AN’da Yaşamak

28 Ocak 2011

An’da yaşamayı her yerde okuyordum (onbeş yıl kadar önce), uygulamasının nasıl birşey olacağını merak ediyordum. O zamanlar buna carpe diem deniyordu ve bazı çevrelerde oldukça tartışılıyordu çünkü hemen aktan karaya (iki seçenekli Aristo mantığı!) geçilmiş, bunun sorumlulukları boşverme anlamına geldiği, tembellik ve deformasyona sebep olacağı kanıtlanmaya çalışılıyordu.

Oysa ben o zamanlar Fuzzy logic-Bulanık mantıktan haberliydim ve hayatımı peyderpey Aristo’dan alıp fuzzy’ye aktarmaktaydım. Bu sebeple “deformasyon” çığlıklarının Aristo’dan geldiğini biliyordum, onu duymazdan gelmeye çalıştım. (Oysa şimdi başka şeyleri de biliyorum, örneğin Aristo’nun bulanık mantıkla ortak çalıştığı gibi! Bulanık mantığın sağlamlaşması için Aristonun çok tepinmesi çok engel çıkarması gerektiği gibi. Zaten bunlar benim içimde oluyordu. O itirazlar, benim içimdeki itirazların dışa vurumuydu)

Sezgilerim bana “işte bu!”dediği için hayatımın odak noktasına almıştım. Dikkat kesilmiştim.

Derken… 

Hayatıma birisi geldi. Tamamiyle anda yaşıyordu. Öylesine tuhaftı ki, insan olduğundan şüpheye düşerdiniz. Ben çoğu kez onun bir robot olabileceğini ciddi ciddi düşündüm. Geldiğinde bütünüyle geliyordu, gittiğinde de bütününü götürüyordu. “Düşünme” sanki onda hiç oluşmamıştı! Sahiplik yok, şikayet yok, kelimelerden medet umma hiç yok. Sessizlik… İnanılmayacak kadar uzun sessizlikler yaşamayı deneyimledim. Mekanizmayı çözmek için insan üstü gayret sarfediyordum. O da beni süzüyordu bazen kendimi bir bilimadamının tezgahındaki böcek gibi hissediyordum.

Ayrı cinsler olduğumuz kesindi. O insansa ben değildim, ya da tersi!
Çok verimli beş yıl geçirdim. Oyun kuramını, öyküler, makaleler ve en önemli 2 kitabı o dönemde yazdım.
Peki AN’da yaşayan biri mi oldum? Onun gibi değil hayır ama büyük bir dönüşüm de geçirdim. Şüphesiz her birimiz biricik varlığımızla ayrı bir işlev gerçekleştirmekteyiz, ben nasibime düşeni yaşamaya devam ediyorum.

sa

6 Yorum

  • Sibel 29 Ocak 2011, 19:54

    Belki tam olarak değilse de onun durumu yaşamımda görebildiğim an’a en yakın haldi.

  • Turan 29 Ocak 2011, 19:23

    “””Geldiğinde bütünüyle geliyordu, gittiğinde de bütününü götürüyordu. “Düşünme” sanki onda hiç oluşmamıştı! Sahiplik yok, şikayet yok, kelimelerden medet umma hiç yok. Sessizlik…”””

    ANi yasamak bu olmali….

  • Sibel 28 Ocak 2011, 22:42

    Yılmaz bey, söyledikleriniz de oluyor ama o daha çok bir meditasyon ya da yüksek hale girmekle ilgili. Her AN’da olmak böyle değil, bence olmamalı da zaten. Dünyaya dönük ve onu son milimetresine kadar değerlendirecek olan yanımızın tam kapasite ile devrede olması gibi düşünebiliriz.

  • Sibel 28 Ocak 2011, 22:39

    Belirgin bir korkum ya da endişem yoktu zaten. Tabi anlık şeyler olabilirdi bazen, halen de olabilir 🙂

  • Hightech 28 Ocak 2011, 13:36

    Anda yaşamak olaganüstü birşey.
    Bedenin burda ruhun yaratıcıda olması
    yada yaratıcıyla baglantı kurması da denilebilir.
    Uzun ve saatler süren sessizlikler yahutta
    dalıp gitmeler.
    Hiçbirşeyin önemli olmaması yada herşeyin
    önemini kaybetmesi.
    Yaratıcıyla bir bütün olmak.
    Hiçliğe doğru süzülmek.
    Birliğe doğru erimek.
    Yokluktan sonsuzluğa ermek.
    Duygu selinde boğulmak
    Artık insan dışı birşey ve farklı olmak.
    Sevgiler saygılar.

  • zeynep 28 Ocak 2011, 12:50

    An’da yaşayarak korkularınızdan, endişelerinizden sıyrılabildiniz mi? Onlarsız yaşamak ve bu dönüşümü gerçekleştirmek nasıl bir şey, bilmiyorum ben…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir