BİLGİ’nin seni yutmasına izin verme!

21 Temmuz 2011

“Sakın ola BİLGİ’nin seni yutmasına izin verme!” dedi
“Bilgi mi, e, şeyyy, yutma mı? Bilgi nedir ki?”
“Yaşadığın bi şeyin ayrıntılarını ve çıkarsadığın sonuçları birine anlatırsan, bilgi vermiş olursun”
“Anladııım, iyi ama bu güzel bi şey gibi görünüyor, değil mi yoksa?”
“hımmm, sana şöyle anlatayım. Diyelim sen bütün o şeyleri İştahlı’ya anlatmıştın. Sonra o da annesine anlattı, annesi de Hod’a anlattı, sonra o da kızına anlattı, o da torununa anlattı…”
“kulaktan kulağa oyununa benziyor”
“Aynen öyle! İnsanlar bunu bir de yazı dedikleri şeyle yaparlar, böylece katı ve değişmez hale getirdiklerini sanırlar!”
“Oysa değişir mi?”
“Her şekilde değişir, kulaktan kulağa da olsa yazılsa da fark etmez. Senin yaşadığın her ne idiyse tamamen sana özeldi, aynı şeyi başkası farklı yaşayabilir, üstelik bunların her biri de farklı açılardan sonuç çıkarır!”
“Aaaaa… Çok tuhaf?!”
“Deneyimlediğin her ne ise tamamen sana özeldir, tabi çıkarsadığın sonuç da sana özeldir! Başka kimsenin işine yaramaz, hatta zararlı bile olabilir.”
“Ne diyosun? Ama ben şimdiye kadar çok anlattım. Desene çok zarar verdim arkadaşlarıma, anneme, kardeşlerime, gözetmenlerime! Olamaaz, bunu bilmiyordum, hiç bilmiyordum!” diye ağlamaya başladı Meraklı

“Bi Dakka bi Dakka, bunu hep yaparız, bi tek sen yapmıyorsun ki!”
“Ama niye kimse, biri, çıkıp da bizi uyarmıyor Yaruk ana?”
“Dur dur dellenme hemen! Anlatırız çünkü paylaşma arzumuz çok baskındır. Ayrıca bizi dinleyenlerden gelen tepkileri, karşı görüşleri veya onaylamaları önemseriz. Sesimiz karşı dağa çarpıp bize dönmüş gibi olur, bu uçsuz bucaksız alemde kendimizi yalnız hissetmemek için de yaparız bunu. İşin bu kısımları kendimizi tanımak, güvende hissetmek için gerekli olur ve bu kadarla kalsa zararlı bi etkisi de olmaz.”
“Aaa? Öyle mi? O zaman ben bundan başka bişey yapmıyorum. Oh biraz rahatladım şimdi”
“Bi de ama’sı var tabi. Bu bilgilerin kişiye özgün olduğunu ne anlatan ne de dinleyen bilmeyince ortalık karışıyor! Özellikle hayran olduğun birinin anlattıkları sanki tüm zamanlar ve tüm kişiler için geçerliymiş gibi geliyor dnleyene ve o bilgiler zihnine yerleşiveriyor! Böylece BİLGİ o kişiyi yutmuş oluyor.”
“Feci bişey bu!”
“Oysa bu yaşama gelmenin onuru, senin bilgiyi yutabilmenle doğru orantılı.”
“Bu nasıl oluyor?”
“Çok kolay, bilgiyi dert etmezsin hiç, onlar sessiz sedasız, iddiasız biçimde tüm hücrelerinde bulunur. Onlara ihtiyaç duyduğun her an otomatikman imdadına yetişirler.”
“Peki hücrelerime nasıl girmişler?”
“Her nefes aldığın an,  her merak edip sorduğun, oynadığın yani yaşadığın an, o bilgilerden avuç avuç yutarsın zaten. Farkında değilsin ama böyledir dünyanın düzeni. Sen yaşadıkça onlar hücrelerine dahil olurlar, geçen her hafta, yılda kendilerini yenilerler. Yeter ki, yaşamaya, denemeye istekli ol. Ve tabii anlatarak, yazarak bilgi aktarımı yapılamayacağını da bil. Paylaşma güdümüze saygıyla bak, anlatılanları, onu anlatanı tanımak ve onurlandırmak için dinle, özgünlüğün mucizesinin tadına var, ona kendini ayna olarak sunma nezaketi göster; çünkü o ya da başkası da sana aynısını yapacak.”

sa

3 Yorum

  • Sibel 23 Temmuz 2011, 13:43

    Teşekkürler, umarım devam eder 🙂

  • orlando 22 Temmuz 2011, 09:17

    Yaruk Ana’yı çok seviyorum. Bilgece sohbetlerinin devamı dileklerimle..

  • Turan 21 Temmuz 2011, 19:37

    Bence en az iki cesit bilgi vardir, birincisi edindigimiz deneyimlerle elde ettigimiz bilgiler, digeri ise deneyimden bagimsiz baskalarinin deneyimledigi bilgiler. Her ne olursa olsun, bilgi iki obje arasindaki bagi betimler. Bu bagi ya kendimiz kurgulariz, ya da baskalari. Yukarda da dendigi gibi baskalarinin yaptigi baglantilar bizim pek isimize yaramaz, cünkü o bagi kendi “dilimize” cevirmemiz gerekiyor. Kendi dilimize cevrilemeyen baglar hic kimsenin isine yaramaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir