyor gibi 🙂 Kolaylıklar diliyorum.

  • İbrahim 22 Eylül 2011, 10:46

    İngilizce KPDS’den 60 puan almak gibi bir hedefim ve bir yıllık zamanım var.Daha önce giriştiğim çoğu hedeflerimden başarısız olduğumu biliyorum. Arka planda benim bu konuda yeteneğim olmasa harcayacağım emek ve zaman boşa gidecektir.diye düşünmeye başladım.Arka planda bu yeteneğimin var olup olmadığını nasıl anlayabilirim.?

  • Sibel 10 Aralık 2010, 11:49

    Yok burada açıklandığı şekilde arka planın “değerlendirici” bir etkisi yok ve niyet barındırmayan bir alan. Arka planı, tüm atalarının kıymetli varlıklarının bir banka kasasına konmuş olduğu gibi algılayabiliriz. Banka kasasına gidilip ne var ne yok diye bakılamıyor. O kasaya ancak ağ bağlantısını da geçebiilmiş bir “istek”, nüfuz edebiliyor ve orada gereken sermaye/kabiliyet varsa “sadece onu” kullanabiliyor.

  • Turan 10 Aralık 2010, 11:11

    A, B, C yorumlarindan haric baska bir yorumu önermek istiyorum. Eger bu betimlemeyi “kavramak” gibi bir olguyu anlamak icin kullanirsak cok enteresan bir taplo ortaya cikacaktir. Bir seyi degerlendirme “arkaplan” tarafindan sekilleniyor, anlam kazaniyor. Bilgiler arkaplan tarafinca hakikat kazaniyorlar. Arkapalni degistirdigimizde zannettigimiz bilginin de anlami degismis oluyor.

    Söyle bir örnek vermek istiyorum: “Banka gidiyorum” (park banki ile banka Almancada aynidir!) cümlesini dogru anlamak icin hangi baglamda (arkaplan) söylendigini de bilmek gerekir. Para cekmek isteyenin parka gidip de bankta oturacagini düsünemeyiz. Arkaplan bu anlamda anlasilmasi gereken seylerin cercevesini olusturuyor. Anlam ancak cercevesi ile anlam kazaniyor.

  • Sibel 31 Ekim 2010, 13:01

    Konunun devamı için : http://sibelatasoy.com/?p=3590

  • Sibel 01 Aralık 2008, 16:47

    Marsseh tarafından Cum, 21/11/2008 – 19:06 tarihinde gönderildi.
    sevgili agnia varış rotasına ilişkin söylediklerinizi dikkate alıcam zira ben çoklukla sisde geziyorum ve devinim-eylem içinde oluş’un ben de yarattığı yüksek dikkat ya da yüksek dalgınlık beni bir sona ötelemiyor.tüm enerjim devinimin-takibin sürekli oluşuna yönelince “varmak” bana çok uzak görünüyor. haklısınız. öte yandan yayımeviniz ve ilk kitaba ilişkin söylediklerinizi çok hoş bir jest olarak algıladım çok teşekkür ederim..belki birgün olur:)

    C’den B’ye önermesi çoklukla “başarılı” sonuç verecektir ama “süprizli” ve “yenilikçi” olmayacaktır diye düşünüyorum (linkteki konuya ilişkin) varoluşumuza ait onunla tanımlı ve onu tanımlayan yeteneklerimizin keşfi için B’de daha “dikkatli” bir keşfe çıkmak gerektiğini düşünüyorum..yeteneklerimi sezmeliyim hedeflerimi kesinlikle bilmeliyim. Kesinlik taşımayan bir hedef ya da niyet kesin bir yeteneğin hiç kullanılamamasına neden olabilir.

  • Sibel 26 Kasım 2008, 14:23

    “yetenek” denilen şey toplumun ya da bilincin övdüğü, belirlediği şeyler değil burada. Bu daha çok nesiller boyunca bizatihi deneyip bilinmiş ve keskinleşmiş beceriler. Örneğin “düzgün tırnak kesme” bi yetenek olarak bazı kişilerde ortaya çıkar! İnsan kendi deposunda (arka planında) hangi yetenekler olduğunu bilemez, ancak niyetli durumlar onu orda arayıp bulabilirler.
    Burada belirtilen üç ayrı bölge var;
    birincisi istekler kısmı, ki işte senin bahsettiğin tüm etkileşimler, zihinle bağlantılı durumlar burada.
    İkincisi bi alttaki ağ bağlantısı ise insan ancak bir büyücüyse ya da başka benzer terminolojideki hallerdeyse bilebileceği, standart insanın asla farkında olmadığı bir alan.
    Üçüncüsü ise, o insanın muhtemelen atalarından itibaren tüm tarih hikayesinden gelen keskinleşmi beceriler. Bunları hiç birimiz (müracaat etmeden) bilemeyiz.
    Ben Searle’yi böyle anladım. Belki işime böylesi gelmiştir :)))

  • nilüfer 25 Kasım 2008, 21:47

    Katılmıyorum,sevgili Agnia, nasıl açsamki, şöyle diyim; yetenek nedir?belirli tanımlanmış kalıplandırılmış ölçülendirilmiş bir beceridir.Bunu kim tanımlamaktadır, toplumsal bilinç.Bilincin yetenekli dediği, onay verdiği kabul görmektedir.Sıradışılıktır aslında bir açıdan (egonun en çok istedigi özel olabilme halini de besler) ve yetenek; en çok ego besleyen eylemlerle kendini gösterir örneğin sanat..Böylece tümüyle yargısal bir düşünce, toplumsal illüzyon tarafından zihinlere zerkedilmektedir..

    Zaten kendisi de demiş, algı olmadan eylem olmaz diye, algı; zihindekinin gerçeklikmiş gibi sunulması, kabul edilmesi halidir,(bir mış gibi durumudur, gerçekliği yoktur) zihin toplumsal bilinçten yeteneklisin kabulünü alacak ki böylece algısal durum gerçekleşecek ve bu da sonrasında eyleme dönüşecek.Yok bu kabulü almazsa zaten istedigi kadar niyet olsun, eylem gerçekleşemeyecek.

    Böyle bir kalıp olmasa, toplumsal bilinç yeteneği tanımlamasa ve kişilerin zihinlerinde bu kalıplar olmasa, kim kime yeteneksiz diyebilir?özetle; ne kadar niyet edilirse edilsin yeteneksizlik kalıbının zihinde zaten var olması durumu sözkonusuysa, o eylem gerçekleşmeyecektir.Onun için önce bu toplumsal bilincin zihinlere yerleştirdiği kalıpları temizlemek, saf zihin haline ulaşmak ve ancak ondan sonra niyetle sonsuz olasılıklar içinden bir olasılığı seçip, onu gerçeklik alanına sokabilmek mümkün olmaktadır.

  • Sibel 25 Kasım 2008, 11:53

    Bu durumda Searle’nin görüşüne katılmadığını anlıyorum, doğru mu?
    Zihnimizdeki değer yargıları ile arkaplan yetilerini aynı kefeye mi koydun? Biraz daha açıklayabilirsen sevineceğim sevgili 9999.

  • 9999 22 Kasım 2008, 18:50

    rüyadayken rüyama müdahale edebiliyorsam eger, dünyada da gördüğümü sandığıma da müdahale edebilirim ki o müdahale niyettir aslında, ve niyet zaten uzaysal zamanda yaratılmış olana zamansal anlamda olasılıklar arasından yeni bir seçim yapma şansı verir,o seçim aslında bir sonuçtur ve olasılıklar içinde sebepler ona ulaşmamı sağlar, iyi, doğru, güzel, çirkin vb gibi tüm insani deger yargılarımı bıraktığımda kim diyebilirki ben yeteneksizim..niyet yeteneğe çok bağlı değil diye düşünüyorum..

  • Şahin 20 Kasım 2008, 13:53

    Bendeniz de bunun farkında olduğum için önermek sonrada gözlemek fiillerini kullanmıştım zaten.Ayrıca dikte etmek kesinlikle bu yolun önünü kesecek birşey.Dikte etmek sonsuz zamanlardan gelen birikimin kesişim kümesini kesinlikle bulunmaz kılacaktır

  • Sibel 20 Kasım 2008, 13:46

    İçerik olarak başarılı bir sonuca götürecek gibi görünse de aman dikkat, kolayca “ari ırk” adındaki dipsiz çukura düşülebilir. Çocuklara bişey dikte edenler var; televizyon ve eğitim sistemi, bunlardan onu koruyamadığınız müddetçe, onun hep “azmettirilmiş istekleri” olacak ve bu istekler daha B bölgesinden geri dönecektir. Bunun için çok üzgünüm.

  • Şahin 20 Kasım 2008, 13:39

    Şöyle bir uygulamanın yararı olabilir.Karmamızda bulunan bildiğimiz en uzak becerileri gözlemleyelim.Mesela annemizin ve bababızın hayatını gözden geçirelim nelere yatkındılar nelere değillerdi.Bir yere not alalım sonra kendimizinkileri gözlemleyip ortak bi kesişenler kümesi uygulayalım.Çocuğumuzada bak bunlara yatkın olabilirsin şeklinde öneride bulunalım.Onunda başarılarını yatkınlıklarını izleyip kesişenler kümesine ekleyelim.Böylece torunumuzun başarı ortalamasını yada hangi şeylerde daha başarılı olacağını çıkarabiliriz.Bu yolun 10 kuşak sonrasını düşünmek beni heyecanlandırdı

  • orlando 20 Kasım 2008, 13:33

    o zaman istek/niyet/arkaplan tamda olması gerektiği gibi kendini gösteriyor diyorum.iste/yanıl/yada başar..bu aslında tam da balık tutmaya benziyor.oltamı iri bir lüfer yakalamak amacıyla denize atıyorum ama bu denizde lüfere pek rastlanmıyor.daha çok istavrit ve hamsi sürüleri var.bunu bilmeden orada olta sallıyorsam, muhtemelen bi süre sonra ciddi hayalkırıklığı yaşayacağım..ama az sayıda lüferlerden birinin oltama gelebilme umudunu da taşıyarak iyi zaman geçirmem mümkün elbette.gibi:)

  • Sibel 20 Kasım 2008, 13:29

    Mükemmel bir yorum Şahin. “Ortama uygun olanı seçmek” aklıma gelmeyen bir gerçeklikti. Teşekkür ederim.

  • Şahin 20 Kasım 2008, 13:27

    Harika özetlemişiniz sayın güzel bayanlar.Bende kesinlikle c den gelmeyi tercih ederim.Ancak bunun yapılabilmesi için çooook derin olmak lazım.Ayrıca c de bulunan her bir kabiliyeti a nın hayat bulacağı bölgede var etmek mümkün olmaz.Mesela c de bulunan bir beceri uzay ortamında çıplak sesimizi duyuracak olan bi beceri olsun.Bunu a nın hayat bulacağı bölgede var etmenin manası olmazdı .Çünkü a nın hayat bulacağı bölge havayla dolu ( şimdilik).Dolayısıyla hem derin olmak hemde bu becerileri iyice süzüp ortama uygun olanı seçmek lazım.

  • Sibel 20 Kasım 2008, 13:12

    Şimdi bu söylediğini yapabilmek bir anlamda mümkün, örneğin Sibel olan ben, bunun bir yöntemini biliyor ve uyguluyor, bu sebeple istediği hemen tüm şeyler sonuca ulaşıyor. Fakat bu tersten gelme işleminin de sakıncaları olabilir! Şöyle ki; bu işlem ulu orta istemeyi engelliyor, çünkü C alanındayi ability’lerin ne olduğunu tam olarak hepsini birer birer bilemem ki, yıldız tozlarından bu yana kimbilir ne kadar çok şey biliyorumdur, bunların açığa çıkması için bütün insanların yaptığı gibi uluorta iste/yanıl/ya da başar diyebileceğimiz deneme yanılma metodunun uygulanması şart gibi görünüyor bana.
    Ne dersin?

  • orlando 20 Kasım 2008, 13:06

    harika açıklamışsın bence:) insanın aklına şu geliyor ister istemez..A dan C ye gitmek yerine, keşke C den A ya gidebilseydik..Yani önce potansiyellerimizin havuzuna bakıp, elimizdeki malzemeleri tartarak niyetimizi oluşturup, onu da istekle taçlandırabilseydik.Ne kadar kolay olur du dimi o zaman:)

  • Sibel 20 Kasım 2008, 12:42

    Aslında bunu çizerek izah edebilsem çok güzel anlaşılırdı, zihinsel olarak çizmeye çalışırsak; yan yana birbirine bitişik 3 alan düşünelim; A/B/C olsunlar. A alanı isteklerimizin olduğu görünür kısım, B alanı daha alttaki bilinçle pek farkında olmayabileceğimiz genel niyetler kısmı, C alanı ise Kabiliyetler diyebileceğim, gerek kendi hayatımızda gerekse atalarımızdan bize gelmiş bi çeşit “çözüm paketleri”.

    Bi örnek vermek gerekirse;

    1. A alanında bir isteğim oluşuyor; diyelim ki milli sporcu olmak istiyorum.
    2. B alanında bunu karşılayabilecek bir niyet var mı, ve diğer niyetlerle çelişiyor mu diye hemen durum kontrol ediliyor, varsayalım ki, B alanında dünyayı dolaşmak birçok yabancı insanla tanışmak onlarla paylaşım içinde olmak gibi bir niyetlilik var, bu durumda A daki istek, B deki niyetle örtüşüyor.
    Bu durumda isteğimiz C ye doğru bir hamle yapıyor, acaba bu niyeti gerçekleştirmek için torbada kabiliyet/uygun bilgi paketçiği var mı?
    3. C de ki bilgi paketleri arasında neler yok ki; değerli ya da değersiz bulabileceğiniz bir sürü mini paketçik bunlar, ortada gezip yüzüyorlar. Yalnız buradaki bilgi paketçiği benzetmemi, öğrenilmiş şeyler olarak algılamayalım lütfen, bunlar birinci elden deneyimle BİLİNMİŞ şeylerdir. Kesinlik taşırlar. Fakat niyet taşımazlar, örneğin üst düzey fizik kabiliyeti vardır ama içlerinde bunu harekete geçirici bir niyet yoktur, örneğin bununla atom bombası yapmak ya da fikirdayan bebek bezi yapmak gibi bi niyete sahip değiller.
    Niyetler A dan başlayarak eğer B de uygun ağ bağlantısı bulabilmişse C ye kadar gelirler ve o niyeti gerçekleştirebilecek balığı yakalamak amacıyla bir olta gibi C alanında gezinirler. Bulamazlarsa bu isteğimizde muvafak olamıyacağız demektir.
    Bir başka üzücü durum ise, hepimiz tüm hayatlarımız boyunca, aslında C bölgemizde bilgi paketçiği olan şeylerin bir çoğunu kullanamadan göçüp gideriz, çünkü niyetlilik olmadan C bölgesi uyuyan güzel gibidir!
    Biraz açıklayabildim mi dersiniz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir