Beyazların Okulu

27 Aralık 2011

EVET BEN BEYAZLARIN OKULUNA GİTTİM. OKULUN KİTAPLARINI GAZETELERİ VE İNCİL’İ OKUMAYI ÖĞRENDİM. ANCAK ZAMANLA BUNLARIN YETERLİ OLMADIĞINI GÖRDÜM. UYGAR İNSANLAR, İNSAN YAPIMI BASILI SAYFALARA ÇOK FAZLA BAĞLILAR. BEN YÜCE RUH’UN KİTABINA, YANİ ONUN YARATTIĞI HERŞEYE BAKIYORUM. EĞER DOĞAYI TANIMAYA ÇALIŞIRSANIZ, O KİTABIN… ÇOK BÜYÜK BİR KISMINI OKUYABİLİRSİNİZ. BİLİYORSUNUZ, EĞER KİTAPLARINIZIN HEPSİNİ ALIP GÜNEŞİN ALTINA SERER, ONLARI BİR SÜRE İÇİN KAR, YAĞMUR VE BÖCEKLERE BIRAKIRSANIZ GERİYE HİÇBİR ŞEY KALMAYACAKTIR. OYSA YÜCE RUH SİZE VE BİZE, DOĞA OKULUNDA ORMANLARI, IRMAKLARI, DAĞLARI VE BİZİ DE İÇİNE ALAN HAYVANLARI ARAŞTIRMA OLANAĞI VERDİ… TATANGA MANİ, STONEY KABİLESİ..

**

Bir akım, bendini yıkmış

Bir çağlayan, ortasında kaldığımız.

Ey sen Batıdan esen rüzgar

Ezerken yapraklarını dev

Ağırlığın altında

Hesaplamadın hiç onun içten

Gelen gücünü. Unuttun;

Roma bile oldu Asyalı

Aldıktan sonra Anadoluyu

Medeniyet getiriyorum

Değiştiriyorum, dönüştürüyorum dedin

Ne olacaktı yani ne sandın?

her şeyi bilirken akılla

basit fizik kuralını hiçe saydın.

Sen ki bilmez misin doğa

Sevmez tek yönü

Hep olmuştur işaret levhasının

İki yönü!

Saldı üzerine bütün gücünü

Canı yanmış, kökleri sızlamıştı

Doğu’nun, farkında bile olmadan

Üfledi, bildiğince gizli sırlarını

İçten içe yıkmaya başladı

Ele geçirdi tek tek kaleleri

Ve bırakmayacak peşini

Tek bir adam kalmayıncaya kadar

Oyacak altını, yıkılmaz sandığın kuleleri

GO oyunu gibi, hatırla!

Dilediğince yayılamazsın öyle

Herkes aynı silahı kullanmaz

Geç olacak anlaman korkarım

Vakit geçmeden ve kaldırmadan

Beyaz bayrağı, öpmelisin

Kıramadığın eli!

Yoksa gelir Kilikya’dan Mitra dini

Ve dahi Mısırdan ulaşır sisli Britanya’ya sesi.

Rüyadaki esrar dolu haller

Geçip giden tatlı yaz günlerine

Hakim olur, ne oluyoruz demeden.

Eğer anlamakta direnirsen

Batı bilgeliğinin, Doğu’ya

Amatörce bir öykünme olduğunu

Yakında alıverecek altındaki

Teknoloji koltuğunu.

Elinde satranç taşlarıyla kalıvereceksin.

Çağdaş insanın çöküşü

Yalnızlığın acizliği, üstüne kanser

Daha üstüne ruhsal kanser!

Dünya anayolunda, bırakmış kendi yolunu

Arka sokaklarda aranıyor aşkın büyüsü

Bir Buda’nın inandırıcı eski yaşantıyı

Duyabilmek için, bırakıp iki milyon

Tanrıyı, amansızca kuşkuyla

Uyandırıyor içimizde ne var ne yoksa

Seni kurnaz Avrupalı! Dini

Ve benzeri şeyleri

Yalnızca yavan yığınlar için

Ha bir de kadınlar için zannederken

Ve gökte tek bir bulut yokken

Fırtına kopacak diyenlerle alay ederken

Kopsa bile bize ulaşmaz derken

Yalnız gece açan çiçeklerle bezenmiş

Saf ve ince olanla uğraşıyoruz biz.

Neyse ki arada kalmışlar var; bizim gibi!

Tersimizi yüzümüzle buluşturalım diyenler

Mahatmalarla, Amerikan rüyası

Çarptığınızda boy boy kitaplar, bombalar

Anlayan anladı, gerisi en iyi

Tahminle kiyetizm!

İşte böyle, bazen ilginç bir şakadır

Arada kalmak! İkisinden önce

Görüp davranmak!

Sa

14.12.03

**

Eski bir Budacı metinde şöyle bir beyit vardır: Bugünkü yaşantımız dünkü düşüncelerimizin, dünkü eylemlerimizin; yarınki yaşantımız da bugünkü düşüncelerimizin, bugünkü eylemlerimizin eseridir.  Bu ifade kuantum fiziğinde güncel anlamda telaffuz edilen; “Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler” cümlesiyle neredeyse kavuşum haline gelmiştir.

Doğu felsefesi trendi, Batıdaki büyük bir açlığın getirdiği önlenemez bir yükseliştir bence. Çünkü Batı anlayışı, meseleleri en küçük parçalara bölerek ve zamanla yarıştırarak çözmeye çalışıyordu. İnsanlar yaşamları içinde hiç bir nesnenin bütününü görme-yaratma sürecine giremiyorlar ve bu sebeple varolma sevinçlerini kaybediyorlardı. (Yazının bütünü için tıklayınız)

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir