Ocak 8th, 2009 Ekleyen: Sibel
- 9. Bu kesintili yolda “gerçekliğin” sabit bir edimsellikten değil, bilebileceğimiz bir takım edimsellik olasılıklarından ibaret olduğu dünyada, bir parçacığın hareketini ne kadar derinden incelerseniz o denli anlaşılması zor hale gelir. “Anlaşılmazlık” kuantum hareketinin en büyük sorunudur; daha büyük sorun ise bütün o kayıp olasılıkların nereye gittiğidir!
- 10. Doğanın türlü olasılıklarından biri hangi aşamada ve niçin , kendini “gerçek şeyler” dünyasında sabitler?
Olasılık dalgası görünümündeki bir elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer! (Zilli Kız örneği!)
Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir. Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” deniyor.
- 11. “Sanal geçişler” enerji tutmazlar ve bu yüzden de enerjiyi daha ileri gitmeden tersine çevirirler. (Yukarıda dokuzuncu maddedeki “bütün kayıp olasılıklar” tanımı sanal geçişler için kullanılan bir ifade.)
- 12. “Çok dünya” kavramı, her birinde bir versiyonumuzu bulabileceğimizi ve bu farklı versiyonların farklı olaylar zincirinin gelişmesini sağladığını öne sürer. “hiçbir kayıp olasılık yoktur!” Bunun izlerini evrimin mucizevi ilerleyişinde görebiliriz. Az ömürlü iki mutasyon uzun ömürlü (asıl geçiş) bir melez oluşturabilir. Biz insanlar büyük bir olasılıkla böyle iki “sanal türün” melez birleşmesinden oluştuk.
- 13. Eğer tüm potansiyel şeyler tüm yönlere doğru sonsuz olarak uzanıyorsa bunlar arasında bir ayrılık olabilir mi? Bütün şeyler ve bütün anlar her noktada birbirleriyle temas halindeler; “tüm bu sistemin BİRliği onu mükemmel kılmıştır. Parça bütünde ve bütün her bir parçadadır. Zaman ve mesafeler anlam yitirirler. Kuantum şu ana kadarki en büyük kavramsal meydan okumadır.
Çalışmamın bütünü için; bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=203
Sanal geçişlerin enerji tutmamaları ve sonunda “gerçek geçişe” ulaştırmalarına rağmen bi anlamda maliyetsiz olmaları ilginç değil mi?
Dalga, eneriyi taşıyan titreşim değil miydi? Olasılık dalgası daha farklı bir amaçla kullanılıyor olmalı. Ve bu durumda henüz enerjiyi taşımaya başlamamış! “yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlar” bu cümle bana ilk okuduğum yıllardan beri sihirli bir etki yapıyor, hatta bir kitabımda bu dokungaçların yani sanal geçişlerin, onu yanlışlıkla görenler açısından MUCİZE olarak adlandırılabileceğini önermiştim.
Sanal geçiş ve gerçek geçişi, günlük hayattaki karşılakları ile değerlendirecek olursak, bir kişinin “karar” aşamasındaki hayallenmeler diyebileceğimiz hatta halk arasında “boşa koydum dolmuyor, doluya koydum olmuyor!” sözü ile ifade edilen pozisyon Sanal Geçiş’lere uygun düşer galiba.
Hatta çok sevdiğim bi arkadaşım istediği şeyin gerçekleşmesini hiç önemsemezdi; çünkü o hedefle ilgili, günler gecelerce süren olasılık hayallenmelerinin gerçeğinden çok daha zevkli olduğunu iddia ederdi. O zamanlar bu durumu hoş ve ilginç bulmuş olmakla birlikte, onun tembelliğine de yormuştum biraz. Oysa şimdi bakıyorum da maliyeti olmayan bir yöntemmiş :)))
Popularity: 2% [?]
Etiketler:
kuantum,
sanal geçişler,
zilli kız | Posted in
Felsefe ve Kuantum
6 Gönderi to “Sanal Geçişler”
Yorum yaz
Ocak 8th, 2009 at 16:32
Sanal geçiş bahsinde ben, hayal kurmanın sanki biraz erk harcatan bir eylem olduğunu düşündüğümden, bunun yerine, imgeleme yada imajinasyon kavramlarını tercih ediyorum nedense..:)
Ocak 8th, 2009 at 19:36
Arada lisan farkının dışında ne gibi ayrımlar var?
Bu arada şu başlıktaki http://sibelatasoy.com/?p=126 ilk yoruma da bi göz atalım, bana sanki bişeyler çağrıştırdı, ne dersin?
Ocak 9th, 2009 at 09:29
ben, imgeleme yada imajinasyonu, yeni yaratı ve durumların sanal yapılanmaları, oluşum antremanları gibi algılıyorum.hayal kelimesi ise çok daha geniş bir anlam içeriğine sahip .geçmişe dair hayallenmeler, isteklerimiz, şöyle olmasaydı böyle olsaydı ne olurdunun kurguları vs gibi..
Ocak 9th, 2009 at 10:36
Söz konusu dokungaçların, zaman okunu taktıklarını sanmıyorum, yani geçmişe doğru da sanal geçişler yapılır, hatta D’nin “özetleme” işi tam da bu işleme benziyor sanki?
Ocak 9th, 2009 at 10:56
elbette geçmişe doğruda sanal geçişler yapılır.danah zohar ın “kuantum benlik” kitabında, kendi çocukluğuna gidip, o küçük kızçocuğunu iyileştirmesi örneğinde olduğu gibi..sanırım anlatmak istediğimi doğru ifade edemedim hala:) öyleyse şöyle bir örnekten yola çıkayım.annem, günün büyük bir bölümünü, keşke hayatım böyle olmasaydı, şunlar şunlar yerine bunlar olsaydı, eski dostlarımdan ayrılmasaydım, bursa ya yerleşmeseydik, vs vs gibi sonu gelmeyen düşünceler içinde ve bunların yerine olmasını istediği hayalleri koyarak, kah ağır hüzünlerle, kah o hayallerin anlık mutluluklarıyla geçirir.tüm bu uzun süreçlerde, ne denli yorulduğunu ve tükendiğini görürüm..hayal/hayallenme kelimeleri de bende bu nedenle, boşa ve gereksiz enerji kaybı olarak çağrıştırır kendini..sanırım ben sonuçtaki kazanca bakıyorum..dj örneğindeki özetlemede kartala yem olmaktan kurtarır bizi.sanırım fazla faydacı biriyim:)
Ocak 9th, 2009 at 11:05
Hayır, harika düşünen ve b-ağ kuran birisin.
Tabi ki şikayet ve sızlanma türü şeyler buradaki hayallenme tanımına girmiyor, ancak aralarda “bi şey nasıl olsa hoşlanırdı” kısmını gerçek bir hayale dönüştürebiliyorsa, o zevki yaşamış gibi alıyor olması gerekir ve bu bölüm de ona enerji kaybettirmez diye düşünüyorum.
Senin kastettiğin farkı anladım, arada hem çok ince bir nüans hem de dağlar kadar büyük bir nüans var, evet :)