<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sibel Atasoy</title>
	<atom:link href="http://sibelatasoy.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sibelatasoy.com</link>
	<description>Öyle ya da Böyle...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 10:07:24 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gri&#8230;</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3465</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3465#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 09:59:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anadolu-Sümerler-şaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3465</guid>
		<description><![CDATA[Tüm renkleri hızlıca birbirine karıştır, beyazı elde edersin.
Yani ışığı, yani sevgiyi.
Işığı, ışığın yokluğu ile hızla karıştır, Griyi elde edersin.
Gri belki de metaldir, eski kültürümüzde &#8220;demirci&#8221; olan, şamanları kutsayan.
Yüksüz olan ve protonla birlikte çekirdekte dönenen.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm renkleri hızlıca birbirine karıştır, beyazı elde edersin.</p>
<p>Yani ışığı, yani sevgiyi.</p>
<p>Işığı, ışığın yokluğu ile hızla karıştır, Griyi elde edersin.</p>
<p>Gri belki de metaldir, eski kültürümüzde &#8220;demirci&#8221; olan, şamanları kutsayan.</p>
<p>Yüksüz olan ve protonla birlikte çekirdekte dönenen.</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3465&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3465</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şamaş ya da UTU</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3458</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3458#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 20:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anadolu-Sümerler-şaman]]></category>
		<category><![CDATA[anaerkil]]></category>
		<category><![CDATA[babaerkil]]></category>
		<category><![CDATA[inanna]]></category>
		<category><![CDATA[İştar]]></category>
		<category><![CDATA[şamaş]]></category>
		<category><![CDATA[utu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3458</guid>
		<description><![CDATA[Az önceye kadar ben Utu&#8217;yu tanrı sanıyordum, oysa aşağıdaki yazıda onun ana tanrıça olduğunu söylüyor, Üstelik İnanna yani iştar&#8217;ın da ikiz kardeşi oluyormuş. Bu durumda-sebepsiz olarak en sevdiğim- UTU, Ereşkigal&#8217;in de kardeşi oluyor. Üç kız kardeş: Hayat(İnanna), Ereşkigal(Ölüm) ve Utu(Güneş).

Şamaş veya Sama, Asur ve Babil&#8217;de tapılan Güneş-tanrının Akadca ismi. Sümer mitolojisindeki Utu&#8216;nun karşılığıdır.
Babası Sin (Nanna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Az önceye kadar ben Utu&#8217;yu tanrı sanıyordum, oysa aşağıdaki yazıda onun ana tanrıça olduğunu söylüyor, Üstelik İnanna yani iştar&#8217;ın da ikiz kardeşi oluyormuş. Bu durumda-sebepsiz olarak en sevdiğim- UTU, Ereşkigal&#8217;in de kardeşi oluyor. Üç kız kardeş: Hayat(İnanna), Ereşkigal(Ölüm) ve Utu(Güneş).<br />
</strong></p>
<p><strong>Şamaş</strong> veya <strong>Sama</strong>, Asur ve Babil&#8217;de tapılan Güneş-tanrının <a title="Akadca" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akadca">Akadca</a> ismi. <a title="Sümer mitolojisi (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=S%C3%BCmer_mitolojisi&amp;action=edit&amp;redlink=1">Sümer mitolojisindeki</a> <a title="Utu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Utu">Utu</a>&#8216;nun karşılığıdır.</p>
<p>Babası <a title="Sin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sin">Sin</a> (Nanna &#8211; Ay), ikiz kız kardeşi ise <a title="İştar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0%C5%9Ftar">İştar</a>&#8216;dır (<a title="İnanna" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nanna">İnanna</a> &#8211; Dünya).</p>
<p>Şamaş <a title="Arapça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap%C3%A7a">Arapça</a>&#8216;ya <em>Şems</em> olarak geçmiştir. Şems <a title="Güneş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F">güneş</a> demektir. Abdulşems, güneşin kulu anlamında güneşe tapanların aldıkları bir isimdir. Şamaş&#8217;ın batı dillerindeki değişmiş şekli <em>Sun</em> (<a title="İngilizce" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngilizce">İngilizce</a>), <em>Sonne</em> (<a title="Almanca" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanca">Almanca</a>)&#8217;dır.</p>
<p>Batıda güneşe tapınılan dönemlerde haftanın bir günü güneşe  adanmıştı. Böylece güneş günü anlamında Sunday (İngilizce), Sonntag  (Almanca) güneş tapınmasındaki isimlerdendir.</p>
<div id="stub">
<table cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:%E9%BE%8D-seal.svg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/8b/%E9%BE%8D-seal.svg/30px-%E9%BE%8D-seal.svg.png" alt="龍-seal.svg" width="30" height="30" /></a></td>
<td><em> <strong><a title="Asya mitolojisi (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Asya_mitolojisi&amp;action=edit&amp;redlink=1">Asya mitolojisi</a></strong> ile ilgili bu madde bir <a title="Taslak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Taslak">taslaktır</a>. İçeriğini <a rel="nofollow" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C5%9Eama%C5%9F&amp;action=edit">geliştirerek</a> Vikipedi&#8217;ye katkıda bulunabilirsiniz</em>.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p>Asur ve Babil uygarlığında Şamaş olarak bilinen Utu Sümerlerin ana  tanrıçasıdır. Sovyeteler birligi zamanında kısıtlı imkânlarla 1970  yıllarında Türkmenistan karakum çölünde bulunan gonur tepe &#8220;aci köy&#8221;  (Adji kui) vaha sehirlerini ilk kesfeden Rus arkeolog Victor ivanoviç  sarianidi dogu blokun yıkılmasindan sonra 2007&#8242;de Italya Ligabue  arkeoloji arastırma enstütünün yardımlarıyla Italyan arkeolog Gabriela  Rossi osmida önderliginde Türkmenistan devletininde yardımlariyla  Türkmen arkeolog ve antropolaglarla beraber Karakumda büyük bir  medeniyeti yer yüzüne çıkarmıslardır. silindir biçimindeki damgalarda  insanlığın ilk kaganı Etana&#8217;ın Tanrıça Utu ile hikâyesi anlatılır.</p>
<p><strong>Tarihçesi.</strong></p>
<p><strong>Etana ve Tanrıça Utu efsanesi&#8217;nin kaynağı Türklerin ön ataları  Sümerlerin göç ettigi Karakum medeniyeti ürünüdür</strong>. Karakum , acı köy  kalıntılarında 40 bin sene öncesinden kalma Tanrıça Utu ve Etana&#8217;nın  pişpiş topraktan yapılmış Heykelcikleri bulunmuştur. Karakum&#8217;da  keşfedilen şehirler en Az bes bin yıl öncesinden kurulmuş , Tarımın ,  sanatın ve Ticaretin yapıldığı Bronz çagında olmasına rağmen antik yunan  medeniyetine eşdeğer gelişmiş bir medeniyettir.</p>
<p>Yazıyı ilk kesfeden Sümerler , Silindir damgalarda anlattıklari  Hikayelerini tarihi belge niteligindeki yazıtlarında yazılı olarakta  anlatmışlardır.</p>
<p><strong>Silindir damgalarda Tanrıça Utu ve insanlığın ilk kağani Etana Hikayesinin öncesi ve sonrası ;</strong></p>
<p>Bir zamanlar hayat agacında yılanla Kartal barış içinde  yaşamaktaydılar. Bir gün Kartalın beyninde kötü düşünceler oluşur.  Kartal yavrularıyla beraber yılananın yumurtalarını yer. Yılan intikam  almak için Tanrıça Utu&#8217;dan yardım ister , Tanriça Utu yılana bir hayvan  leş&#8217;inin içine gizlenmesini ve kartalı tuzaga düşürmesini tavsiye eder.  Yılan bir leş&#8217;in içine gizlenir , leş&#8217;i yemeye gelen kartalı tuzağa  düşürür ve intikamını alır , uçamayacak duruma gelen yaralı kartalı bir  çukurun içine atar.<br />
Etana&#8217;nın çocuğu olmaz , neslini devam ettirmek ister. çocuk olmasını  sağlayan bitki Tanrıça Utu&#8217;dadır. Etana Kartaldan yardım ister ve  pazarlık yapar söyle der &#8221; Beni Tanrıça Utu&#8217;nun huzuruna çıkarırsan  bende senin yaralarını iyilestiririm &#8221; der. Kartal Etananın önerisini  kabul eder. Uzun zaman yolculuk yaparlar , çok yükseklere çıkarlar dünya  görünmez olur , seyahatın sonunda Utu&#8217;ya ulaşırlar. Etana Tanrıça  Utu&#8217;nun Huzuruna çıkar , sorununu anlatır. Etena&#8217;yı dinleyen Utu Etenaya  Hayat suyu dolu bir kadeh verir. Böylelikle Etana neslini devam ettirir  ve insanlığın ilk kağani olur. <strong>Anaerkil toplumdan Etana ile Babaerkil  bir yapıya doğru evrilme bu sekilde olmuştur. Etananin çocukları Etana  gibi babadan oğula geçen hükümdar , yönetici , din bilgini Kağanlar  olarak Tanrıça Utu&#8217;un temsilcileri olurlar. Bu olaydan donra Dünyada  Kadın yöneticilerin yerini Erkekler almaya başlamiştır. </strong>( Türk  Peygamberde denilen Etana ve Tanrıça Utu hikâyesinin özetidir)</p>
<p><strong>kaynaklar.</strong> Ligabue Arkeolojik arastirma enstitüsü. <a rel="nofollow" href="http://www.museo-on.com/go/museoon/home/db/archaeology/_page_id_401.xhtml">http://www.museo-on.com/go/museoon/home/db/archaeology/_page_id_401.xhtml</a><br />
karakum üzerine yapilmis arastirmanin belge ve resimlerle tüm ayrintilariyla yazilmis yazi dizisi. <a rel="nofollow" href="http://www.aleviweb.com/forum/showthread.php?t=37911">http://www.aleviweb.com/forum/showthread.php?t=37911</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.arte.tv/fr/Karakoum--la-civilisation-des-oasis/1444958,CmC=1445434.html">http://www.arte.tv/fr/Karakoum&#8211;la-civilisation-des-oasis/1444958,CmC=1445434.html</a></p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3458&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3458</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Venüs Bağlantısı</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3452</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3452#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 18:57:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında]]></category>
		<category><![CDATA[Venüs Bağlantısı]]></category>
		<category><![CDATA[xasiork]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3452</guid>
		<description><![CDATA[Venüs Bağlantısı, bir kez daha yuvasında :)
http://www.xasiork.biz/buyuksalon/index.php?option=com_fireboard&#38;Itemid=42&#38;func=view&#38;catid=509&#38;id=51389#51389
Gerçi bugün Mars&#8217;ın en yakın günüymüş, kimbilir belki Venüsün de bi planı vardır :)))
Not. Adres açılmazsa firefox kullanmak gerekiyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Venüs Bağlantısı, bir kez daha yuvasında :)</p>
<p><a href="http://www.xasiork.biz/buyuksalon/index.php?option=com_fireboard&amp;Itemid=42&amp;func=view&amp;catid=509&amp;id=51389#51389">http://www.xasiork.biz/buyuksalon/index.php?option=com_fireboard&amp;Itemid=42&amp;func=view&amp;catid=509&amp;id=51389#51389</a></p>
<p>Gerçi bugün Mars&#8217;ın en yakın günüymüş, kimbilir belki Venüsün de bi planı vardır :)))</p>
<p>Not. Adres açılmazsa firefox kullanmak gerekiyor.</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3452&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3452</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski ve Yeni Dünya üzerine düşün pratikleri</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3449</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3449#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:41:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe ve Kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3449</guid>
		<description><![CDATA[Eski ve yeni Dünya enerjisinden, insanlardan, çalışan sistemlerden bahsedeceğim gerçi bu zor bir iş; çünkü Dualitik ve üçlü (geçmiş-gelecek-şimdi) zaman olgusuna sahip bir lisan kullanacağım. Bu durum yazılı ifadeyi nerdeyse imkânsız kılıyor. Konuşurken de aynı lisana mahkûmuz ancak bazı avantajlarımız var; kelimeyi sarf ederken içine üflediğimiz parıltı -bunu duyabilenler için- söz konusu engeli aşmamızı sağlıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski ve yeni Dünya enerjisinden, insanlardan, çalışan sistemlerden bahsedeceğim gerçi bu zor bir iş; çünkü Dualitik ve üçlü (geçmiş-gelecek-şimdi) zaman olgusuna sahip bir lisan kullanacağım. Bu durum yazılı ifadeyi nerdeyse imkânsız kılıyor. Konuşurken de aynı lisana mahkûmuz ancak bazı avantajlarımız var; kelimeyi sarf ederken içine üflediğimiz parıltı -bunu duyabilenler için- söz konusu engeli aşmamızı sağlıyor. Yine de deneyeceğim.</p>
<p><strong>Eski Dünya’da(ED)</strong> çalışan kanunlar, kabuller ve gerçekleri yadsımak adına bir çabam yok, nasıl ki Kuantum Kuramı Newton kanunlarının yanlış olduğunu göstermiyorsa, <strong>Yeni Dünya (YD) </strong>için söyleyeceklerimiz de eskisini dışlamıyor, onları içeriyor. Şimdi moda haline gelen “<strong>kapsama alanı</strong>” sözcüklerini altı yıl önce “Oyun Kuramını” yazarken sık sık kullanmıştım. <strong>İçerme/kapsama</strong> kelimelerine çok iş düşüyor, bu kelimeleri özümsemeden YD hakkında değil konuşabilmek, düşünebilmek bile mümkün değil.</p>
<p>Özellikle yazının icadından bu yana insan üzerinde fevkalade büyük öneme sahip olan “zihin” olgusu YD’da önemini yitiriyor; çünkü hazırlıklar tamamlandı, <strong>şimdi uygulama</strong> zamanındayız. Bu aynen sınava hazırlanmak gibiydi, yeterli süremiz vardı, gece gündüz çalıştık, öğrendik. Bazılarımız ezber yaptı, diğerleri anlamaya çalıştı. Netice itibariyle öğrencilere tavsiye edilen, sınavdan önceki gece ve sabahında artık çalışmayı bırakmak, sakinleşmek ve kendine güvenmektir. Bu sebepledir ki, dünyanın her yanında, her çeşit isim altında; ibadet, meditasyon, gevşeme, yoga, nefes gibi zihni (iç konuşmayı) devre dışı bırakacak uygulamalar hızla günlük hayatımıza girdiler.</p>
<p>Aslında Dünya son bikaç bin yıldır “<strong>odaklanma</strong>” diyebileceğimiz bir kavram üzerine çalışıyor ki bu işlemi eril bir aktivite olarak niteleyebiliriz. Odaklanma, bireyleşme sürecinin gerçekleştirilmesi için elzemdi.  Odaklanmanın tersi nedir diye sordum şimdi? Daha iyi bir karşılık alana kadar şimdilik buna “<strong>salıverme</strong>” diyeceğim. Odaklanılan objenin hiç önemi yoktu aslında, sanki varmış gibi kavgalar, savaşlar, zulümler yapıldı fakat aslında bu nesnelerin önemi sadece odaklanma işlevini öğrenmek için araç görevini üstlenmeleriydi bana göre. Sadece bir insanın hayatını bile ele alsak onun evrelerini incelesek, odaklanma ve salıverme işlevlerini bariz biçimde görebiliriz. Bu işlevler ne kadar da nefes alma ve vermeye benziyorlar! Bir şey dikkatimizi çektiğinde farkında olmadan nefesimizi tutarız, adeta bilinmeyen bir yerden komut gelmişçesine yaparız bunu. Kişi ister dışına, ister içine odaklansın fark etmez. Bizi odaklanmaya teşvik eden en büyük iki güç; aşk ve korkudur doğal olarak. İşte YD’ya geçerken becerilerimizi rahatça başkaları ve yeryüzü ile birleştirebilmek için “salıverme” durumunda konumlanmak işlemleri kolaylaştıracaktır. Hani iğne yapılırken ne denli salınıksanız o denli ağrısız atlatırsınız ya, aynen buna benzetiyorum.</p>
<p>Bir başka anlamlı ve sık kullanacağız kelime ise “<strong>evre</strong>” dir. Evreler iyi anlaşıldığında gerçekliğe, doğru ve yanlışa, iyilik ve kötülüğe takılmaz olursunuz. Bireysel, toplumsal, gezegensel ve yıldızsal olarak birbirimizden farkımız yok, her şey evrelere tabidir. “Ne oldum deme, ne olacağım de!” atasözü aslında evrelerin hayatımızdaki işlevini gayet güzel ortaya koyar fakat biz bu sözü daha çok (başkalarını da yaptığımız gibi) evreler açısından değil, ceza ve ödül açısından anlamaya yönlendirildik. Evre, bir ceza ya da ödül olarak değil fiziksel bir gereklilik, yaratımın spiral doğası gereği mevcuttur. Evreleri notalarla eşleştiren birçok öğreti mevcut, fakat şimdi buna girmeyeceğiz çünkü ne öğrendiysek öğrendik artık onları fazlaca didiklemek bize yarar sağlamaz.</p>
<p>YD ve  ED arasında en fazla karışıklığı <strong>akıl&amp;zihin</strong> ve <strong>duygu&amp;sezgi</strong> kelimeleri arasında yaşıyoruz. Öğretmenlerimiz tavsiyelerde bulunuyorlar ve biz onları uygulamaya çalıştığımızda hangisinin hangisi olduğunu belirlemekte yetersiz kalıyoruz.</p>
<p> Son yıllarda Yeryüzü Ana ile yakınlaşmaya çalışan girişimlerin çoğaldığını görmek sevindirici ve umut verici oluyor. Tabi hiçbir şey öyle bir anda &#8220;abra kadabra&#8221; şeklinde sihir gibi işlemiyor,  sarsılmaz niyet ve disiplin çok önemli.</p>
<p>Her zaman dediğim gibi (usandırdıysam affola fakat kendime hatırlatmak için yapıyorum bunu), &#8220;<strong>dinlemek</strong>&#8221; çok önemli. Bizim nesil dinlemek deyince favori şarkıları hatırlıyor :) Oysa dinlemek kapsamlı bir kelime, ilginizi çeken konuya/kişiye/şeye tüm kanallarınızı açık tutmak, onunla aranızdaki olası tüm engelleri açmak, BİR olmak için kendini <strong>salıvermeyi</strong> de gerektiriyor. Görme nasıl yalnızca göz ile yapılamıyorsa, dinleme de sadece kulakla olmuyor!<br />
Piyasadaki eğitici paketlerin birçoğu, &#8220;<strong>odaklanmak</strong>&#8221; üzerine yapılandırılmış, yanlış değil ancak eksik. Bu neye benziyor biliyor musunuz; diyelim sırılsıklam aşık oldunuz, tüm dikkatiniz onda, onunla yatıp onunla kalkıyorsunuz (fiziken olması gerekli bile değil), iyi pek güzel, pek aladır bu! Piyesin ilk sahnesinde (odaklanma) performans iyi diyelim, fakat bu üç perdelik bir oyun! İkinci perdeye geçildiğinde -ki geçilemiyor çoğu kez- &#8220;<strong>salıverme</strong>&#8221; işlemi için dinleme evresi olmalıydı. Bunun yerine gördüğüm pek çok insan &#8220;sahiplenme&#8221; denen ikame edici bir kavram içine saplanıp kalıyor. <strong>Sahiplenme</strong> içerik olarak şu demek oluyor, &#8220;aman bu muhteşem bi şey, ona sonsuza kadar sahip olmalıyım! Bunun için gereken her neyse onu planlamalıyım.&#8221; Böylece üçüncü perdeye yani &#8220;bütünleşmeye” varan nerdeyse hiç olmuyor.</p>
<p>Bütünleşmeye değil ama &#8220;Çocuğa&#8221; varıyor genelde bu aşklar!(Odaklanmalar) Yani bütünleşme, birleşme bir sonraki nesle erteleniyordu Eski Dünya&#8217;da(ED).</p>
<p>&#8220;Dinleme&#8221; konusunu akıl&amp;zihin ve duygu&amp;his açıklamalarından sonraya bırakıp, bütünleşememenin güncel bir örneğini vermek istiyorum.<br />
Geçtiğimiz hafta mail kutuma rekor düzeyde aktivite haberi ve daveti geldi. Hepsi de bugün yani Cumartesi ve Pazar yapılıyor. Çoğu sokak eylemleri hatta içinde piknik planı bile var. Üstelik bu aktiviteleri düzenleyenler yazının başında bahsettiğim doğaseverlik, natürel hayat adına çalışma yapan guruplar. Ben bu davetleri okurken hem çok şaşırdım hem de haklı çıkmaktan üzüldüm hafta boyunca, çünkü bir haftadır her yerde hava tahminleri vardı cumartesi, kar, tipi, çok şiddetli fırtına diye. Allahın günü mü kalmadı? Bu nasıl dinleme, bu nasıl yeryüzü ile sevişme?!<br />
İnsanoğlu/kızı,  işleri zorlaştırmayı hep sevdi ED&#8217;da. Ama şimdi artık bu yöntemler değişiyor. Eğer Doğa ana bugün esip gürlemek istiyorsa, biz de başımızı sokacak bir evimiz var diye sevinip, evimize gömülelim, bir <strong>durum raporu</strong> çıkarma fırsatı veriyor aslında o bize: &#8220;ne okuduk, ne yazdık, ne konuştuk, ne dinledik, neye üzüldük, neye kızdık&#8221;, bunları şöylece aklımızdan geçirelim, içimize dönelim diye yapıyor bunu.</p>
<p>Bunları gördükçe, &#8220;Sağır&#8221; olmamak için gece gündüz dua ediyorum, çıtırtıları, tıkırtıları duyabilmek için kendimi terbiye etmeyi en önemli görevim sayıyorum. Bizi bağrına basmış olan o sevgili anamıza ne kadar teşekkür etsek azdır.</p>
<p>Gelelim akıl ve zihne, bunları günlük hayatta birbirlerinin yerine ikamet edercesine kullandığımızı görüyorum, hatta bir de zekâ ve mantık kelimeleri var, hepsi de oldukça belirsiz şeyler. Akıl, bana göre bir denge mekanizmasına benziyor. <strong>İnsana dair tüm veçhelerin uygun değer sağlayacak şekilde ilişki içinde olmalarını sağlıyor.</strong> Bu sebeple de varlığı en az duygular ve beden kadar kıymetli. Genelde konuşma lisanımız içinde “mantık” kelimesiyle birlikte ya da birbirlerini ikame eder şekilde kullanılmasını çok da yerinde bulmaz gibiyim. Mantık, ölçü birimleri cetveli gibi görünüyor bana. İçinde farkında bile olmadığımız sayısız ölçü değerleri var ve bence –kullanış şeklimize bakılacak olursa- akıldan çok daha ilişkili olduğu kelime zihin olmalıydı.</p>
<p>İnsan psişesinin tamamını iki atlı bir araba gibi görecek olursak; akıl, psişenin sürücü makamını işgal ediyor diyebiliriz. Psişeyi salimen bir yerden başka bir yere götürme ehliyeti ve sorumluluğu, aklı gerçekten de önemli bir unsur haline getiriyor. Peki akıl bu sorumluluğu yerine getirirken bazı ölçüler kullanacak mıdır, yani mantığa ihtiyacı var mıdır? Bu soruya cevap vermeden önce başka bir soru geliyor aklımıza: Bu ölçü cetvelini kim oluşturdu? Öyle ya, her insan başlı başına bir dünya ise onun psişesini yönetmek için aklın ölçüye ihtiyacı olacaksa bile, bu listenin kimin tarafından oluşturulmuş olduğunu da sorgulamak gerekmez mi?</p>
<p>Bu sebeple “mantık” kelimesine itibar edebilmek için, bu ölçüler cetvelinin kimin tarafından ve hangi amaçla hazırlandığını bilmem gerekiyor, aksi takdirde onu insan bütünlüğünün içinde önemli bir mevkie koyamayacağımı hissediyorum. <strong>Zihin</strong> ise yine benim gözümden bir çeşit “<strong>sanal bellek</strong>”, aslında henüz bize ait olmayan bilgiler, kavgalar ve sevişmelerin, ezcümle hayat provasının yapıldığı alan. “Düşünce” dediğimiz eylemin evi. Bu hali ile internete de benzetilebilir. Eğer biz insanlar zihnimizdeki şeylerin kendimize ait olmadığını bilseydik bence hiç sorun kalmazdı. Fakat tam tersine sanki zihnimizdekilerle kendimizi aynı tutuyormuşuz gibi davranıyoruz (galiba cidden buna inanıyoruz!),  böylece özün sözü desteklemediği milyarlarca insandan oluşan bu kalabalığa dâhil oluyoruz.</p>
<p>Zihnin yabancı bir aksam olduğunu söyleyen öğretiler bile var, öyledir ya da değildir, ben sonuca bakıyorum ve zihnin “manipülasyon” amacıyla kullanıldığını görebiliyorum. Daha önceki yazılarımdan hatırlayanlar olacaktır, bildiğimiz Eski Dünyadaki her türlü eğitimin de manipülasyon olduğunu iddia etmiştim. Böylece orada eğitim dıştan takma zihin aracılığı ile yapılıyordu. Bunun ne gibi faydaları zararları vardır biraz düşünelim:</p>
<p>Bir kere yaşamı sanal platforma taşıyarak kişinin bedenini olası tehlikelerden koruduğunu söyleyebiliriz. Ama nedir bu tehlikeler? Kişilerin ani duygulanımları sebebiyle kendilerine ya da başkalarına zarar vermesini önlemek mi? Özellikle artan nüfusu ve büyük yerleşim merkezlerinde birlikte yaşama zorunluluğunu dikkate alırsak, bir dereceye kadar gerçekten bu işlevi gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Fakat bu koruma işlemi sadece kişinin fizik bedeni için geçerli oluyor. Öyleyse “zihin”, insanların fiziksel varlıklarını çok önemseyen bir merciin ürünü olmalı. Oysa zaten dünyada oldukça kalabalığız.</p>
<p>Eski Dünya’da Dualitik varoluşumuzun farkında olmaksızın yaşadık. Bunu belki filozoflar ve birkaç ileri bilinç sahibi insan biliyordu (özüne almıştı) fakat diğerlerimiz bu fiziki gerçeklikten habersiz yaşadık o bin yılları. Bu ne demek oluyor şimdi? Az önce zihnin varlığını fiziki bedenin korunması anlamına geldiğini varsaydığımızda, bu korumanın aynı zamanda bilginin sanal değil gerçek belleğe geçişini de engellediğini es geçmiş olduğumuz anlamına geliyor. Gerçek bellek, bedenimizin içinde, genlerimizin, her bir hücremizin içinde, bunu biliyoruz aslında. Bedeni korumak, bedeni sınırlamak ve sonsuza kadar özgürleşme potansiyelinden men etmektir. O halde biraz şüpheci davranmama izin verin lütfen, zihinle korunmuş bu bedenler, et kütlesi olarak bi işe yarıyor olmalılar?!</p>
<p>Biliyorum konu biraz dağılacak gibi görünüyor ama bu tehlikeden haberli olarak başladık yazıya ve azıcık tali yoldan devam edip ilk sapaktan kendi yolumuza çıkabiliriz diye umuyorum.</p>
<p>Çarşı her şeye karşı demezseniz, “düşünüyorum öyleyse varım” önerisine ilk duyduğumdan beri karşıyım. Aslında çocukken ve büyürken de buna benzer uyarılarla karşılaştık; “düşünmeden hareket etme!” gibi. Bu ve benzeri harekete geçmeyi zorlaştırıcı tedbirler, zaman içinde doğal refleksimiz halini aldı ve biz sadece düşünen ve konuşanlar olduk. Hareket yok, dinleme yok! Bildiğiniz gibi biz insanların üç besin maddesi var; su/yemek ve izlenimler. Daha sonra bahsedeceğim insanın merkezleri konusu da besinlerimizle son derece alakalı. Üst merkezlerle temasa geçebilmek inceltilmiş(kaba karşıtı olarak) besin tüketimi ile sağlanabiliyor. Özellikle biz şehir insanının su ve yiyecek konusunda seçim şansı çok düşük olsa da “izlenim” kısmı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. İnceltilmiş izlenimlerle beslenmeyi başarabiliriz bence.</p>
<p>İnsanın su ve yiyecek hatta hava olmadan yaşamaya devam edebileceği süreler var, ancak izlenim olmadan bir saniye dahi yaşayamadığımızı biliyor muydunuz? Örneğin uykuya geçtiğimizde bile izlenim araçlarının bir veya birkaçı halen işliyor durumda, buna rağmen bilincimizi kaybediyoruz, bu sebeple eskiler uykuya küçük ölüm demişlerdi. Düşüncenin mekânı zihin, yani sanal belleğimiz korkunç bir bombardıman altında. Daha önce böylesi bir taarruz sanırım hiç olmamıştı. Bizim olmayan bilgiler, duyguların altında teslim bayrağını çekmemize az kaldı! Bu taarruzu durdurmak da büyük ölçüde elimizde ve yollarını herkes bilir aslında.</p>
<p>Duygu&amp;His ve hatta sezgi&amp;içgüdü kelimelerimiz daha da karmaşık. Hepsini birbirinin yerine kullanır gibiyiz. Zaten TDK bile duygu ile his’i aynı kabul etmiş ve şöyle tanımlamış: “Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim ya da Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği.” Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi duygu doğrudan bedenimizden gelen bir tepki değil, zihin aracılığı ile oluşturulan yalancı bir his. Bu yalancı hislere bel bağlayıp ne çok yanıp yakıldığımız durum olduğunu yıllardır gözlemliyorum. Belki de eski öğretilerde “duygu”nun küçük görülmesinin esas sebebi bu olmuştur. Duygu yerine düşünce ve mantık ön plana alınmaya çalışılmış, bir bakıma haklılar çünkü duygu zaten düşüncelerle oluşturulmuş yalancı his olduğuna göre bari doğrudan çıkış noktasına bakılması evladır.</p>
<p>Bu gerekçelerle ben “hissetmek” kelimesini “içgüdü” tanımına yakın biçimde kullanmayı tercih ediyorum. Bakınız içgüdü için TDK ne demiş: “ <strong>Bir canlı türünün bütün bireylerinde akıl ve düşünceden bağımsız olarak doğuştan gelen bilinçsiz her türlü hareket ve davranış, insiyak, sevkıtabii.</strong>”</p>
<p><strong>Sezgi</strong> ise bu üçünden tamamen farklı bir konuma sahip, TDK’nın tanımı şöyle: “<strong>Gerçeğin deneye veya akla vurmadan doğrudan doğruya kavranması.</strong>” Tanımdan da anlaşıldığı gibi sezgi, insanın kendine ben dediği akıl ya da düşünce veya beden’den farklı bir yer ile temastan elde ediliyor, en belirgin özelliği ise; “doğruluğundan şüphe edilmiyor oluşu”</p>
<p><strong>Sadece kelimeler mi karışıyor? </strong>Keşke öyle olsaydı, fakat aslında kelimeleri karıştıran enerji merkezlerimizdeki karışıklıklar, onlardan da bahsedeceğim.</p>
<p>“Etkili dinleme” yapamıyoruz, sanırım buna çoğu insan katılacaktır. Bunun bir görünen bir de görünmeyen sebebi var (şimdilik aklımla gelen). Görünen sebebi, zihnimizin korkunç bir karmaşa içinde gürültü çıkarması. Görünmeyeni ve aslında en vahimi, “etkili dinleme” için merkezlerimizin uygun durumda çalışmıyor olması.</p>
<p><strong>Nedir o halde merkezler</strong>? Bunları doğu bilgisinde çakralar olarak tanımlıyor olsalar da ben bize daha yakın kelimelerle ifade etmeye çalışacağım. Her merkez kendi ürettiği enerjiyi kullanarak işlevini gerçekleştiriyor.  Öncelikle alt merkezlerden başlayalım.<br />
Bedenimizin alt bölgesinde üç tane temel merkez bulunuyor: <strong>Hareket, İçgüdü ve Seks</strong> merkezleri. Bunlar her insanın doğarken aktif olarak sahip olduğu gerçekten temel merkezler. İçgüdü pasif,  hareket merkezi ise aktif bir kuvvettir. Bunlar birbirleri ile sürekli boğuşma halinde bulunur. İkisinin de düzenli ve gerektiği gibi çalışması seks merkezinin nötralize edici etkisine bağlıdır diyebiliriz. Dünyamızda hali hazırda çoğu insanın sadece bu temel merkezler ile yaşadığını görmek zor değil.</p>
<p>Daha yukarıdaki iki merkez ise Duygu ve Düşünme merkezleri. Bu merkezler gerçekte faal durumda olsalardı yaşadığımız birçok karmaşaya gerek olmayacaktı. Ancak çoğu kez bu merkezler kendi enerjileri ile değil seks merkezinin enerjisinden çalarak işlev görmeye çalışırlar; çünkü seks merkezi en yüksek enerji üreten yerdir. Seks merkezinin enerjisi ile çalışan duygu ve düşünce merkezleri tüm olayları onun açısından değerlendirmek durumunda kalır. Üstelik seks merkezinin tüm enerjisini çaldıkları için onu gerçek işlevini sürdürebilecek güçten de yoksun bırakırlar. İşte böylece bedenimiz içinde her şey Arap saçına döner!</p>
<p>Daha üst merkezlerden söz etmiyorum bile J</p>
<p>Burada yeniden sanal ve gerçek bellek terimlerine dönmek istiyorum. Hatırlanacağı gibi zihni sanal bellek olarak betimlemiştim, o halde gerçek bellek nedir sorusuna cevap arayalım. Gerçek belleğin genlerimizin içinde olduğunu sanırım hepimiz biliyoruz ama bu konuda bence en şık açıklamayı Stiegler yapmış, onun da araştırmacı Gourhan’dan esinlendiği söyleniyor.</p>
<p>“Stiegler&#8217;e göre üç tür bellek var: <strong>Genetik bellek</strong>, <strong>merkezi sinir sistemi belleği</strong> (epigenetik) ve <strong>tekno-lojik bellek</strong> (dil ve tekniğin kendini genetik olmayan nesnede dışsallaştırması).” Sanırım O, benim <strong>sanal bellek</strong> olarak tabir ettiğim şeye <strong>tekno-lojik bellek</strong> diyor ve sanal olana geçişimizi de şöyle izah ediyor: “<em>Ölümlülüğümüzün farkına varmamız bizi arşivler oluşturmaya, anımsama ve depolama teknolojileri yaratmaya zorladı. Kendimizin ve deneyimlerimizin izlerini, diğer insanların ve çocuklarımızın belleklerine bıraktık ama bir yandan da yazı, obje ve eser olarak, duvarların üzerine, halılara, bilgisayar ekranlarına, dil ve kültür halinde yansıttık. Öldüğümüzde izimiz kalsın diye.”</em></p>
<p>Böylece insan, kendini anlamak ve bilmek için belleğini dışa aktardı ki bu insanın dışsallaşma dönemi oldu, buna teknolojik dönem de diyebiliriz. Stiegler’in bu yorumunda “dış” fiziki gerçeklikleri gösteriyor gibi olsa da bunun gölgesi de zihinlerimizde sanal olarak mevcut.</p>
<p>Bu işlemin Tanrıya öykünme olduğunu sanırım herkes görebiliyordur. Hani Tanrı da kendini bilmek istemişti ya! Evreni yaratarak kendini dışsallaştırmıştı. Onun yarattığı insan evladının da aynı yolu izlemiş olması bence şaşırtıcı değil.</p>
<p>Burada onbinlerce yıllık bir yolculuktan bahsediyoruz. İnsan kendini dışsallaştırırken bence sorun yoktu çünkü bu bireyleşmenin (ve bir anlamda tanrılaşmanın) bir yoluydu. Fakat özellikle yazının icadından sonra bu nehir tersine de akmaya başladı. Yani dıştan ithal bilgi zihne akmaya başladı. Fakat burada normal olmayan bir işleyiş var, dikkat ederseniz dışsallaşırken bilgi gerçek bellekten çıkıyordu, oysa geri dönüp geldiğinde gerçek belleğe değil sanal belleğe doluyor. Zihin, içindeki bilgiler yoluyla insanın kendini gerçekte olmadığı biri sanmasına sebep oluyor.</p>
<p>Bunun sebebi de açıktır, insanın gerçek belleği ancak “deneyim” ile oluşur! Yaşamdaki her şey aynı kurala tabi; <strong>kuram/hayal</strong> ve <strong>deney</strong> birbirini izlemek zorundadır, tıpkı yürümek için sağ adımın sol adımı izlemek zorunda olduğu gibi.</p>
<p>Tam da ithal bilgilerden bahsederken birden bunu çok daha önceleri bir vizyonda gördüğümü ve yazdığımı hatırladım. Geriye giderek taradım ve onu Bir Kadını Öldürmek kitabının sekizinci bölümünde buldum:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Birçok öğreti kendisine “ışık” rehberini almıştır. Sanki ışık karanlık sayesinde olmuyormuş gibi.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Oysa ben kendimi çoğunlukla yabani bir şaman gibi hissediyorum. Karar vermek istemiyorum, seçim yapmak istemiyorum, tanımlamak istemiyorum.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Her yaptığım tespit, her tanım beni biraz daha öldürüyor. Fakat yine de içimde bilemediğim bir itki bunu yapmam için beni zorluyor.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu oyunun içine daha ne kadar BİR malzemesi atacak ve onu öldüreceğiz?</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Nereye kadar isim vermeye devam edeceğiz? Bu işlem büyünün dik alası değil midir? İsim vermek şeyleri adeta demir bir kafes içine ve sonsuza kadar hapsetmek gibi geliyor bana.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bana bu satırları yazdıran, aslında hiç anlatmadığımda doğruluğundan en ufak şüphe duymadığım, yalnızca bildiğimi, sözlere ve kavramlara dökmek suretiyle eksilttiğim ve çarpıttığımı fark ediyor olduğum halde beni buna zorlayan Dünyanın kendisi değilse nedir. Varlığını sonsuza kadar sürdürmek isteyen dişi canavar. Oyunların ilahesi.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Eskiden bilgilerle oyalanırken ve belki içten içe onları onaylayamazken, anlatıyor, yazıyor olmak normaldi; çünkü kendime yandaş arıyordum. Onaylanmak ihtiyacı içindeydim. Topu başkalarına atıyordum; “onayla ki inanabileyim” ya da karşı çık ve içime şüphe tohumları at, böylece o bilgiden vaz</span><span style="text-decoration: underline;">geçebileyim.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Oysa şimdi bildiklerimi onaylatmaya da yok etmeye de ihtiyacım yok. Çünkü ben kuru ağaç kabukları gibi ortalarda uçuşan “<strong>bilgi</strong>”leri gördüm. Onlar vaktiyle bir ağacın gövdesindeyken şüphesiz canlılardı oysa şimdi birer atık onlar, ölüler. Dünyanın toprağına düşüp onu besleyecek gübre olmuşlar.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Ben zaten bilinenim, bilmenin ta kendisiyim.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Şimdiye kadar söylediklerimi ve bundan sonraki her şeyi hemen unutacağım. Çünkü onlara ihtiyacım yok. Artık not almaya da ihtiyacım yok.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Oyunun sistematiğine ters düşmeyecek kadar bir şeylerle oyalanacağım.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bir kadınla asla ters düşmemelisiniz.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bir kadın ancak sizi kendi isteğiyle bırakırsa serbest kalabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bütün bunları sadece fiziksel olanla anlamaya çabalamayın. Ben burada size OYUNa rağmen oyunu anlatmaya çalışıyorum.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Size bir kadına karşı donanımlı olabilmeyi öğretiyorum</span><span style="text-decoration: underline;">.</span></p>
<p>Başka ağaçlardan kopmuş kabukların (bilgi) benim bünyem için bişey ifade etmeyeceği açık değil mi? Fakat o kabukların yine de hoş bir tarafı var, insan kardeşlerimin yürüdükleri yolları gösterir, bazen ibretle bazen sevinçle onları seyrederim, ama sadece seyredebilirim. Kabuk bir kez gövdeden koptu mu artık tarih oldu demektir. İşte ben de bu sebeple Yeni Dünya’nın hayalini kurmak için sıkça çocuklara bakacağım, onları dinleyeceğim.</p>
<p>Yukarıda alıntıladığım bölüm insanın fizik bedeni, gezegen, diğer gök cisimleri ile ilişkilerimiz konusunda birçok ipucu sunuyor. Bir kaç sayfa önce bir şey sormuştum: “<em>zihinle korunmuş bu bedenler, et kütlesi olarak bi işe yarıyor olmalılar?!</em>”  Korunmuş kelimesinin yanına (!) işareti koymalıydım aslında, umarım okurlar işaret olmaksızın bile ortada bir bit yeniği olduğunu “hissetmişlerdi”. Her şeyi açıkça yaz diyorlar bana, evet sıkça eleştiri alıyorum bu konuda. Oysa yazamayacağım için değil yazmamın faydası olmayacağı için örtük (Dipnot.1) bir lisan kullanıyorum. İnsan egosu, kendi keşfetmediği şeyleri massetmeye açık değil. Sınırları keskince oluşturulmuş cam kavanozlar gibiler.</p>
<p>Bu soruyu açıklamak için her kelimeye ayrı ayrı bakmak gerekecek. Anlaşılan o ki, zihinle korunmamış(!) olsa insan, ortada et kütlesi olmayacak, başka bir şey olacak! Biz gerilim yazarları, ortada bir suç varsa önce bundan kim menfaat sağladı diye sorarız.</p>
<p>Bazı öğretilerde Yeryüzü’nün canlı olduğu yazılıdır. Bunu kendi içimden de kuvvetle hissediyorum. Gezegenimizin yüzeyindeki diğer canlılar (bitki hayvan ve insanlar), tıpkı bir insan bedenindeki “kıllar” gibi dışarıdan gelen etkileri çekmek ve bedene iletmekle yükümlü organlar gibi görünüyorlar. Yeryüzü, biz canlılar yolu ile diğer gök cisimlerinden gönderilen haberleri kendi bilincine aktarıyor. Tabi bu bilgiler/etkiler, biz canlıların her biri tarafından kendi işlevimiz ve yetkinliğimiz gereğince işlenir ve Yeryüzü’ne aktarılır. Bu gezegende yaşayan hepimizi bir çeşit haberci/ulak gibi hissediyorum. Eski zaman büyücüleri (şamanlar) sanırım bu durumdan haberliydiler ve diğer canlıların taşıdığı her bir haberi de Yeryüzü ananın yapacağı gibi deşifre etmeyi öğrenmişlerdi. Böylece çiçekle, böcekle, ayıyla hatta taşla bile konuşup anlaşabiliyorlardı.</p>
<p>Demem o ki, gezegenler, uydular, yıldızlar hepsi bu daha kapsayıcı bir sistemin bilinçli varlıklarıdır. Hem onların hem de Yeryüzü içindeki bizlerin bir “besin zincirine” bağlı olması herhalde gayet tabiidir. Besin zincirinin kırılması, gerek kendi kişisel gözlemlerimiz gerekse bilimsel yöntemlerle değerlendirildiğinde, akla dahi gelmeyen felaketleri ortaya çıkarmaktadır. Biz buna doğanın dengesi diyoruz. Bu denge, dev bir yıldız için geçerli olduğu gibi bir karıncanın bünyesinde de geçerli ve aynı sonuçları doğuruyor.</p>
<p>Diğer canlıların durumlarını şu an için ihmal edip insan kardeşlerimin besin zinciri içindeki yerine dönecek olursam, bizlerin farkındalık üreten organizmalar olarak, Yeryüzü ve ondan beslenen AY için çok elzem besin kaynağı olduğumuz aşikâr geliyor bana. Bu doğrultuda bakarsak, besin zincirinden kopup gitmek isteyen yani özgürleşmek isteyen insanın, kapsayıcı sistem tarafından hoş görülmeyeceği de açıktır. Bir bilimkurgu filmi gibi yukarıda oturan federasyon üyelerinin bu doğrultuda engelleyici kararlar aldığını söylemiyorum, ama bu belki sadece “kendiliğinden” böyledir. Peki özgürleşmek isteyen, yani “et kütlesi” konumundan çıkmak isteyen insan için bütün yollar kapalı mı? Kapalı değil, ancak hiç kolay değil. Bu konuda benim sezgilerim; <strong>belirli bir zaman aralığı esas alındığında, besin döngüsünden kaçabilecek insan sayısının, evrende sönmekte olan yıldız sayısından fazla olamayacağını söylüyor!</strong></p>
<p>Eğer zaman faktörünü dikkate almazsanız, hepimizin özgürleşme şansının olduğunu anlarsınız; çünkü yıldızlar da eninde sonunda ölür! Böylece insanların neden sadece ve başka hiç bir şeyi dikkate almaksızın sadece, çoğalmaya teşvik edildiğini anlayabiliyor musunuz? Burada bir kasıt aramak, şu iyidir bu kötüdür demek pek anlamsız olurdu. Çünkü benim saç telim ancak ben varsam yaşamını sürdürebilecektir, bu sebeple de insanın bindiği dalı kesmesi düşünülemez! Ama gönüllü olarak beslemek zorunda olduğumuz bir hapishanede olduğumuz gerçeğini de değiştirmez.</p>
<p>Peki ben neden çoğalmadan yana değilim? Yeryüzünü, AY’ı sevmiyor muyum, bindiğim dalı mı kesmek istiyorum? Bu soruyu gerçekten cevabı duymak amacıyla sordum kendime. Cevap şöyle çıktı: “İnsan nüfusunun artması, her bir insandan <strong>sağılan</strong> farkındalık ışığının rekor seviyelerde düşmesi üzerine, kapsayıcı sistemin aldığı önlemle alakalıdır. Birim kar çok düşünce sürümden kazanma yoluna gidildiği bizce bilinen bir gerçek. Fakat “Kapsayıcı Sistem” bundan pek de memnun değil; çünkü aynı kazancı tutturmak kendisine pahalıya patlamaya başladı! Kalabalık insan nüfusu –ne yaptığını bilmeden- bindiği dalı kesiyor ki bu durum sistemin dengesini diğer açıdan bozunuma uğratıyor ve işte bu sebepten acil uyarı sirenleri deli gibi çalmaya başladı. Bu sesleri duyan birçok insan var ve onlar dört elle sistemin çökmemesi için ”Yeryüzü” nü korumaya almaya çabalıyorlar. Yeryüzü demek biz demek anlamına gelir. O olmadan biz bir hiçiz.”</p>
<p>Özgürleşmek güzel de, yediğin kaba pisleyerek olmuyor bu işler. İşte tam bu noktada çalan sirenlerin verdiği başka bir haber daha var; <strong>her bir üründen daha fazla kar sağlayacağı eski döneme benzer yeni bir evreye geçileceğinin haberi bu</strong>! Ben buna yıllar önce “Yeni Dünya” ismini koydum, şimdi artık birçok yerde de bu isimle anılıp çağırılmaya başlandı, hayırlı uğurlu olsun umarım.</p>
<p>Ez cümle Kapsayıcı sistem (Oyun), birçok insanın aynı anda aydınlanıp(sadece bu nedenle değil, öylesine dağılıp heba olmalarını da istemez. Ağacın, olgunlaşmamış meyvesini bırakmadığı gibi) evrene saçılmasına izin vermez (gravitasyon), ancak arada yeni yıldızların doğmasına gereksinim olduğunun da farkında olduğu için, insanın özgürleşme olasılığını sıfırlamaz. Farkındalıkta ustalaşmanın “aslanın ağzında” olduğunu artık daha iyi anlıyoruz sanırım.</p>
<p>Gelelim bu işlerin sanal bellek ve Yeni Dünya ile ilişkisine.</p>
<p>Sanırım “zihin”, insanın alt merkezlerden üst merkezlere geçiş yapabilmesini sağlamak üzere bir geçiş aracı olarak tasarlanmıştı. Sadece alt merkezlerle çalışan insan, içgüdüleri vasıtasıyla yapıp eden olduğuna göre, böyle devam etmek onda bir gelişme (en azından mühimsenecek oranda) ortaya çıkaramayacaktı. Kişiye “ne yapmakta” olduğunu göreceği bir ekran gerekiyordu. Tıpkı videoya alma ve onu TV ekranında izleme diyebiliriz bu işleve. İnsanın gerçekte ne yaptığını anlayabilmesi için yaşadığı sahneleri farklı zamanlarda tekrar tekrar gözden geçirmesi son derece yararlı. Bu işlem örneğin Castaneda öğretisinde “özetleme” başlığı altında ele alınmış ve önemi de yeterince vurgulanmıştır.</p>
<p>İşte zihin insanda “tekrar yaşama, gözden geçirme” işlevini gerçekleştirecekken, televizyon işlevi görmeye başladı, yani tek yönlü iletişim şeklinde kısıtlanmış oldu. Hatta acınası bir sapmayla kendini görmeyi engelleyici bir organ haline geldi! Ömrünü televizyon başında geçiren insanların bari TV kapalıyken siyah ekranda kendi yansımasını görmesini ummaktan öte bir çare kalmadı sanırım. Oysa zihin, kişiye içinde kendinin olduğu sahneleri göstermek suretiyle, o piyesteki dışsallaştırılmış rolü,  yeniden içeriye almasını sağlayacaktı. Biraz daha açacak olursak, kişi kendi oynadığı piyesi seyirci koltuğundan izleyerek, olayı daha geniş açılardan değerlendirebileceği eşi bulunmaz bir fırsat yakalayacaktı.</p>
<p>Dışta olan içtedir kabulünden hareketle son yıllarda TVnin tahtını sallayan internet ekranı, cep telefonu ekranları, kişilerin olayda aktif rol alma girişimlerinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir (Teknolojiyi hep eleştirecek değiliz ya). Teknoloji deyip geçmemek lazım, bu konuda, insanın bilinçlenme yolculuğunun bire bir dışsallaştırılmış yansıması diyecek kadar ileri gidebilirim.</p>
<p>Biz insanların en kötü huyu (dipnot:2), araçlara aşırı “düşkünlük” gösterişimiz diyebilirim. Aslında araç olanı alıp onu amaç yapışımız, tapılacak konuma getirmemiz, insanlık olarak henüz bireyselleşme sürecini hazmedemediğimizin en bariz göstergesi. Zihnini tıka basa doldurmuş, tembelleşmiş ve harekete geçme itkisini yitirmiş büyük çoğunluğun bu fasit daireden nasıl çıkabileceği aslında açıktır; fakat işimize gelmiyor. Şimdi açıkça söyleyeceğim ama bunu okuyanların çoğu aman bu da bişey mi diyerek dudak bükecek, diğerleri “evet doğru” diyecek ama uygulayamayacak, çok daha az kişi ancak bir hafta yapabilecek ve nasıl geriye döndüğünü bile bilemeden eski hayatına dönmüş olacak. Onbinlerce yıldır hepimize böyle oluyor.</p>
<p>Sihirli formül(!) şu, <strong>kendinizi hipnoza kapatın</strong>! Bunun yolu haftada bir hatırlayıp yapacağınız meditasyon, ya da iki haftada bir yapacağınız yoga, ya da yılda bir kez ormana gezi değil tabi. Böylesini hiç yapmayın çünkü sizi “kendiniz için gerekeni” yaptığınıza ikna eden hipnoz bunlar. Dıştan özellikle medyadan bilgi akışını kesmeniz gerekiyor, hangi süreyle derseniz o kişiye ve içinde bulunulan genel enerji ortamına göre değişir. Bunu kimse size dışarıdan empoze edememeli. Bu perhiz aslında, yaşamak için “gerçek belleğe” ihtiyaç duyana kadar devam etmeli. Kolay görünür ama hiç de kolay değil; çünkü birçok açıdan cahil(!) kalacaksınız! Ne kadar çok şey bildiğinizi göstermekten mahrum olacaksınız, hatta çok basit günlük sohbetler, çenebazlıklar yapamaz duruma geleceksiniz, ya da politik, sosyolojik, teolojik (jik jik) konularda tartışma ortamlarına da katılamayacaksınız; çünkü konuşulan konulardan haberiniz olmamış olacak. Böylece susmak zorunda kalacaksınız. Susun biraz bakalım, sonra ardından ne gelecek? Hayır ne geleceğini söylemeyeceğim, bende ya da bir başkasında şunlar bunlar oldu diye size ödül vaat etmeyeceğim. Hem bunu söylemek  ödül değil ceza olurdu; çünkü beklentiye girerdiniz. Genelde bu durumlarda yaptığımız da, “acaba beklediğimiz şeyin işaretleri nelerdir” diye sormak oluyor.</p>
<p>Yeni Dünya’da gerçekten de radikal değişiklikler var. Şüphesiz herkesin hayalinde farklı görüntüler vardır ve bunların tamamı birleşince kritik kütle hangi gerçeklikte karar kılacak, dalga nerde çökecek hesaplamak olası değil. Sadece bekleyip göreceğiz.</p>
<p>Ben sade bir vatandaş olarak Yeni Dünya hayallerimden biraz bahsedeceğim.</p>
<p>Yeni Dünya, “<strong>T</strong>oplumsal <strong>B</strong>ellek <strong>B</strong>ileşimi” olmaya gidiyor, sanırım çoğumuz bundan haberliyiz artık. İnsanlık, birleşmenin kaçınılmaz olduğunu özünden biliyor ve benim bildiğim bin yıldan fazladır da (belki ne yaptığını pek de bilmeden) birleşmenin pratiklerini yapıyor. Fakat TBB öyle bir ince ayar istiyor ki, onu tutturmak şimdilik mümkün olamadı.</p>
<p>Toplumsal Bellek Bileşimi için benim görebildiğim ince ayar şöyle bir şey:</p>
<ul>
<li><strong>TBB</strong>, değiştirme, yönlendirme talep etmez. Her bir katılımcıyı olduğu haliyle muhafaza etmenin büyük bir hazine olduğunu bilir, çünkü varlığını ve gelişimini buna borçlu olacaktır.</li>
<li><strong>TBB</strong>, temelde samimiyet eşiğini geçmiş olmayı gerektirir. Olduğu gibi olmaktan ne gurur ne de mahcubiyet duymayanların natürel bir bileşkesidir.</li>
<li>Bir özelliğin eksikliği diğer özellik için zarurettir, işte tam da bu sebepten şeyleri dönüştürmeye çalışmak yalnızca bireyselliğin tahrik ettiği aslında çaresiz bir taleptir.(Dipnot.4)</li>
<li><strong><span style="text-decoration: underline;">TBB</span></strong>, güven gerektirir, tapınma değil. Yoldaşlık ve dayanışma gerektirir, fikir birliği değil. Fikir birliğine varmak için icat edilen (konsensüs) gibi yöntemler, TBB ruhuna uygun düşmez. Fikir birliği olan yerde gelişme olmaz. TBB, uygun adım yürümek değildir ki o şekli köprü yıkar!</li>
<li><strong>Kendiliğindenlik</strong> her konuda bir düstur gibidir.</li>
<li><strong>TBB, </strong>doğrudan<strong> gerçek bellek </strong>bileşimidir. Topluluk içinde her bir bireyin gerçek belleği hem kendine hem de toplu kullanıma <strong>açılmıştır</strong>. Bu tamamen bir gönüllü işlemidir, reklamı yapılmaz, pazarlama taktiği işe yaramaz. “Dâhil olan” herkesin kazandığı bir yöntemdir. (Dipnot.5)</li>
<li> </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Sibel Atasoy</p>
<p>2010-Beylerbeyi</p>
<p>Dipnot1<strong>. Örtük:</strong></p>
<p>Örtük, adı üstünde üstü örtülmüş olan ama yine de içinde başka bişey olduğu bilgisine sahip olduğumuz anlamına geliyor. Eğer içindeki şeyi gerçek belleğimiz bilmiyor olsaydı ona “örtük” diyemezdik. Hemen hemen aynı anlamlarda kullanılan “içrek” kelimesi de genel olarak ezoterik, batini konularda kullanılagelmiştir.</p>
<p>Olayın kökü cennete kadar gider! Orada her şey apaçık, çıplak ve masumken orta yere elma ağacını kim ve neden dikmiştir? “Kim” konusu şu anda yapmakta olduğumuz iş için çok da gerekli değil ama “neden” konusu önemli. Evet neden elma ağacı? Ve neden hemen sonrasında cennetten kovulma ve örtünme?! Din kitapları bunu bir suç ve ceza kavramı olarak işliyor ben ise buna katılmıyorum.</p>
<p>Örtünme, “merak” duygusunu oluşturmak ve böylece araştırma, riske girme gibi heyecanları uyandırmak için hoş bir tuzak diyelim. Ve biz insanlar bu tuzağa düştük. Eğer bireyselleşmenin gereksizliği konusunda bir fikriniz varsa bu hakikaten bir tuzak; ama ben öyle düşünmüyorum. Bireyselleşme yani dışsallaşma, tanrının bizatihi yaptığı ve bizim de adına evrim dediğimiz sürecin bir parçası. Kötü olan bireyselleşmenin “hedef” ya da amaç olarak görülmesi olabilir. Oysa bireyselleşme bütünün bir evresi olarak algılanabilir.</p>
<p>Sonuç olarak örtük objeler, insanların yola devam etmesi için gereken en önemli aracı kazanmamıza yola açar, yani merak ve risk alma arzusu. Bu olmadan, örneğin cennette evrim geçirmek olası değil, bence tanrının canı sıkılıyordu! İnsan kardeşlerimin hatası bence şu oldu, merak edip çabalarıyla ele geçirdiği objeye/fikre sahip olmak istedi. Onun evrim/dönüşüm yolunda sadece bir araç, bir atlama taşı (Dibin dibi1) olduğunu göremedi. Oysa biz biliyoruz ki, “sahiplik” kölelik gereğidir, bunlar siyam ikizidirler!<br />
Her ne kadar sanal bellekle sarmalanmış olsak da, gerçek belleğimizin örtük olanı derhal fark etme yetisi var. Bu sebeple insanda dönüşüme yol açabilen, bilgi kitapları değil, şiirler, öyküler, şarkılar ve resimler olmuştur. Çünkü oralarda “içrek olan” yatar ve gerçek belleğimizdeki kardeşine göz kırpar.</p>
<p><strong>Dibin dibi-1: Taş: “</strong><strong>Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.</strong></p>
<p><strong>O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.</strong></p>
<p><strong>Basın ve sekin</strong><strong>!..” (Bir Kadını Öldürmek-arka kapaktan)   </strong></p>
<p><strong>Dipnot 2</strong>: Bu bir huy olmaktan ötedir aslında; çünkü “düşkünlük gösterme” gerçekte yeterli enerjimiz olmadığı için kendimizi rölantiye almış olduğumuzun göstergesidir. Bu konuyu daha önce Danah Zohar’ın düşünceleriyle işlemiştik:</p>
<p>“<em>Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sanrılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.</em></p>
<p><em>Benim bu “olası düşünceler” (</em><em>Ya da Castaneda’ya göre bileşim noktası oynadığında geçtiğiiz ikinci dikkat alanları</em><em>) dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan <strong>“ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur</strong>. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir <strong>seçim</strong> yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlık beni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı <strong>seçimlerimden herhangi biri</strong> giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.</em></p>
<p><strong><em>Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız</em></strong><em>. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır!</em></p>
<p><em>Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir. Düşük enerjili bir eylem olan <strong>alışkanlık</strong> beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir.<strong> Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur</strong> ( </em><em>erke noksanı-DJ</em><em>) ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde (</em><em>ve daha radikal bir sıçrama için olabilir</em><em>) kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir. <strong>Danah Zohar- Kuantum Benlik</strong> kitabından.</em></p>
<p><strong>Dipnot.3- Hipnoz Konusu</strong>. Fringe dizisini izleyen var mı bilmiyorum. Bu dizi X-files’ın yeni bir versiyonuna benzer, arada ilginç konular bulabiliyorlar :)<br />
Bu haftaki konusunda, otuz yıl önce yapılan bazı askeri deneyler sebebiyle çevrede yaşayan insanlar mutasyona uğramışlar, bir diğer değişle deforme olmuşlar! Projeyi yöneten bilim adamının bizzat kızı ve eşi de bunların arasındaymış. Bu durumdan fevkalade sorumluk hisseden adam, belli bir alan dahilinde, bakanların göz frekansını değiştirecek bir makine yapmış. Böylece köyde yaşayan deforme olmuş (ucubeler) insanlar (ikibin kişi), bu alan içinde kaldıkları takdirde dışarıdan bakanlara normal görünüyorlarmış!<br />
İşte hipnoz da böyle bir şey, ve onun birincil aracı “lisan”… Önceki yazımızda sihirli formülümüzün “kendini hipnoza kapatmak” olduğundan bahsetmiştik. Hipnozu aynen bu dizideki gibi belli bir alana yayın yapan frekans gibi düşünebiliriz.</p>
<p>Hangi lisanı konuşuyor, dinliyorsanız, onun için ayarlanmış hipnoz frekansına dahil oluyorsunuz :) Çok sayıda lisan bilen, sürekli ülke ve yer değiştiren biri, ara sıra hapisane duvarlarının çöktüğüne şahit olabilir belki :)<br />
Tabi tek belirleyici lisan değil, başka unsurların da olabileceğini tahmin ediyorum(Yeri geldiğinde onlardan da bahsederiz herhalde). Bu arada eğer dikkatinizi doğaya çevirir ve yeterli süre orada tutabilirseniz bu kez onların frekansına dahil olma olasılığınız artıyor.</p>
<p>Saramago’nun “Körlük” kitabı da bu konuda oldukça aydınlatıcıdır, okumayanlara öneririm.</p>
<p><strong>Dipnot.4.- </strong> Bir özelliğin diğer bir özellik gereği olmasını hayatımızın her bir anından örnekleyebilirsek de, şu an aklıma Allahın 99 ismi geldi. Bu isimleri çoğunuz bilirsiniz sanırım, ben de ara ara bakarım. Bunların birbirlerini nötrleştirici olduğunu fark etmiş miydiniz? Arapça konusunda hiçbir bilgim yoksa da tercümelerden anladığım kadarıyla isimler bir dairenin içinde dönüp dolaşıyorlar. Örneğin “el Halim” kısaca Yumuşaklık ve Hoşgörü sahibi anlamına gelirken, “El Hasib” hesaba çeken, eylemlerin karşılığını veren, üstelik bunu “el Celil” ile  akılları dehşete düşüren azamet, hakimiyet ce celal ile yapıyor. Eğer onun Halim’liğine özeniyorsak, o yalnız başına gelmez, celille el tutuşup da gelir. Dualitik varoluşun başka çaresi yok. Ben bulamadım.</p>
<p><strong>Dipnot.5-</strong> “Gerçek bellek” kavramını içimden geldiği şekilde kullandım ancak şu anda bu oluşumu benim hissettiğim şekle en yakın tarif etmiş olan diğer kelimeyi hatırladım: Arka Plan Yetileri.</p>
<p>Arka plan tezi basitçe şöyledir: Anlamlar anlayışlar, yorumlar, inançlar, istekler ve deneyimler gibi niyetli fenomenler sadece kendiliklerinde niyetli olmayan bir Arka plan yetileri kümesi içinde işlerler. Bu nedenle, ortada farklı Arka plan yetileri bulunduğunda, aynı niyetli durum farklı karşılama şartlarını belirleyebilir. Ve eğer uygun bir arka plan ile bağıntılı olarak uygulanmaz ise, niyetli bir durum hiçbir karşılama şartını belirlemeyecektir.</p>
<p>Bir inanca veya isteğe sahip olmam için, diğer inançların ve isteklerin tüm bir Ağ Bağlantısına sahip olmam gerekir. Dahası Ağ Bağlantısının tümünün bir Arka plana ihtiyacı vardır. Çünkü Ağ Bağlantısının öğeleri kendi kendilerini yorumlayamaz veya kendi kendilerini uygulayamaz.</p>
<p><strong>Bu Arka plan (ve Ağ Bağlantısı) tezi çok sağlam bir iddia oluşturur. Bu tez en azından şunları içerir:</strong></p>
<p>1. Niyetli durumlar kendi başlarına işlemezler. Tek başlarına karşılama şartlarını belirlemezler.</p>
<p>2. Her bir niyetli durumun işlemesi için diğer niyetli durumları içeren bir ağ bağlantısına ihtiyacı vardır. Karşılama şartları ancak bu Ağ Bağlantısına bağlı olarak belirlenir.</p>
<p>3. Hatta Ağ Bağlantısı da yeterli değildir. Bu Ağ Bağlantısı ancak bir Arka plan yetileri kümesiyle bağıntılı olarak işler.</p>
<p>4. Bu yetiler daha fazla niyetli durumlar veya belirli bir niyet durumun içeriğinin bir parçası değildirler ve bu şekilde değerlendirilemezler.</p>
<p>5. Aynı niyetli içerik, farklı Arka planlarla bağıntılı ve kendisinin hiç bir şekilde belirlemediği bazı Arka planlara bağlı olarak, doğruluk şartları gibi farklı karşılama şartlarını belirleyebilir.</p>
<p><strong>Arka plan ile Ağ Bağlantısı arasındaki ayrımın temeli nedir?</strong></p>
<p>Arka planın niyetli olmayan fenomenlerden oluştuğunu ve Ağ Bağlantısının da bir niyetlilik ağı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Arka planın hiçbir fizikötesi uzantısı olmadığına işaret etmek de önemlidir. Zira Arka plan temsil edilen gerçekliğin değil, bizim gerçeklik temsilimizin bir özelliğidir. Arka plan işleyişinin belli kuralları vardır ki bazıları şunlardır:</p>
<p>1.Çoğu zaman, algı olmaksızın eylem, eylem olmaksızın da algı olmaz.</p>
<p>2. Niyetlilik düzenli bir eylem ve algı akışı içinde gerçekleşir ve Arkaplan ise bu akışın oluşturduğu biçimlerin imkan şartıdır.</p>
<p>3.Niyetlilik Arka plan yetisinin düzeyini yükseltme eğilimindedir.</p>
<p>4. Niyetlilik Arka plan yetisinin düzeyini artırsa da<strong>, her şekilde yetinin dibine ulaşır</strong>.</p>
<p>5. Arka<em> </em>plan sadece ortada niyetli bir içerik olduğunda görülür.</p>
<p><strong>J.Searle-Zihnin Yeniden Keşfi kitabından Düzenleme Sibel Atasoy 19.02.08</strong></p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3449&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3449</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ma Ülkesinde</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3444</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3444#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 16:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haftanın Masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[MA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3444</guid>
		<description><![CDATA[Yeryüzünün birinde, lineer olmayan zamanda önce mi sonra mı olduğu fark etmeyen bir çağda geçiyor öykümüz.
Tan ağarırken kalkıyordu Ma, zaten başka türlü yapacakları bitmezdi onun. Çocuklar yani Magid (kız çocuk) ve Magig (erkek çocuk)ler uyanmadan onlara yiyecek toplamak, ateş yakmak, ya da hava soğuksa geceden kalıp kösnülleşen ateşi harlamak, aşı pişirip hazırlamak gerekiyordu. Hayatta kalmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzünün birinde, lineer olmayan zamanda önce mi sonra mı olduğu fark etmeyen bir çağda geçiyor öykümüz.</p>
<p>Tan ağarırken kalkıyordu Ma, zaten başka türlü yapacakları bitmezdi onun. Çocuklar yani Magid (kız çocuk) ve Magig (erkek çocuk)ler uyanmadan onlara yiyecek toplamak, ateş yakmak, ya da hava soğuksa geceden kalıp kösnülleşen ateşi harlamak, aşı pişirip hazırlamak gerekiyordu. Hayatta kalmak ve soy devam ettirmek için aklınıza gelebilecek tüm faaliyetler Ma tarafından yapılmaktaydı o zamanlar. Yalnızca bazen biraz büyümüş Magidler analarına yardımcı olurlardı. Ne de olsa bir süre sonra onlar da MA olacaklar ve hayatın tümünü bir başlarına götüreceklerdi.</p>
<p>Büyümüş erkekler mi? Onların toplulukta isimleri bile yoktu denebilir. Fiziki yapıları daha iri ve güçlü olmalarına karşın gayet havai ve bilinçsiz bir hayat sürüyorlardı onlar. Akıllarına eseni yapıyorlar, dağ tepe gezip avlanıyor, oyunlar oynuyorlardı ve tabi MAların ışıltılı parlaklığı onları çağırdığında hemen koşarak geliyor ve tüm masumiyetleri ile sevgilerini sunuyorlardı.</p>
<p>O çağlarda isimsiz erişkin erkekler sınırsızca özgürdü. Tabi onlar bunun anlamını bizim şu anda ve bu yeryüzünde algıladığımız anlamda bilmekten çok uzaklardı. Yitirmediğiniz bi eşeğin kıymetini bilemezsiniz.</p>
<p>Zamanın önemi yok ama diyelim ki yüzbinlerce yıl üç aşağı beş yukarı böyle yaşayıp gittiler orada. Derken küçük küçük sızıldanmalar, mırıldanmalar başladı Ma’ların arasında. Bazen ağaç keserken ormanda, bazen bişeyler yıkarken nehirde, yan yana düşen Ma’lar, birbirlerinin kan ter içindeki bedenlerini, zora dayanmak için gerilmiş çenelerini ve güç kazanmak istercesine incelmiş dudaklarının arasından çıkan dillerini gördüler. Bir saniye boş durabilecek durumda değillerdi, ya uyuyor ya çalışıyor ya da doğuruyorlardı. Kendini bir diğerinde gördüğünde anladı Ma, anladı ki, o canını dişine takmış da yaşıyor!</p>
<p>İnsan bunu bi kere hissetti mi, geri dönüşsüz bir yola girer. Daha önce bilinçsizce zor yaşamı bu kez bilinçlice zor bir yaşama dönüşmüştür.</p>
<p>Artık kışlık yiyecekleri kuruturken veya yeni doğan bi bebeği emzirirken ya da rüzgardan uçan saz çatıyı yeniden bağlamaya uğraşırken gözü dalmaya başladı Ma’nın, kah enginlere doğru bakıyor, kah gürültüyle oynaşan Gid ve Giglere dalıyordu gözü. Bişey olmalıydı, ona yardımcı olabilecek bişey.</p>
<p>Gidler ve Gigler sözünden çıkmazlardı analarının ama yapabilecekleri şeyler çok sınırlıydı onların. Daha karınlarını doyurmaktan acizdiler, önce her şeyi öğrenmeleri gerekiyordu. Başını sıkıntıyla sağa sola oynattı Ma, belki büyüdüklerinde, her şeyi öğrendiklerinde diye iç çekti.</p>
<p>Sonra bir gün, aslında bi çok şeyi öğrenmiş isimsiz Gigler geldi aklına durduk yerde! Avlanabiliyor, hayatta kalabiliyorlardı. Doğuramıyorlardı evet ama güçlüydüler!</p>
<p>Bunu daha önce nasıl fark etmediğine şaşıp kaldı Ma, hemen bir çağrı yolladı. Derisi parıldadı, gözeneklerinden keskin bir koku fışkırdı, rüzgarın önüne katılıp çevreye yayıldı. Çağrıyı duyan ilk isimsiz Gigler her ne yapıyorlarsa bırakıp koşarak Ma’ya ilk ulaşan olmaya çabaladılar.</p>
<p>“Selam sana mucize anamız Ma, beni mi çağırdın?”</p>
<p>“Evet evet, çağırdım. Sana bi şey soracağım”</p>
<p>“Her ne olursa”</p>
<p>“Beni seviyor musun?”</p>
<p>“Ona ne şüphe, seni sevmek yapabildiğim yegane şey Ma ana”</p>
<p>“O halde bunu ispat etmeni istesem senden?”</p>
<p>“Derhal mucize anamız. Her zaman yaptığımız gibi beni içine al, al ki beni dünyaya salarken boşalmış olan hazineni yeniden doldurayım. Tüm varlığım ömrüm boyunca sana armağandır.”</p>
<p>“Teşekkür ederim, ne kadar sevecen olduğunu biliyorum Gig. Dur biraz, aslında ben daha başka bir şey kastetmiştim. Yoruluyorum, her şeye yetişmek zor gelmeye başladı, hayat işlerinde yardıma ihtiyacım var. Özellikle Magid ve Magiglerin bakımı ve eğitimi çok ağır. Düşündüm de bu konuda sen bana yardım edebilirsin belki, ne dersin?”</p>
<p>“Nasıl?! Mucize anamız senin yanında benim yapabileceklerim o denli sınırlı ki, bilemiyorum. Ne yapabilirim hiç bilmiyorum. Rüzgarla, toprakla, ateşle ve suyla konuşabilen sensin. Tohumu ve güneşi bilen sensin. Ben… Ben…”</p>
<p>“Biliyorum doğuramıyorsun oğlum ve fakat avlanabiliyorsun. Barınak yapmayı öğrendin.”</p>
<p>“Sayende mucize anamız.”</p>
<p>“O halde öğrendiklerini Magid ve magiglerle paylaşabilirsin. Avladıklarından onlara pay getir. Onlara hayatta kalabilmeyi öğret. Kendin için yapabildiklerini onlarla paylaş. Bu beni gerçekten çok sevindirir.”</p>
<p>“Madem arzun budur, elimden geleni yaparım mucize anamız. Şimdi sevgimi sunmama izin var mı?”</p>
<p>“E işte bu söylediklerimi yaptığında sevgini sunmuş olacaksın çünkü çok sevineceğim”</p>
<p>İsimsiz Gig, düşünceli şekilde uzaklaşır, ilk avladığı hayvanı Ma’ya sunmaya karar vermiştir, o da artık ne yaparsa yapsın Magid’e Magig’e mi verir, kendi mi yer, isterse çakallara versin diye düşünür. Yeter ki sonunda ona gerçekten sevgisini sunmasına izin versin. Çünkü sevgisi öyle taşkınmış ki kasıklarını alabildiğine zorlamaktaymış. Güneş tepeyi aşana kadar yürümüş, sonra ilerde çağlayanın altında neşeyle oynamakta olan dört isimsiz Gig görmüş. Kıyıda durup onların deve boğmaca oyunlarını seyretmiş, bir süre sonra, ne kadar zaman sonra bilinmez, yapmayı düşündüğü iş, av ve sevgi vermek aklından çıkıp gitmiş (çünkü o anda çağrıyı hissedemeyecek denli uzaktaymış ya da Ma, çağrı gönderemeyecek kadar meşgulmüş). O da neşeyle diğerlerine katılmış ve bir kez daha Ma ışıması çağırana kadar aklına gelmemiş. Ma çağrısı ise ona sadece sevgisini sunma fırsatı geldiğini hatırlatıyormuş o kadar.</p>
<p>Ma birkaç gün İsimsiz Gig’in bi avla dönmesini beklemiş ve olmadığını görünce yeniden derisini ışıldatmış, kokusunu püskürtüp çağrıda bulunmuş. En yakında olan Gig koşarak geldiğinde (tabi ki konudan habersiz bi başkasıymış o, aynısı bile olsa hatırlamazmış) ona aynı şeyleri baştan anlatmış. Gig benzer tepkilerle uzaklaştığında ve bu olay defalarca tekrar ettiğinde Ma, çok sık deri parlatmanın kendisini iyice yorduğuna ve yaptığı işlerin daha da zor geldiğine ve bu fikrin hiç de uygulanabilir olmadığına karar verir gibi olmuş.</p>
<p>O gece dolunay varmış ve Ma tüm yorgunluğuna rağmen uyumaya direnmiş. Kulübesinin önünde bağdaş kurmuş ayın parlak yüzeyini seyrederken aklına bir fikir gelmiş ve ilk kez rutin olmayan bir toplantı kurmaya karar vermiş. Rüzgarı, ateşi, toprağı, suyu ve ağacı yanına çağırmış.</p>
<p>Gelenler de şaşkınmış aslında, ay ışığının gündüz gibi aydınlattığı meydanda Ma’nın hüzünlü yüzüne bakakalmışlar.</p>
<p>Ma hiç vakit kaybetmeden sorununu anlatmış, bulduğu çareyi ve ama bunun hiç de iyi sonuç vermediğini söylemiş ve onlardan kendisine yardım etmelerini rica etmiş.</p>
<p>“Doğuramadığını bildiğin halde onların yaratmasını mı bekliyorsun yani?”diye sormuş rüzgar uğultulu bir sesle.</p>
<p>“Taklit edebilir ama” diye itiraz etmiş Ma</p>
<p>“Yaratmak çok zordur bilirsin, bu zahmete girebilmek için zevkini alabilmek gerekir. Dökme suyla değirmen dönmez” demiş fışlayarak Su.</p>
<p>“Doğalarında yok” diye iç çekmiş Ağaç</p>
<p>“Doğasına yerleştirilebilir, tohum denen bişey var” demiş tıkır tıkır bir sesleToprak.</p>
<p>Birden hepsi susmuş, çıt çıkmıyormuş.</p>
<p>“Ne dedin sen?” diye sormuş heyecanla Ateş</p>
<p>“Tohumlanabilir diyor” demiş Ma, her zamanki gibi yarı anlar yarı anlamaz durumda boş bakıyormuş yandaşlarına.</p>
<p>“Evet, doğru anladınız, doğasına ekilebilir ve fakat bu oldukça zahmetli bir uğraş gerektirir, söylemiş olayım” diye ilave etmiş Toprak</p>
<p>“Zaten zahmetteyim” diye mırıldanmış Ma “sonuç alacağımdan eminsen ben hazırım buna”</p>
<p>“Aaaaa… Ooooo… Hımmmm…” diye hayret nidaları olmuş meydanda.</p>
<p>“Olmaz bu iş, hayaldesiniz, tohumu ekmek için yer yok orada” diye fıkırdamış Su.</p>
<p>“Her şeyin çaresi bulunur yeter ki iste ve hayal et, bunu bizden iyi bilirsin sen. Tohumun ekileceği yapay bir rahim oluşturulabilir” diye gürlemiş rüzgar.</p>
<p>“Nasıl?” diye sormuş kısaca Ma</p>
<p>“İşin bu kısmını bize bırak. Yapay rahim… Hımmm biz buna yeni bi isim buluruz, onu hazırlamak bizden olsun ve fakat tohumlama, tohumu tutturma, geliştirip büyütme işi sana kalıyor. Üstelik bu sadece senin becereceğin bir iş değil tüm Ma’ların bu misyonu üstlenmesi ve sabırla yürütmesi gerekecek. Ne kadar sürecek bunu da kestiremem doğrusu.”</p>
<p>“Kaç güneş dönümü?”</p>
<p>“Ooo çok çok, binlerce dönüm gerekir sanırım.”</p>
<p>İşte o dolunayda böylesi görülüp duyulmamış bir konuşma olmuş. Ma tek başına karar verip yapabileceği bişey olmadığını anlayınca biraz ümitsizliğe kapılmışsa da denemek için bir süre istemiş yandaşlardan.</p>
<p>Bu öyle bir süreçmiş ki, diğer Ma’ları bulmak onlarla konuşup onay almak işlerinin üzerine devasa bi iş daha getirmiş fakat duyduğu heyecan bu yükü de omuzlamasına yetecek enerjiyi sağlıyormuş ona; çünkü yüreğin yolu güç getirirmiş her daim.</p>
<p>Sonunda ulaşabildiği tüm MA’ların desteğini alınca yandaşlarına kararını verdiğini ve süreci başlatmak istediğini iletmiş.</p>
<p>İlk etap hızlıca geçilmiş, yandaş beşli yapay rahimi oluşturup buna zihin ismini koymuşlar. Belki de zaten hep var olan bir organı aktive etmişler, her neyse Ma bundan habersizmiş.</p>
<p>Çocuklar doğunca Ma’lar magiglerle özel olarak ilgilenmeye başlamışlar ve onların zihnine hazırladıkları özel bileşimin tohumunu ekmişler. Bu özel bileşim çok teferruatlı olduğundan burada sadece en önemli bir iki bileşeninden bahsetmekle yetinebileceğim.<br />
Tohumun önde geleni bileşeni; sorumluluk, mülkiyet ve hak etme öğeleriymiş. Magiglere soyun devamının tek sorumlusu, en önemli, en güçlü varlık oldukları, diğer tüm yaratılmışın onların emrine verildiği fikirleri ekiliyor, titizlikle sulanıyor, bakılıyor ve baş vermesi için akla gelen her fedakarlık yapılıyormuş.</p>
<p>Ma’lar bu misyon üzerine öylesine derin çalışmışlar ki sonunda tohum yerini bulmuş, gelişip serpilmiş ve artık tahrip edilemez denli doğanın bir öğesi haline gelmiş.</p>
<p>Böylece ehlileştirilen isimsiz Gigler, artık isim almaya başlamış ve giderek özgürlüklerini kaybederek Ma’ların hayat ortağı haline gelmişler. Pek tabi zaman içinde bu özelliğin kötüye kullanıldığı (kölelik)durumlara da çokça rastlanmış. Böylece birkaçbin yıl sonra Ma’lar kendilerini bu misyona öyle kaptırmışlar ki, yeni nesil MAgidlere bunun bir plan dahilinde yürütüldüğünü aktarmayı bile unutmuşlar. Yeni nesil MA’lar analarının yalanını gerçek olarak benimsemiş, yandaş beşliyle ilişkilerini koparmış, öyle ki nerdeyse rüyalar dışında doğal olan hiç bir şey kalmamış.</p>
<p>Aslında bundan da kötüsü, yeni nesil Ma’lar kendi rahimlerinin kullanımından habersiz, Magigler için zamanında yapılan yapay rahimi kullanmaya başlamışlar! Ve fakat rahimleri kendilerinden habersiz iş görmeye devam ettiği için her şey arap saçına dönmüş! Her köşe başından yeni bir doğru çıkar olmuş.</p>
<p>Gerçek yaratım işini sürdürme aracı olan rahim, sahipsiz kalmış ve gelişi güzel iş görmeye başlamış, öyle ki bazıları bunu Tanrının Ma ülkesini terk etmiş olduğuna yorup “tanrı öldü” demişler.</p>
<p>Sahipsiz kalan rahimler, yapay rahmin direktifleri ile yaşamın büyük <strong>hayat-ölüm-hayat</strong> döngüsü arasında yalpalayarak, deyim yerindeyse sel sularında debelenmektelermiş.</p>
<p>Artık isimli Olan Giglere gelince, yaratma konusunda büyük beceri göstermişler, çok kısa zamanda gerek moral gerekse teknik alanlarda akıllara durgunluk veren buluşlar yaparak, hala Ma’lara sevgilerini göstermeye çabalıyorlarmış.</p>
<p>Gig’ler öylesine başarılı olmuşlar ki yarattıkları teknoloji sayesinde artık yaşamda kalmak için fizik kuvvet gerekliliği ortadan kalkmış. İşte bu aşamada Yeni nesil MA’ların bir kısmı zamanında verdikleri erki geri alma vaktinin geldiğine karar vermişler. Artık hayatta kalmak için yardıma gereksinimleri yokmuş ve Giglerin gereksizce kendini beğenerek, horozlar gibi ortada şişinerek dolaşmalarına içerler olmuşlar.</p>
<p>Ma’ların büyük bir kısmı da ana atalarının planları(kasıtlı yalan) içinde boğularak ikinci sınıf vatandaşlığı itirazsız kabul ediyorlarmış; çünkü bu kabul onlara yaşamı neredeyse bedavaya getirmekteymiş. Sürekli zayıflık ve güçsüzlüklerini dile getirerek daha fazla Gig desteği ediniyor, yattıkları yerde semirmeye ve yeni nesil magigleri de bu gerçeği desteklemek üzere yetiştirmeye devam ediyorlarmış. Gigler her gün biraz daha özgürlüklerini kaybediyor ve yeni nesil köleler olma yolunda hızla ilerliyorlarmış.</p>
<p>Ma’ların çok çok azı ise, olan bitenin farkındaymış, yapay bir rahimle dahi neler başarmış olduklarını gördükleri Gigler için içleri gurur ve onaylama hisleri ile dolu, sevecenlikle onları izlemekteymişler. Ancak, planın kötüye kullanımı ve dengenin Giglerin özgürlüğü aleyhine bozulmuş oluşu onları üzüntüye gark ediyormuş ve fakat bu tohum zamanında nasıl birlikte atıldıysa ancak birlikte söküleceğini bildiklerinden ellerinden pek de bişey gelmiyormuş.</p>
<p>Sibel Atasoy</p>
<p>22.08.10 – Beylerbeyi</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3444&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3444</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Dünya&#8217;ya bakış</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3441</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3441#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 12:19:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[YENİ DÜNYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3441</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Dünya, Dönenlerin Gidenleri olgunlaştırdığı karar noktası. Ekvator çizgisi diyebiliriz basitçe. Ya da Don Juan Matus’un bahsetmekte olduğu “Birleşim yeri”, tam orta nokta, karar noktası. Vücudumuzdaki gibi, altta üç çakra üstte üç çakra ve ortada birleşim yeri, yani dördüncü çakra namı diğer sevginin kaynağı. Yaradılışın potansiyeli olan sevgi tam bu noktadan fışkırıyor ve bi kısmı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Dünya, Dönenlerin Gidenleri olgunlaştırdığı karar noktası. Ekvator çizgisi diyebiliriz basitçe. Ya da Don Juan Matus’un bahsetmekte olduğu “Birleşim yeri”, tam orta nokta, karar noktası. Vücudumuzdaki gibi, altta üç çakra üstte üç çakra ve ortada birleşim yeri, yani dördüncü çakra namı diğer sevginin kaynağı. Yaradılışın potansiyeli olan sevgi tam bu noktadan fışkırıyor ve bi kısmı aşağı bi kısmı yukarı dökülerek yine bu noktada toplanıyor (atar damar, toplardamar).</p>
<p>Peki şimdiye kadar neredeydi ekvator çizgisi? Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi güneş sinir ağı da denilen üçüncü çakra üzerindeydi. Belki de dörtle üç aralarında bir yerdi, elimde kesin bir ölçümleme yok. Üçle dördüncü bileşim noktası arasındaki en bariz fark ise basitçe “haklı çıkma” arzusunun dördüncü bileşim yerinde büyük oranda güç kaybetmiş olduğudur diyebilirim. Bu noktada dinleme ve hak verme yeteneği gelişir. Adı küçük kendi devasa bir adımdır; çünkü dinleme ve hak verme yeteneği,  insanın haklı çıkma yolunda yitirdiği hayati enerjiyi depolaması anlamına geldiğinden, yaratma kapasitesi önceki bileşim noktası ile mukayese kabul etmeyecek denli artar.</p>
<p>İşte bu sebeple Yeni Dünya isteklerin, dileklerin kolayca oluverdiği, çeşitliliği bol, yaratıcı, cıvıl cıvıl bir yer olur.</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3441&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3441</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendine yeterlilik</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3436</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3436#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 19:51:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[YENİ DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[kendine yeterlilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3436</guid>
		<description><![CDATA[


Tarımda Kendi Kendine Yeterlilik Nasıl Kazanılır?
Tarımda kendi kendine yeter olmak çok önemlidir ve gıda güvenliği, sürdürülebilirlik, üretici refahı gibi tarımla ilgili bir çok temel sorun ile çok yakın ilişki içerisindedir.
Tarım açısından kendi kendine yetebilirlik öncelikle bir kişinin; sonrasında bir ailenin, bir köyün, ilçenin, şehrin, ülkenin ve hatta dünyanın en azından temel besin maddeleri açısından kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table style="height: 57px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="56%">
<tbody>
<tr>
<td width="92%" height="19"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000; font-family: Arial;">Tarımda Kendi Kendine Yeterlilik Nasıl Kazanılır?</span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tarımda kendi kendine yeter olmak çok önemlidir ve gıda güvenliği, sürdürülebilirlik, üretici refahı gibi tarımla ilgili bir çok temel sorun ile çok yakın ilişki içerisindedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Tarım açısından kendi kendine yetebilirlik öncelikle bir kişinin; sonrasında bir ailenin, bir köyün, ilçenin, şehrin, ülkenin ve hatta dünyanın en azından temel besin maddeleri açısından kendi ihtiyacını karşılayabilmesini anlatır. Ve kendi kendine yetebilirlik öncelikle kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma gelmesi ile kırılmaya başlar. Zincirin kırılan bu ilk halkasından sonra diğer halkalar da yavaş yavaş kırılır ve insanlar, fırınlar ve süpermarketler iki güncük kapansa aç kalacak duruma gelirler.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Peki bu süreç nasıl işler ve bu noktaya nasıl gelinir? </span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Geliniz bunu Anropolog Peter Just<sup>*</sup>&#8216; ın 1980&#8242; lerin başında gözlemlediği Endonezya&#8217; daki Dou Donggo halkından olan Doro Ntika köylüleri ile ilgili izlenimlerine bir göz atalım:</span></p>
<p><em><span style="font-family: Arial;">&#8220;<span style="font-size: x-small;">1980&#8242; lere kadar köydeki herkes tarlalarını işlemekteydi. Her kadın becerikli bir dokumacıydı ve kendi ailesinin kumaşını dokuyordu. Her erkek, akrabalarının ve dostlarının yardımıyla, içinde yaşayacağı evi inşa eden usta bir dülger ve marangozdu. Ancak son yıllarda eğitim yaygınlaştıkça diğer türden olanaklar ortaya çıktı ve köyden bazı gençler öğretmen, polis memuru ya da hemşire oldu. Ebeveynler çocuklarının böyle olanakları değerlendirmeleri ve aynı zamanda bu türden meslekler yoluyla nakit gelire erişmeye istekliydi. Böylece yalnızca paranın satın alabileceği lüks mallara ve tüketici mallarına erişebileceklerdi. Ama bir çocuğu eğitmek de para gerektiriyordu. Bu ve benzeri nedenlerle bir Dou Donggo insanı emeklerinin büyük bölümünü çiftçilerin kendileri tarafından tüketilmeyen ama aşağılardaki pazarlarda nakit karşılığında satılabilen fıstık ve soya gibi ürünlerin yetiştirilmesine yönlendirdi. Erkekler, gitgide artan oranlarda, yağmur yağmayan mevsimlerde devletin inşa projelerinde inşaat işçisi olarak çalışmak üzere köyden ayrılmaktalar. Nakit ekonomisine geçiş tüketici mallarına ve ilaçlara erişim gibi büyük avantajlar sunsa bile, aynı zamanda insanları yeni risklere maruz bırakmakta: Eğer kaynaklarının gereğinden fazlasını nakit getiren ürünlere yatırırlarsa, ürünlerinin fiyatları küresel arz ve talep dalgalanmalarına göre belirlendiği için, kendilerini kendi denetimlerinin çok ötesindeki pazar güçlerinin insafına terk etmekteler. Ayrıca çok çeşitli geleneksel gıda ürünlerinin yerine tek ürün yetiştirme geldiği için de beslenme açısından sonları çok kötü olabilir. Bunun da ötesinde, uluslararası emek pazarına katılmak bazılarının evdeki yükünü arttırabilir. Zira tarlalarda kadınlar ve yaşlılar iş için göçen erkeklerin ve gençlerin yerini almakta ve bazıları çift mesai çalışmaya zorunlu kalmakta. Göç eden erkeğin hane halkının bazı üyeleri temel geçinme gereksinimlerinin sorumluluğunu üstlendiği için, göç eden kişinin ücreti de yapay olarak düşük tutulabilir. Zira bir aileyi geçindirmenin harcamalarını karşılamak zorunda kalmamaktalar.</span></span></em><sup><span style="font-family: Arial;"><em>&#8220;</em>1</span></sup></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bu anlatılan size bir yerlerden tanıdık geldi mi?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ülkemizde ve tüm dünyada olduğu gibi insanlar çeşitli tüketim mallarına ulaşmak ve tanıdıkları arasında görece itibarlı ve rahat bir hayata kavuşmak için, kendi kendine yetebilirlik sağlayan <strong>yeteneklerinden vazgeçmek zorunda</strong> kalıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Önce tüketmedikleri gıdalar üretiyor ve bunu satmaya çalışıyorlar. Sonra içinde oturmadıkları evler, giymedikleri giysiler üretiyorlar. Ve bir kuşak geçtiğinde insanlar &#8220;Nasıl kumaş dokunur?&#8221;, &#8220;Nasıl çeşitli gıdalar üretilen tarım yapılır?&#8221;, &#8220;Nasıl ev inşa edilir?&#8221; sorularının cevabını bilmedikleri için <strong>dış dünyaya tam bağımlı ve kendi kendine yetemez</strong> oluyorlar. (Bu kişi, aile ve köy özelinde anlatılmış örneğin aynısını bir ülke ve hatta tüm dünyaya uyarlamak fazlası ile mümkündür.)</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Özellikle kırsalda yaşayan insanlar öncelikle kendi ihtiyaçlarını tam olarak karşılayacak halk bilgeliğini kaybederlerse tam bağımlık gerçekleşir ve dolayısı ile <strong>kendi kendine yeterlilik son bulur</strong>. Kültürler de bu yaşam pratiklerinin içerisinde yaşayıp çeşitlendiği için, kendi kendine yeterliliği kaybetmek aynı zamanda <strong>kültürel yıkıma yol açar</strong> ve insanlar sadece gelir ve özgürlüğünü değil, kültürünü de kaybetmeye başlar. Kırsalda gelirini, özgürlüğünü ve kültürünü kaybetmiş böyle bir insan ve ailenin ise köyde tutunması çok zordur. Bu aile kente göçecek ve oradaki global kültür ile beslenecek ve dolayısı ile <strong>modern hayatın tüm hastalıklarına </strong>yakalanacaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Süreç bu şekilde devam ederse gelecek nasıl olacak dersiniz?</strong> </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Az önce bizim 50 yıl kadar öncemizi 1980&#8242; lerde yaşamaya başlayan bir halktan örnek vermiştik. Bir de bu süreçten güya &#8220;başarılı&#8221; şekilde geçmiş ve belki bizim 20 yıl ilerimizi yaşayan bir halkın durumuna bakalım mı? Michael Pollan, &#8220;Etobur-Otobur ikilemi&#8221; adlı kitabında<sup>2</sup> sürecin önemli bir kısmını üç buçuk sayfada anlatmış. Biz özetini yapalım:</span></p>
<p><em><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">ABD Iowa&#8217; daki Green kasabasında yoğun, tek tip, endüstriyel mısır üretimi sonucu nüfus azalmıştır. Yazarın görüştüğü Naylor adlı çiftçinin babası kasabaya ilk geldiğinde nüfus 16.467 kişiyken son nüfus sayımında bu sayı 10.336 olmuş.</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">Çiftçi Naylor&#8217; un babasının zamanında söz konusu kasabadaki çiftliklerde çok çeşitli ürün yetiştirilirmiş. En önemlisi atlar, sonra sığırlar, tavuklar, mısır, domuz, elma, saman, yulaf, patates, kiraz. Bir çok Iowa çiftliğinde buğday, erik, üzüm, armut da yetiştirilirmiş. Bu farklılık sayesinde çiftlikler hem kendi besinlerini elde edebiliyor, hem de toprağı ve hayvanları besleyebiliyormuş. Bu ürünlerden herhangi birinin pazarının çökmesi üreticileri pek de etkilemiyormuş. Bu devirde her mevsim yeşillikler, çeşitli kokular, renkler ve sesler varmış kasabada.</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">Ellili-altmışlı yıllarda hayvanların gitmeye başlaması ile çayırlarda kavgasız gürültüsüz hayvan otlatmayı sağlayan çitler de kaldırılmış. Domuzlar günümüzde hayatlarını alüminyum barakalarda geçirmek zorunda kalmış. Şimdilerde Greene kasabasında Ekim&#8217; den Mayıs ortasına kadar evlerin etrafı hariç tek yeşillik görünmüyormuş. Çit amaçlı dikilen ağaçların kalkması rüzgarı da şiddetlendirmiş. Traktör gelince atlar gitmiş. Atlar gidince yulaf tarlaları ve çayırların bir kısmına gerek kalmamış. Mısır devlet tarafından yoğun şekilde desteklenmeye başlayınca da üretici çeşitli ürünlerini bırakıp gitgide daha çok mısır üretmeye başlamış. Mısır o kadar çok üretilmeye başlanmış ki bu kadar çok mısırı ne yapacağını şaşıran hükümet onu sığır yemlerine katmaya başlamış. Böylece fabrika gibi tarlalardan gelen mısır ile hayvanlar, fabrika gibi işletmelerde beslenmeye başlamış. Bu yapıda ucuzca üretilen hayvanlarla baş edemeyen çiftçiler çiftliklerinde hayvan yetiştirmekten tamamen vazgeçmiş. Ve dolayısı ile çeşitli ürün de yetiştirmeye gerek kalmamış, tamamen mısır üretmeye başlamışlar. Eskiden toprağı besleyen hayvan gübresinden artık yoksun olmaları sorununu da hükümet, elinde 2. dünya savaşından kalan ve aslında patlayıcı bir madde olan amonyum nitratı gübre olarak kullandırarak çözmüş. Her yıl mısır ekmenin toprağı bozduğunu, hastalıkları arttırdığını gören çiftçiler aynı yerde soya fasulyesi de üreterek bir rotasyon başlatmışlar. Ancak zamanla 2 farklı ürünün daha çok işgücü, ekipman gerektirdiğini görüp yine tek ürüne dönmüşler. Ne de olsa artık her soruna çare olabilen kimyasallar varmış&#8230;</span></strong></em></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><em><strong><span style="font-size: x-small;">Naylor&#8217; un dediğine göre artık mısır ekmek sadece traktör sürmek ve serpme yapmaktan ibaretmiş. İki bin dönümün traktörle sürülmesi ve tohum serpilmesi tahmini birkaç hafta sürmekte imiş. İnsanlar geri kalan zamanlarda hayvanlar da olmadığına göre başka yerlere gidiyormuş. Bugün (sanırım Greene Kasabasına bağlı) Churdan (köyü) bir hayalet şehir gibiymiş. Ana caddedeki dükkanların çoğunun kepenkleri inikmiş. Berber, market, sinema son yıllarda kapanmış. Bir kahvehane ve küçük bir bakkal açıkmış sadece ama insanlar alışverişlerini 20 km ilerideki marketlerden yapıyormuş. Ortaokulun bir beysbol takımı ve bandosu yokmuş ve çok az öğrencisi varmış. Dört okul bir araya gelerek bir okul takımı ya da bando oluşturabiliyorlarmış. Churdan&#8217; ın tek derdi, şehrin çıkışına yakın bir yerde duran mısır ambarı imiş. Etrafta insan kalmasa bile bu ambarı doldurmak için her yıl daha fazla mısır ekilecek gibi görünüyormuş.</span></strong></em><sup>2</sup></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">İşte bu da mevcut yapıyı sürdürürsek bazı yerlerde belki şimdiden olmuş; ulusal anlamda en çok 20 yıla kadar tarımımızın ve kasabalarımızın nasıl olacağını gösteren bir örnek olay. Eskiden yemyeşil, çeşitli, olaylı, neşeli olan kırsal yerleşimlerimiz yavaş yavaş hayalet şehirlere dönüşüp solacak&#8230;</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="font-family: Arial;">Kredi Kartlarının Marifetleri</span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Bir de Türkiye&#8217; de son üç yıldır bankaların tarıma birdenbire ilgi duymaya başlaması ile şu anda neredeyse tüm tarımsal üreticilerde kredi kartı var. O sene gelirinin yeterli olup olmadığına aldırmayan üretici, hasat dönemi ödemeye olanak veren bu kredi kartları ile para elinde imiş gibi harcama yapıyor. Hasat döneminde yeterli parayı kazanamadığında ise bir tarlasını satmak zorunda kalabiliyor. Böyle böyle üreticiler topraksızlaşarak kente göçerken, köylerde büyük tek parça tarım arazileri üzerinde monokültür (tek tip) tarım yapan kişiler ve kurumlar artıyor.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="font-family: Arial;">Sonuç ve Öneriler</span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Birçok uzman, üniversitede edindiğimiz bilgilerin masa üstünde artarda eklenmesi ve sadece sayıya dayalı mali gözlük ile bakarak ölçek ekonomisinin, büyük işletmelerin, monokültür (tek tip) bitkisel ve hayvansal üretimin tarımsal ve kırsal sorunların tek çözümü olduğunu söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Oysa yukarıda da örneklerle gösterdiğimiz gibi tarımda ölçek ekonomisi kurallarını uygulamak, tek tip üretim yaparak bunda uzmanlaşmak ve aile tipi işletmeden kurumsal tarım işletmelerine dönüşmek geri dönülmez kötü sonuçlara yol açar.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Ölçek ekonomisi kuralları ile tek tip üretim yapmanın sonuçları nelerdir?</span></strong></p>
<ol>
<li><span style="font-family: Arial;">Kişi, aile ve köyden başlayarak; ulusal ve global anlamda kendi kendine yetebilirlik mümkün olmaz.</span></li>
<li><span style="font-family: Arial;">Açlık, yoksunluk ve yoksulluk artar.</span></li>
<li><span style="font-family: Arial;">Göç zorunlu olur. Terk edilen yerlerde yüzyıllardır yaşamış kültürel zenginlik de erir ve günün birinde yok olur.</span></li>
<li><span style="font-family: Arial;">İnsanlar eskisinden daha çok çalışıp üretmesine rağmen daha az gelire sahip olurlar (burada gelirden kasıt, ihtiyaç duyulan her nevi şeydir) Ayrıca işsizlik de sürekli artar.</span></li>
<li><span style="font-family: Arial;">İnsanlar sürekli gelir kaygısı içinde olurlar.</span></li>
<li><span style="font-family: Arial;">Tarımsal olarak üretilen ürünün pazarındaki olumsuz bir durum, üreticiler için büyük bir kabustur.</span></li>
<li><span style="font-family: Arial;">Üretici tek ürünü olduğu için risk alamaz. Gerekenin 2 katı gübre, 3 katı tarım ilacı atar. Bu hem toprağın sürdürülebilirliğini bitirir, hem ürünü tüketenin ve üretenin sağlığını zedeler, hem de doğayı ciddi bir yıkıma uğratır.</span></li>
<li><span style="font-family: Arial;">Kırsal kesim doğal, kültürel, sosyal, ekonomik anlamda fakirleşir.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-family: Arial;">Şu an mevcut düzende tüm dünyada bu sonuçlar ya başlangıç aşamasında, ya sonlarına gelmiş bir halde yaşanmaktadır. Fosil yakıtların gitgide tükenmekte olduğuna ve kimi zaman 1 kalori gıda üretmek için 10 kaloriden fazla fosil yakıt harcadığımıza bakarsak günümüzdeki ekonomik kriz, gelecekte bizleri bekleyen krizlere oranla çok zayıf bir esinti olarak hatırlanacaktır. Ayrıca etkileri günlük hayatta bile kendini göstermeye başlayan ekolojik kriz (küresel iklim değişimi), yakın gelecekte yaşayacaklarımıza nazaran yine hafif bir meltem ayarındadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Boyutları şimdiden tahmin edilebilen bu dehşetli krizlere karşı bugünden hemen alınması gereken önlem; yerel üretim yerel tüketim mantığı çerçevesinde kişisel, ailesel, kırsal, kentsel, ulusal ve global ölçekte kendi kendine yeterlilik mekanizmalarını kurmak ve işletmektir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Kendi kendine yetebilirliği sağlamanın yolları nelerdir?</span></strong></p>
<ol>
<li><span style="font-family: Arial;"><strong>Çeşitlilik artmalı:</strong> Tarımsal üretim olabildiğince çeşitli yapılmalıdır. Büyük parça tek tip ürün üretimi yerine ekonomik gibi görünmese de gerekiyorsa daha küçük alanlarda çeşitli ürünler yetiştirilmeli; kırsalda her aile, ihtiyaç duyduğu tüm temel gıda ürünlerini kendi üretebilmeli, ihtiyacından fazlasını satmalıdır.<br />
 </span></li>
<li><span style="font-family: Arial;"><strong>Etkin bilgiye sahip olunmalı:</strong> İnsanlar kendi gıdalarını üretecek, kumaşını dokuyacak, evini inşa edecek bilgiye sahip olmalı; unutulmuş pratikler araştırılarak gün yüzüne çıkarılıp herkese öğretilmelidir. Kırsaldaki insanlar bu bilgiyi doğrudan kullanmalı; şehirlerdeki insanlar ise en azından bu insanlar ile ilişkide olup tarımsal üretimden sağlanabilecek ihtiyaçlarını doğrudan iletişim ile karşılamalıdır. Bu bağlamda eğitimde, Köy Enstitüleri benzeri yapılanmalara gidilmeli; köy ve kentlerdeki ilçeler-mahalleler birbirlerini kardeş mahalle ilan etmeli; insanlar köylerden gıdalarını temin edebilecekleri kardeş aileler seçmelidir.<br />
 </span></li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="font-family: Arial;">Hatalı tespitlerden vazgeçilmeli</span></strong></span><span style="font-family: Arial;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>:</strong></span> Ekonomistler ve tarım uzmanları, ölçek ekonomisi ve tek tip (monokültür) üretimi önermekten vazgeçmelidir. Bu öneri, fosil yakıtların sonsuz, küresel iklim değişiminin yalan olduğu tezi üzerine kurulmuştur ve önerilen yapının ekolojik ve ekonomik krizlere dayanabilmesi mümkün değildir. Yine bu öneri, tarımsal üretim ile iç içe geçmiş, yerel üretim ile doğrudan bağlantılı kültürel mirası ve yazısız tarihi yok ederek kültürel yozlaşmayı getirmekte; dolayısı ile insanlığın ve dünyanın sonunu hazırlamaktadır.<br />
 </span></li>
<li><span style="text-decoration: underline;"><strong>En sürdürülebilir</strong></span><span style="font-family: Arial;"><span style="text-decoration: underline;"><strong> üretim sistemleri yaygınlaşmalı:</strong></span> Tarımsal üretimi mevcut bilimsel gelişmeler ışığında en sürdürülebilir ve verimli halde yapabilmek; kırsal kesimi doğal, sosyal, kültürel, ekonomik anlamda en iyi duruma getirebilmek için kalıcı kültür uygulamaları (permakültür) tüm tarımsal üretim sistemlerinin temel direği olmalıdır.<br />
 </span></li>
<li><span style="font-family: Arial;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Geleneksel yardımlaşma ve iletişim kültürü geliştirilmeli:</strong></span> Kırsal yerleşimlerde yaşanabilirliği arttırmak ve kentten köye göçü teşvik etmek için kırsal gelişim faaliyetleri olarak köy meclisi, ihtiyar heyeti, gençler meclisi, kadınlar meclisi, çocuklar meclisi, köy tiyatrosu, köy derneği, köy enstitüsü, imece**, salma*** gibi uygulamalar teşvik edilmelidir. (&#8220;Kalkınma&#8221; terimi para kazanıp zenginleşmeyi çağrıştırdığı ve aslında kalkınma gerçekleşse bile birilerini çökertme pahasına gerçekleştiği için bu faaliyetlerin tümüne &#8220;kırsal gelişim&#8221; demeyi tercih ediyorum.)<br />
 </span></li>
<li><span style="font-family: Arial;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Kredi (kartı) alım ve kullanım süreçleri değişmeli:</span> </strong>Özellikle kırsalda kredi ve kredi kartı kullanımı yerine salma*** benzeri sistemler güçlendirilmeli ve paradan para kazanan kurumlara bağımlı hayali para dönüşümlerinden vazgeçilmelidir. Bu düzen sağlanana kadar kişiler, kredi kullanımı konusunda eğitim almalı ve temel seviyede ekonomi, muhasebe bilgisini ispatlamadan ve hatta bazı psikolojik testleri geçmeden bireysel olarak kredi alamamalı ve/veya kredi kartı kullanamamalıdır.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-family: Arial;">Yukarıda örneklerini okuduğunuz gibi farklı zaman dilimlerinde gelişim evreleri geçiriyor olsa da sorunlar Endonezya&#8217; nın bir dağ köyünde de, Türkiye&#8217; deki küçük bir mezrada da, ABD&#8217; nin Green kasabasında da aynıdır. Yani bir önceki makalemde belirttiğim gibi yerel gibi görünen sorunlar aslında  global sorunlardır ve yerel politikalarla çözmeye çalışmak kısır bir çabadır. Bahsettiğimiz çözüm önerileri derhal, uluslararası işbirlikleri ile dünya çapında uygulamaya konulmak zorundadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Kısacası kendi kendine yetebilen; ay sonunu-hasat gününü korkular içinde beklemeyen; yerinden yurdundan kopmak; ölümüne çalışmak zorunda kalmayan; işsizlik sorunu ve korkusundan uzak; gelir kaygısı yaşamayan; üretilen ürünlerle ilgili pazardaki gelişmelerden çok etkilenmeyen; güvenli gıdayı sürdürülebilir ve doğa dostu şekilde üreten; doğal, kültürel, sosyal, ekonomik anlamda her geçen gün zenginleşen bir toplumda yaşayan ve bu yapısı ile kentleri de her açıdan olumlu etkileyen kırsal kesim insanları, aileleri, köyleri için &#8220;alın verin, ekonomiye can verin&#8221; yerine &#8220;<strong>öğren, üret; kendi kendine yet</strong>&#8221; demek ve ekonomik ve ekolojik krizin acı sonuçları tüm dünyayı kavurmadan önce acil önlemleri derhal uygulamaya geçirmek zorundayız.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Saygı ve sevgilerimle<br />
Hakan Ozan Erzincanlı</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">* Peter Just: Endonezya&#8217; da krallık, toplumsal örgütlenme ve dinsel ritüellerle ilgili birçok araştırma yürütmüştür. Williams College&#8217; de antropoloji profesörüdür.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">** İmece, bir köy ya da köy topluluğu içinde işlerin gönüllü ya da zorunlu olarak ve elbirliği içinde yapılması. Köyün herhangi bir sorununun giderilmesi karar verilmişse, köydeki her ev iş gücü açığını karşılamak zorundadır.</p>
<p>*** Eğer imecede para da toplanacaksa buna salma denir. Bir konu için para toplanması karar alınışsa, her ev ölçüsü oranında maddi katkı yapmak zorundadır. İmece köylerde yazılı olmayan hukuka dayalı, herkes tarafından kabul gören bir dayanışma örgütüdür. Bir belediyenin yapması gereken pek çok iş, köylerde belediye olmadığı için bu usulle yapılır.</span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">Kaynaklar:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><sup>1</sup><em> Monaghan, J. ve Just, P. (2007) Sosyal ve Kültürel Antropoloji (Sayfa 157-158). Ankara: Dost</em></span></p>
<p><em><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><sup>2 </sup>Pollan, M. (2009) Etobur-Otobur İkilemi Dört Yiyeceğin Doğal Tarihi (Sayfa 56-57-58-59). İstanbul: Pegasus</span></em></td>
</tr>
<tr>
<td width="92%" height="19" align="justify"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">Bu makalenin orijinali <a href="http://www.tarimsal.com/" target="_blank"><span style="color: #0000ff;">www.tarimsal.com</span></a> adresinde yayınlanmaktadır. Makaleyi, kaynak ve yazar belirtmek şartı ile istediğiniz yayın organında sınırsız olarak yayınlayabilirsiniz.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3436&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3436</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demircilik &#8211; Demirci</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3431</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3431#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 19:07:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anadolu-Sümerler-şaman]]></category>
		<category><![CDATA[Demirci]]></category>
		<category><![CDATA[demirci olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Demircilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3431</guid>
		<description><![CDATA[Demircilik, demir işleme sanatıdır. Türklerde, tarihten gelen önemli bir yeri vardır. Şamanizmle bağlantılı olup aynı zamanda falcılara ve büyücülere özgü bir sanat sayılmıştır.
Mitolojilerde, “Demirci”, “Demirurg”un (Eflatun)’un idealist felsefesine göre: “Allah”), işlevlerine yakın bir işlevle yüklüdür. Kültürel kahramanın kendisi de bazen, “Demirci” şeklinde ortaya çıkabilir. Diğer mitolojik karakterlerden farklı olarak “Demirci” motifi, görünüş itibariyle şeytani motiflere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Demircilik</strong>, <a title="Demir" href="/wiki/Demir">demir</a> işleme sanatıdır. Türklerde, tarihten gelen önemli bir yeri vardır. <a title="Şamanizm" href="/wiki/%C5%9Eamanizm">Şamanizmle</a> bağlantılı olup aynı zamanda falcılara ve büyücülere özgü bir sanat sayılmıştır.</p>
<p>Mitolojilerde, “Demirci”, “Demirurg”un (Eflatun)’un idealist felsefesine göre: “Allah”), işlevlerine yakın bir işlevle yüklüdür. Kültürel kahramanın kendisi de bazen, “Demirci” şeklinde ortaya çıkabilir. Diğer mitolojik karakterlerden farklı olarak “Demirci” motifi, görünüş itibariyle <a title="Şeytan" href="/wiki/%C5%9Eeytan">şeytani</a> motiflere olan yakınlığıyla da tanınır. Bu bakımdan topal ve aksak da olabilir.</p>
<p><a title="Kumandinler (sayfa mevcut değil)" href="/w/index.php?title=Kumandinler&amp;action=edit&amp;redlink=1">Kumandinlerin</a> inanışlarına göre onları ulu <a title="Şaman" href="/wiki/%C5%9Eaman">şaman</a> ve demircileri, aralık dünyadan olan şamanla, <a title="Ülgen" href="/wiki/%C3%9Clgen">Ülgen</a>’in kızı arasında yapılan evlilikten doğan topal “Kurultay” gönderdi.</p>
<p>Türk mitolojik geleneğine gelince; Örneğin <a title="Yakutlar" href="/wiki/Yakutlar">Yakutlarda</a>, “Demirci” ile şamanın bir yuvadan olduğuna inanılır. Demircilikle, Şamanlığın sanki üst üste düşmüş olduğu, birbiri üzerinde oynadığı bir merasim vardı. Bu merasimi şaman yönetirdi. Sınavdan geçen şamana, “Demirci’nin kılıcı” verilirdi. Yakutların Hristiyanlığa kadarki dini inanışlarına göre “Demirci”leri koruyan, “<a title="Kıday Bahsı (sayfa mevcut değil)" href="/w/index.php?title=K%C4%B1day_Bahs%C4%B1&amp;action=edit&amp;redlink=1">Kıday Bahsı</a>” adında bir hami ruh vardır. Bu ruh hiçbir olağanüstü gücün egemenliğine sayılmayan bir ruhtur. Demircilik sanatını ve hatta Şamanlık etme becerisini,insanlara bağışlayan yine bu “Kıday Bahsı”dır. Şamanların çoğu, onu kendilerinin manevi yardımcısı saydıklarından, “Ben Kıday Bahsı’nın oğluyum” derlerdi. Adındaki “bahsi”, onun usta ve koruyucu ruh olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Göktürklerin ataları da demirciydi. Bu bakımdan, Türk etnik-kültürel geleneğinde, mitolojik bir varlık olarak, onun yerini belli bir anlamda “Demirurg” ile kıyaslamak mümkündür. <a title="Çin" href="/wiki/%C3%87in">Çin</a> metinleriyle birlikte, kurdun, gerçekte ilk demirci olduğuna işaret eden yerler de vardır. Bu yüzden de Türk halkları <a title="Demir" href="/wiki/Demir">demiri</a> ulu sayarlar.</p>
<p><a title="Ergenekon" href="/wiki/Ergenekon">Ergenekon</a> destanında rast gelinen kurtarıcı demirci motifinin kökleri, oldukça eski çağlara bağlanır. Demir dağının eritilip oradan yol açıldığı ve bu yolla ışıklı dünyaya girildiği gün, eski Türklerde ulusal ve dini <a title="Bayram" href="/wiki/Bayram">bayram</a> sayılırdı. İlkbaharda, zindan üzerindeki kök demiri kağanın çekiçle vurmasıyla başlayan şenlik, bayram olarak kayıtlara geçmiştir. Oğuz Kağan destanında, “Tomürdü” (Demirci) adlı ustanın, demir kapıyı açması da “Ergenekon” destanını çağrıştırır.</p>
<p>Şamanların demircilikle bağlı inancı, <a title="Orta Asya Türkleri (sayfa mevcut değil)" href="/w/index.php?title=Orta_Asya_T%C3%BCrkleri&amp;action=edit&amp;redlink=1">Orta Asya Türkleri</a> arasında da yayılmıştı. Örneğin <a title="Özbekler" href="/wiki/%C3%96zbekler">Özbeklerde</a> yeni Şamanlık yapmaya başlayan biri, <a title="Davud" href="/wiki/Davud">Davud</a>’un hayır duasını almak için, <a title="Harezm" href="/wiki/Harezm">Harezm</a>’in güneyindeki eski bir kalede gecelemeliydi. Davud, Orta Asya Türk halkları arasında, demircilerin koruyucusu olarak tanınırdı. İnanışa göre, demirden yararlanmayı insanlara ilk o öğretmiştir. Davud’un demircilerin piri olduğuna ilişkin inanışlar da böylece demircilikle Şamanlık arasındaki bağı yaşatmıştır.</p>
<p><a title="Fasmer (sayfa mevcut değil)" href="/w/index.php?title=Fasmer&amp;action=edit&amp;redlink=1">Fasmer</a>’in kaleme aldığı, “Rus Dilinin Etimolojik Sözlüğü”nde, demirci anlamında, eski <a title="Bulgarca" href="/wiki/Bulgarca">Bulgarcadan</a> alındığı gösterilen “Balhçi” sözü geçmektedir. Bu, eski Türklerin inancında, demircinin aynı zamanda bir büyücü olduğunu kanıtlıyor.</p>
<p><a title="Çağatayca" href="/wiki/%C3%87a%C4%9Fatayca">Çağatayca</a>-<a title="Farsça" href="/wiki/Fars%C3%A7a">Farsça</a> sözlüğünde de “Kam” sözcüğünün karşısına “tabip, hekim” anlamlarının yanı sıra “bilgiç” anlamı da eklenmiştir. Bilgiçlik aynı anda, bilinmeyenler alemi ve ruhlar alemiyle ilişkiyi de akla getirirdi. Evren bilimine dayanan düşünceye göre, normalde bilgi yasaklanmıştı. Bilinmeyenler aleminden gelebilecek olan bu bilgileri de sadece bilgiçler bilebilirdi. Korkut Ata hakkında da bu yüzden “Oğuz’un ol kişi tamam bilicisiydi” denmiştir. Bazı kaynaklarda “bir işareti yorumlamak” anlamında kullanılan, belgelemek sözü, “bil” ve “bilici” ile aynı köktendir.</p>
<p><!--  NewPP limit report Preprocessor node count: 53/1000000 Post-expand include size: 2563/2048000 bytes Template argument size: 446/2048000 bytes Expensive parser function count: 0/500 --><!-- Saved in parser cache with key trwiki:pcache:idhash:37132-0!1!0!!tr!4 and timestamp 20100705103326 --></p>
<div>&#8220;<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Demircilik">http://tr.wikipedia.org/wiki/Demircilik</a>&#8221; adresinden alındı.</div>
<p><!-- /bodytext --><!-- catlinks --></p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3431&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3431</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bütün olan biten&#8230;</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3427</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3427#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 14:47:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe ve Kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[matrix]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3427</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların çoğu gibi tarifleri uygulayarak belirli bir sonuca gitmeyi yapamıyorum, buna inanmıyorum galiba. Kendime soruyorum &#8220;Neyi istediğini ya da istemediğini biliyor musun sen?&#8221; cevap evet, fakat o şey bir koku ya da genzimde belirsiz bir tat gibi&#8230; Onu bileşenlerine ayıramıyorum! O sanki vaktiyle yapılmış ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir büyü, bir çeşit İSİM. Onu ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların çoğu gibi tarifleri uygulayarak belirli bir sonuca gitmeyi yapamıyorum, buna inanmıyorum galiba. Kendime soruyorum &#8220;N<strong>eyi istediğini ya da istemediğini biliyor musun sen</strong>?&#8221; cevap evet, fakat o şey bir koku ya da genzimde belirsiz bir tat gibi&#8230; Onu bileşenlerine ayıramıyorum! O sanki vaktiyle yapılmış ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir büyü, bir çeşit İSİM. Onu ancak bir dizi bilinçsiz faaliyetin sonucunda buluyorum. Ve şıp diye tanıyorumm :)</p>
<p>Yukardaki paragraf içimden samimiyetle gelen hisler ve içinde bulunduğum durumu yansıtıyor. Şimdi onun dışına çıkıp bunun ne demek olduğuna bakmak istiyorum (galiba şimdi eril bir işlem yapacağım):</p>
<p><strong>Ya gerçekten önceden belirlenmiş bir hedef değil de, şu an sayısız iç ve dış bileşenlerin oluşturduğu rastgele bir sonuçsa o tat?!</strong><br />
Ki bu bana olabilirliği çok yüksek bir önerme gibi geliyor. Bileşenler milyarlarca kere milyarlar olduğu için onun bir formulünü-tarifnamesini çıkarabilmek mümkün değil. Mevcut insani aklım bunun için yeterli değil. Fakat ben o tadı biliyorum, hiç şüphem yok, karşılaştığımda derhal o olduğunu bileceğim, hep bildim! Öyleyse bunu benim için yapan müthiş bir aygıt var bende. Zaten son on yılda zaman zaman gelişmiş bir robot olup olmadığımı merak ederken buluyorum kendimi. Bu bi çeşit şaka gibi, gülümseyip geçiyorum ama işte o her bir vesileyle yeniden önüme çıkıyor ve kendini hatırlatıyor.</p>
<p>Belki de bu sebeple hayatım istediğim şeylerle kavuşmama olanak verdi. Diğer insanların şikayet ve şansızlık hikayelerini dinledikçe onlara kendi yöntemimi önermek istedim ve fakat bu bir yöntem bile değildi, neyi nasıl yaptığımın formulünü çıkarıp sunmak için onlarca yıl uğraştım. Sonuç başarısızlık gibi görünebilir, pes ettim. Ve fakat belki de bu zaten formülize edilemiyecek bir şeydi ve bunun bilmek için denemem gerekiyordu. Her zaman böyledir, yapmamanız gerektiğini yaparak öğrenirsiniz.</p>
<p>Bir kadını Öldürmek kitabını yazdığıma biraz pişman olmuştum hemen sonrasında. Çünkü olamayacak bişeyi denemiştim. Ne gerek vardı ki buna? Sonra bu sonuca varmak için onu yapmış olmam gerektiğini anlayıverdim. Neyse ki bunu anlamam çok kısa sürdü :)<br />
Giderek daha çok simgeler dünyasına vakıf oluyorum. Bu durum, çalışmasının verdiği sonucu çok beğendiğim bir bilgisayar programının, kodlama sayfasına girmek gibi. Sonucu bilmeseniz hiç bi kıymeti harbiyesi yok! Ve fakat o bir dizi işaretler, formüller, zevksiz satırların hepsi bir araya geldiğinde ve sen &#8220;RUN&#8221; tuşuna bastığında sihir ortaya çıkıyor, görünür olan şey müthiş zevkli.<br />
Hayatımda bir çok zevkli meslekle uğraştım, bunların en süperi program yazmaktı. Çok uzun seneler geçti ama tadı hala damağımda. Sade döşenmiş güzel aydınlık bir oda, Vivaldi, Bach ve başka ustaların sanatları fonda, saatlerce program yazardım. Doyumsuz bir uğraştı. Amatörce yazdığım o programlar binlerce kişinin çalıştığı şirketlerde yeni uygulamalar için çığır açmıştı. Bunu görmek ve yaşamak güzeldi.</p>
<p>Eğer bu dünya bir matrix ise ve biz de gelişmiş robotlarsak, bu programı yazan/yazanlar da benim kendi pek alçakgönüllü programlarımdan aldığım zevki herhalde alıyorlardır.<br />
İnsan zevk almadığı işi yapmasın zaten!<br />
İnsan oğlu matrixi taklit ederek teknoloji üretiyor, insan kızları da sonuçları seyrederek zevk alıyor :)</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3427&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3427</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat-Ölüm-Hayat</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3422</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3422#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2010 15:25:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3422</guid>
		<description><![CDATA[İki ay geçmiyor ki bir başka kişiliğin ay pardon, evin yıkımına şahit olmayayım! Deprem filan değil çok şükür, yalnızca baştan aşağı yenilenme durumundaki bir bölgede oturuyorum.
Bugün tam karşımdaki ev yıkıldı ve şu saat oldu hala moloz temizliği yapılıyor. Sabahtan beri havalanan tozun toprağın haddi hesabı yok. Yüz yıla yakındır bir çok duyguyu içine çekmiş olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki ay geçmiyor ki bir başka kişiliğin ay pardon, evin yıkımına şahit olmayayım! Deprem filan değil çok şükür, yalnızca baştan aşağı yenilenme durumundaki bir bölgede oturuyorum.</p>
<p>Bugün tam karşımdaki ev yıkıldı ve şu saat oldu hala moloz temizliği yapılıyor. Sabahtan beri havalanan tozun toprağın haddi hesabı yok. Yüz yıla yakındır bir çok duyguyu içine çekmiş olan o taş toprak demirin unufak olan tozu, aynen ölen bir insanın serbest kalan enerjisi gibi, ağaçların insanların köpeklerin kedilerin ve dahi bilumum canlı cansızın içine ve üzerine serildi, emildi, emdik! Rüzgarla komşu sokaklara ve mahalleye yayıldı.</p>
<p>Sırada başka evler de var, belki yarın ya da gelecek hafta!</p>
<p>İkibuçuk yıldır önce her gün yirmidört saat taş kırılarak metrobüs yolu yapıldı, sonra bir çok başkası geldi. Kaç binlerce saat radon gazı soluduk bilemiyorum. Bir gün yıkılan, ertesi gün de yeni yapılana şahit oluyorum. </p>
<p>Hayat-ölüm-hayat döngüsü, teşekkür ederim.</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3422&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3422</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar tinle bağlantısını yitirdi mi?</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3419</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3419#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 08:11:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Carlos Castaneda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3419</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlar bağlarını kaybetmediler, kadınların tinle hala doğrudan doğruya bağlantıları var. Sadece bunun nasıl kullanılacağını unuttular, ya da daha doğrusu, erkeklerin bu bağlantıya hiç sahip olamama durumunu taklit ettiler. Binlerce yıl erkekler kadınların bu bağlantıyı unutmalarını sağlamak için çabaladılar. Mesela, kutsal enginizasyonu ele alın. Kadınların bu dolaysız bağlantıya sahip oldukları inancını kökünden sökmek için yapılan sistematik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlar bağlarını kaybetmediler, kadınların tinle hala doğrudan doğruya bağlantıları var. Sadece bunun nasıl kullanılacağını unuttular, ya da daha doğrusu, erkeklerin bu bağlantıya hiç sahip olamama durumunu taklit ettiler. Binlerce yıl erkekler kadınların bu bağlantıyı unutmalarını sağlamak için çabaladılar. Mesela, kutsal enginizasyonu ele alın. Kadınların bu dolaysız bağlantıya sahip oldukları inancını kökünden sökmek için yapılan sistematik bir tasfiye idi bu. Bütün organize dinler, kadınları daha aşağı bir yere koymak için yapılan çok başarılı bir manevradan başka bir şey değildir. Dinler kadınların daha aşağı olduklarını söyleyen tanrısal bir kanunu delil gösterirler.</p>
<p>Erkeklerin başkalarına hükmetme ihtiyacı ve kadınlarında neleri bildikleri, ve bunu nasıl bildiklerini ifade ya da formüle etmedeki ilgisizlikleri son kerte alçakça bir ittifak oldu. Bu da kadınların, doğdukları andan itibaren, tatminkarlığın ev kadını olmakta, aşkta, evlilikte, çocuk sahibi olmakta ve kendinden feragat etmekte yattığını kabul etmeye mecbur omalarını olası kıldı. Kadınlar hakim soyut düşünce biçimlerinin dışında tutuldular; bağımlı olacak şekilde eğitildiler. Öylesine bütünüyle erkeklerin onlar için düşünmesi gerektiğine inancına göre yetiştirildiler ki sonunda düşünmeyi bıraktılar.</p>
<p>CC</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3419&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3419</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınırlar&#8230;</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3416</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3416#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 12:27:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[kar tanesi]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3416</guid>
		<description><![CDATA[Kimini sınırları dar diye, kimini sınırları geniş diye severiz/sevmeyiz.
İşimiz budur bizim &#8220;sınır ölçücü!&#8221;
Özellikle çocuklar ve çocuk kalanlar bayılır bu oyuna. Kimi sınırı bulmakla da kalmaz, onu ittirip kaktırmaya adar yaşamını.
&#8220;Sınırları genişletme&#8221;, tüm zamanların en popüler oyunudur. Bunun için sevişilir, dövüşülür, hayal kurulup, rüyalanır.
Bildiğimiz şeylerin küçük ya da büyük hep sınırları olur; bir adacık da olsanız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimini sınırları dar diye, kimini sınırları geniş diye severiz/sevmeyiz.<br />
İşimiz budur bizim &#8220;sınır ölçücü!&#8221;<br />
Özellikle çocuklar ve çocuk kalanlar bayılır bu oyuna. Kimi sınırı bulmakla da kalmaz, onu ittirip kaktırmaya adar yaşamını.<br />
&#8220;Sınırları genişletme&#8221;, tüm zamanların en popüler oyunudur. Bunun için sevişilir, dövüşülür, hayal kurulup, rüyalanır.</p>
<p>Bildiğimiz şeylerin küçük ya da büyük hep sınırları olur; bir adacık da olsanız bir kıta da fark etmez. Geometrinin en popüler problemleri, sınır ve alan hesaplamalarıdır. Amorf varlıklar, sınır ve alanlarını formülle bulamadığımızdan pek tutulmaz!<br />
&#8220;Sınır boyları&#8221;, tarihimiz boyunca defalarca geçen bir tanımlamadır. Zaten millet olarak bu açıdan biraz korkulu rüyayız da denilebilir!<br />
&#8220;Serhat&#8221; ismi sık kullanılan erkek isimlerimizdendir (Sınır boyu anlamına geliyor).<br />
Çok tatlıyız biz çok&#8230;<br />
<a href="http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.itusozluk.com/img.php/9252ba77dc9dc9c207829e9c78e69bba24899/kar%2Btanesi&amp;imgrefurl=http://www.itusozluk.com/gorseller/kar%2Btanesi/37541&amp;h=562&amp;w=500&amp;sz=228&amp;tbnid=te7w2ZbbFoXEaM:&amp;tbnh=238&amp;tbnw=212&amp;prev=/images%3Fq%3Dkar%2Btanesi&amp;usg=__RMavAE2xWU2g4WZBrUqslMOE0gM=&amp;sa=X&amp;ei=VSlMTObyCIqaONC67ZUD&amp;ved=0CBgQ9QEwAQ"><img id="imgthumb2" title="http://www.itusozluk.com/gorseller/kar+tanesi/37541" src="data:image/jpg;base64,/9j/4AAQSkZJRgABAQAAAQABAAD/2wBDAAkGBwgHBgkIBwgKCgkLDRYPDQwMDRsUFRAWIB0iIiAdHx8kKDQsJCYxJx8fLT0tMTU3Ojo6Iys/RD84QzQ5Ojf/2wBDAQoKCg0MDRoPDxo3JR8lNzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzf/wAARCADEAK4DASIAAhEBAxEB/8QAGwAAAgMBAQEAAAAAAAAAAAAAAQQAAgMFBgf/xAA6EAACAgAFAwMCBQIFBAEFAAABAgMRAAQSITETQVEFImFxgRQyQpGhsfAjUnLB0RVi4fEGJDM0RIL/xAAZAQADAQEBAAAAAAAAAAAAAAAAAQIDBAX/xAAjEQACAgICAgIDAQAAAAAAAAAAAQIRAxIhMRNBBFEUQmGB/9oADAMBAAIRAxEAPwD6/iwOBiDEUYhxMTBwUAMHExMFAS8TExMFAHEwMAONWkMNVcXvh0IznL3pUqoqz3OLRFmQM5BPFgUMJ5yZkzsKRI8muJ6UMAtgjmyPJwxkyPwkexUBf1c/fD9BZvg3iuJhUAQcE4GJeCgJiYl4GGFgrBwCcS8MA4mBiYBFbwcUGDhAWwcVGDeAA3iXgXiXgoLDiYzlL0BHWo8Xxhdsy+WdRmmQxsa6i7V9R/x9/OGo2g2HbGOXn8mdAlVS1Pqcq/TYqebN8f8AHbBzOdjRxKMwQthU40t3JHna/wBj4wzm81FD+a2ZuEAskYdUK7OJ+Kzb5pfw7JHBGpUTZld3NBgoBpqqhZ+edsCFM5PB0VjjjMMwHTaQupU0dmBvg3v54GD6hlTmJXmy5Mj76FqmWk0kX391nf8AzAVjoxzQZZ202EJJCItADizx3XmvPOHz6DgfhXpxIhayABfnGm/b9sJ5idGgHTfZ+WBoDjC+VeHKPKNcshkKvGSS4f2j8p48bXg1bCzqXiYTiOblJZisXhANX7nufp/OGwTQsUe+BxBOw4mBiYVDJiYGJh0BMTExMFCKjEvGbSxoAXdVs0NRqzi94KCy14mFs1JKkRMIUnuXJofO25wI5Zny5bTGZV7AnS3+4wai2GsLsZ7sOq0fy6L2/fGOY9TysEmmVnBBCswiZlUncAsBQPx9PIxT8Q36EuStXQNdUi+aJ/j+RhpCbs6LdrxlLpJi1gH3+2/Ndv5wsvqUDuqoJ2sAs3RcBbNUdgee1Gu9Y1zGXMxGogVW9bgA3V/O2FXso4ciLms8ZJZ9bRkoryraj8tlSB7e3zYu9qw3JOqyCKZ2PtYR9FdV3VjbcbA/QXvXAT0eLJS5iWGdg0z6yGNVwDXwe93fftWBzhzspUnK64wWWOEl6ShpLEc029EVe1YpCOjkonYCcFVDRhdFWtAHSwHPfe9+2F5I3y06m3dSxkcxoWbVtYG/5RtzfgDC7JmYlMgl6KtuZQV1EkmhbWAONgDudz2NnjkXmNZA3tZEShJvuCASASOSPA4rCoLKy6plv39GNdKJtbAcWvcEAc9+1ViejlbdnLpqD/4Ra0Yg+PI/33+aPnsz0I0VleNRomOkxuj2BsT33I487g4cj9LMsMS/iZRFX+IpQB2Pg2K7eMUI60TaolIYEEXQ4xXMyMkEjA6SFJurr7YymlTJZZ5WR3CAHTGhYngUANzhOT1MPojGXK9WxqldQm1XZvc78fGBRBuh3JtmPcmacM49wOkDY9tua3wxeOeM2jP14FadAuk9MWwIN8eMWy+bnkkRJ8t0OpehS+oivNcfz98DiJSQ9eIW2wpNmZEl0Rxq4FFiX0kA3sBXwcbk/G2HqNOy14mrGbusenWwXUaWzVn4xa8Kg2MZolfUxAuqo+PGEo8zLl5emrpOtbRk1Iu/Yk0w/nth/nY74VzseUfQ2Z6SjVY10LI+vOGrIb9glzqyRgIriSiW1rQj8aif6Yw9Im05TpHMO8wt/wAoPtJ2IrbT2HiqO+EvU0LaVEk3VYNreOiV+imwCeL+PjGGXzjsxly/UeSmuFRoKNzsO5JHgMb79kxo6MmYnHWWCLpuQzMHNNZP5hZ8X9KHnCcuVkjUmQKzdTqWZ7YfOqvHfn5HGNRMEc6EfpJKddH5/LQ2ugNzvvzjSXMNLlHZolaXQVZjvGFsXZ2vaxxV7E4B0a+lCfNqkuZlleMLpostWAO43N3fPb7Y7P0xwPTvVFjhIkgZcqrEDMILUtfuGkWaBsXx9O/VgzcU5AiLENurlCFb6Hvgodkzk6xPGrgkOGW+w274xzawRwxQyVDGWAYRrp5B2sVXFX81jbN5dc0Iw0kiKjhvaxF19MYvk4GWaLLMY5SukiJtLKLJ2/y7k4dAmcn1TNzZT096YFUoI2v3HZjuPj20T/vi+cRs07atEpRm0ZdpCq0QbGw3agTZvmqHOEvWdQ9IGXXLziLUSOqxJIJetRF+T3vzvw5HLqKvHnREsSDqK6ate5H2vda457jYrgT7OrlMlEkA/Nr9y6y2pgASBv5A2B+B4w5GoRQq8DzhKLMStEJEQEEkmN/a4vfzV/HjvhiWYRwtLpcgC9IG5w9RbGxAYUQCG7EXYxxszCIQIWTVDqYxszUBsaU/zjSd85IC7zDKqg1aY16jfAP+b6D7E845pzOXl6if9QaCfdkdiGjcDjnY3zdkjixsC6oV2PdEPmEChNYAKtqsAC/N+B8b46eXSKNSYyrE7M/JYjY/+u2OW8zPPVGBOmVaIuCxF1qsE8bWD+5wpEs8YKZXLF2dRaAGNRYu27AX9zvycFBdD82ey4zbsWK2ihGdSFJBbc/9pJIB70asC8MZjMyrlg0KRo2kW07jQoPfY732845s2X6Ucgpow2zG7tiNjZ+wrf52qtgmUiysaZmGNYQ1uhRiNVfI33w6tCumNZaGLMkzzapSwoF00gA9gvbDq7AA4zjlSRA8bq6NuGU2Di2rBQJg278fOFHyMTBmOp5X/XfuAHa+32wzqxNQF3vhUDZzs76OubhljXMSQdUkuEAKk+aIIFc3zhYmaAIojWaZDoM0r0WX6+40AQaOx7m8N5jPTwe6SBUjB3kLWPudtPI84VkzcUxEyw66GohmFJ8k1t/vtscDjQJj+YzUaZSWWdjoCmQsrbADex2J+l/OE4UlnWRpoxGyg1ZDODd2TVGiP9Pa+4Rd9jlsyzrqGgwtdujVbAECtwRt444As6gyZgZacR5lHtgqXpY2fdVf0DDttha2PY1yvq2Si9GyqZvLMUf20kZLGTliqizdk97387G3/wAe/DzZqfMZMNHlXjXowySMGVrOomMj29v3NizhWPOSZKQvn443jbfqQ0BvV+B2B3o/Lc4xfNTJ6rl8zkswhy8LFZI5VIco1AqLF6tQUgcnvQq0kU3aPUZ9ykDtrZVVCzFTVgDi+323xwpJcyZdMcYy0cZKwyACix7KotjuNydz2Auy76znk/BKqRpLFKjMZpH0oirQJNEE7sAAN+bIo4yyOr1AGVteqM6QL/iiBxXB48nnFEnCkfJtmTmnKjPzBw0a5kuyN1CSFF0RtyAKAAI8MReyEZ7NIIiSObUx3XyQpsk3zRoadybTsZ8yGOpNKEqGHDWKIB3B7WCR2NYX9Og6/rTJCzK8W+tVVrRWBO5sJvp2UXvbG9hPsZ6fIyF8vCY43agaD7EA8E1teGHlglkbKsyu2nUyfF/+MKvm8usc2SGaj6yRvrUN7l2JP37+e52OOBLNIj0GQGKRAXaTYm1JOonmmZvsdrxaRJ2Jc8+Vz0/4hoczIz/4MUS06oTdMeBvZs0PvQxhKZ8yuUyzARGTVJKI6BYBaYXyNyvv5+hrHNGckRnzGdQM8zL01CgBQQCpA54sWxJNWFobWbN5nMAK6qimS1ij/wDuP9A3B8s10f0rtia+iulyPyZotngs/SeEsEAhlK6VJAHf3DURdAV57YYzMwBjaArAJNIBex9NvHwa5HPBQd44l6suWZYogrdUuRbgjk3eq1FEn49143gycwM0UCJH02VQrx6iwo6qAsAGxXt7cYpIi/Y10vxeZ1SO8bRqKEWwIN0b5v2n9h9MNLlY0XTGdNsGJ2JY+b84RhkmgXTk4IpQbNs+lm+n9j4w5l7Z+p1nctswNhPsDwb8duScVS9Ct+zdY4kdmhTRq3YfONLrGZODqxSQrDhfNZuHKpcr7ke0AWT9MXskbc4r0YZH6khpxtddvGDj2JtvoWleWaNmVGh1qAA0gAXfc888VWEJ2lyLiIxNaMK1NVuf1Ejsauxvz9cdaOCGFOnCmlLJPlieSfJxkuWQSAlmK6GGmvbZI2riqxDVlXRy8xl89MVlnMySztG0qIx0KABrsXYoXxzt3w7no1ih/F5SQIrMC3s1KAdrNdhW5372NjjoWwWlIG3BFjGGYjEiFY5ek5OoMAC4PFiwRxtfjD1aFaODn2zuUgycKNAmazB9rNLUS0oJY/qIvgckHet6VTN5iKSUyxFoYdLSSRwhY00k2tAniifaWrUPaDdetliinhMMiaoyK045s3pkMiKkEzxQ+4DphWKA3YVtyATV1iXFlxa6OEsJXMlsqrRTPHpOXf266INruRxYJWwdr01v2PSM88WZfKPGA6BVRGJV5QLtlJ9rj6du5wk/oLaS0MGXN6mYl2Akc1RYhdRINnVyL24xZYc9l8uY85l5c5ll9xAOpl76lbbVve+z2L3NYS4G+Q5mGOXPx5iCOnzMJQsVo+2RjR8d/wCxtv6TJDlpfxbuS+ZLqFVDqZl0UoAJs7Mf/GFw2azhy3/T83CyxsWGYkNyiwQQ6tQ+7bk87nbKDMfh8tFDn0ieUAqkOXYs8obclwT7Qdid67G+C1IKM4FndYpPTpI0LqzM7ESRoTputPtJriuNz7qNrxx5bLQv0IszmemS/VYnTHZBpa2YgA1z/qW8dI5P1HNRh51SJK9mWIZFCXwF2LH5OkA/p74OVyOYhdYpYrbp0zxtsx9wBcbBhVDcbX8DBq2JSSE48qBmfxOdlDKFJ0szDp8f9o3422vbdrBx0IMjHHJlVLIVqSQvGnSBa1VQd72DNye31wyMlKGYLJF05I1QroFIoBsCuearbbDghVIOku+xBLgNd/HGNIxZnKSZlOIjAYpdBRlOrXx/Tn4wsIGymSb8LFJ0IxqVQzF2q6o3e3bfx9MPZeMQ1YV6WqZQQD5Hf+cas5JtiT9Ti6f0QIQiR9RbWpUnU7EVZqySefp++NWlniVZYF6sdklH9hF+DW/3IwMnlmgV0kcSDW2jaiFJJo+ea+2GEPRXSgGjup3wJMP9DDmBOmvS6nuHFEf35xpqxiWWzpGkE8XiasVVi2rgvr2xWSVUQu7KqqLZmNADycZ6sZzosqgOodQ2ooeGr+7+2BrgNhhZA6K8ZDId7BsH6YWyeZzEshEoVQ0esAD8tkbXe9b2aG9Vtjk5pxl1jjy+UCcrNHHIUVLumQVoIs7i157kYwyTT5eNZczD7jbCSEH/AA3banoe4Np5of0OIGj1IaxsReKLPGzMiSIzL+YBtx4sY5hdJ41kqaQsBTLIaINHSNJuqPI74o7yRtH04Y4YAvtP5CQDuAFo0fO4HOG6ErY56xMsGTllcjTHE8hVidL0Lo1yPjvjn5eWaPPkR5mJll95JGlDttsNk7jckkg+7aiYfVkzV9WFGy7Aoh12ZGFlvbX5aGzd9/g4Qkk97/h8pHl0jvotLae3f8polhZPNj694k66NIr7Gk9bzU41KFy8nWVGgkQkxjVTauDqAsgUAdq1HYVkzrQw9aaSfJI7f/szFp7q9k/Kp8LpJ2/LhCSXXJG0Olp1IAzWaGi9Wy0q87ittINcnYY6HpHpaA/iJo2ecbCWezJ87cKL7D9zhJOXZTaiZQepB0iiCiBGl0XnY2LyfmLEncgbXve53o4p/wBdjmEReN4Ahb/6uGMhGYj3WjDUN+TvwLIxb1gDrQt1C7RO5FEAooOkUO1X+5OGf/j8CQQ9JxcRLsYxsL9hBHgjUd/nD8aonyOwLnJYMu+dQDMxFdRmysl2ACfcjMR8WG3sDDieofjcm00MqxwnWisuzuw2PtP5Re1tx3rvxs7G2SzqSwBcqZ8104zXk0C3uFki22ogdycUfMCeVZTKIZ+LIZoHYbDUu2+1WRe3BNnCtoqkzpZPO9FUMuaklUrqcubH11NWkX527d8dKTOxJCsgt9R0qgHuZvH9+McCCXpnWiSxxKNCvoEkZfg8e4E2RR+dgMdDKyRfioY5C5MULxsJUIBI0cj/AEg7ePOLhIznEYTPTHZoFZm/II5Ae17/AGB34wxFmo5HaMkpIv5o5BpYfbuPkbfOLOY2CkiOTRuBV19BhGaVEzMcCq2td0WUilPHtuiPkDm/rWmzMqGYs7rneMxMApIDVYJBrc9jz+2Jmc/BBIsbsdbbhVFkL5PgXjl5ZZIKt5ZZWc63bMWVN8WdiPAIrnjv0PT1yiQdQEyu167Ugs/kn+/jbBF2rFLjhMZ1g9x9jgFsZahyBXxfGJqxrqQ2WDDzgO5ANc/S8Y68YS5wxSgFCI136g4X6/Hz8jzhNULYZfJl4Ask7qlhiNWnURXjn6YpQyKCSOaYIN23BI5Ng1W2+x7eLwI80uZUSq5cEbMdr/fHMOUOXz6TNHGWkJEj9QqVU8A9yOdthuPGMZw9s2hK3SHo2iMDLlgOnGdTCtC7MNzzpF+LFWe4GIvWCFs5FHTxe5o22r/K7MAa+go+MLzR9XLTBGSZmsKE1HWQwsmzufaRvxfOMY5xmfT5FmcnKwqY3DIyEgKPzirBCjcDt+rTiHF0WpqzTN53rq+SyPTIG8sg2VSdqJ4s7fm9xPCj82FPwxlmnimLqQgdsxIwOk6qsg87Hbk/6dsbQLJNkwuUkTLmWMBFhhChARWwuvvz8jDiGbLrCk/QnVF9rhNJ1KD+kWBtxX7UcNYvsbzfQmMtDm5Jvxa9ZHmZmhkBGogOtC9t778kknD2an/BelKjzrlZaCKz0NI1AGr7hb+mGOnGJTKEHUIrUO4+ccueLMx5xmPWaGQtTRLrKtft1Abgb+K27c4001RnvsxM5jqIphSWWNSVaSR2YtrdCxvg0aqqX5bgW9P9XijRZZ43jMukI4fSmoqApGxBB0VWx5rUdsZ59JGzGvM26o4aOwV6dFCWC2e22o7m+ewzycjZPLERCORIY9RgeMsEOi2JJrTYoWBWM0nRq2k7OvNnWzMvQSBm0MOoygbrtwDe+wsHsf2UPp03U9yO+WWZWAkplK6Qjao6s3ZPyAbra+nlEWlnLMzutlib2NGh4Gw2+MXzMxihd0XURVAmrN1f8418Vq2Y+WnSOYYZMvO34UvAY1FTRzAqbvYDkD8pqqGrzthuLONmdMWbDQzxnUupQolFc/TncUP9GL5iIvxnJkkBBUxhVUHnYEE/ucKqixypFIkrxzvp3F6DWxu7uwPB2AsHEPG0V5U2SVs5BlmOcOXy6oprSxOq632P7UpHyMGGDK5OWKRo5Y+I1ckyMDI1bkE83ZIq7/Ma3kzyPqyciSyRc60OpVNEEk8kUTsfcf1HYWXjhc67Ym2ZVWMMDfYbd7vnDUW0S5xTo0WOGR2RpOpQr2sqFQO1Dj7nk3hx4ekzSK8hVjw8mr9vjHNyckXAnVmQ6CK0n9ib87C/9sWzeejy0RZjZuhGKDMfFHGsF9MynL2x0tga8c+EeoGTqzKqRsNXSA4H8H7n9sMl9hRxvS9HPuzXXW+Kz6pE6fVkWPkhW07fWrHbGDyMoOhNTdhqqz/fxi+VRgFf1JQLFrGgJA8XdE/ehiJpdGkG/RxvUpUjdPw6lI1syyrXsAYamd/0jZhsbJ78jDuXzayt+FgZFIjACuPcy/5q5o3ye3nDM0cWZiCOpZvrQNcb/pArt9ONsL+nZWPJiVRFGrFyTpUAVQqq7V9sYaNypm/kShx2Vy+ZMgEkZSNp2YdNyD7P0PVCrAGwob4zzjyNlHsk6wdDyMdydkB7/mNVxtfGN81mIloO7ME5WwQoJHk8/HzhdpCcnplLO7CiCzGzru7O3b++BcoNOiI5E1wdaGRTAjiIxgoCEuyBWwvGPrCfivTV/CSSJmnPtR1KgEHztqXkHet/sTDmI59CjTbC1Ej7EDYnuWG3Y/WsbdRenpUayeWIqvoOBhuLlVApKN2bBj3q+9cY56eqwu8pMM6wwizM8LBGFWSpI3H0/pvhiSXQjMK9ovjCOXlhjSswyspqomAUMtDbVew/jz3OLlaM4tPkSgy8py80pWNU1v7y28heQeDV6aH6t+ww2uiLLRTykHLmHqSapyAF0jgk0m54/qTimhRFJlIjFpXpqsam9B6imu5G3a9hVbHAikDZWGBQGkjyqMyNW4K1tf8Axfycc6jZ1bUjpJmupvDl5SunUqxx7so7heSP/eKzdDO5cxsWZCabSSp+98ftgNKCdQbUQbJB/vf74pHIrkt7ixRLZiTfjk46FGXTOR5I9o1CDQqxzOWG3+IdWr6/PzhL1BczoX3oqK46jVqJWiSFXvsP2vDLNveEs1KssVRjUgkeKT/tNbkjmt98VKLSqyISUndFoxOZdTRlNI0htyAb/VdVY7+b8DFIp5FeKSUDosR1bVgSfK+Bs2wvnFJZGkeIq1lWt9gK9oB3vzV7dgcNRTKI1SNVW1I1LvqB32PcfT7gYiMNuC5ZNeWjCZ4FzJRGEgcFlA9km4oXxfj/ACncbHc0yEvQQ6ViR+qSyldS9MGrrjehvXYdsayHKw3LNGrDUXbXsoG299j5O93jSTNz5gxSSZgkxp7VVQEU1Q0r245u/pxiVjal0VLNFxTuh+X1CWWIoGCxtuRGtA3/AFwvr+T98YzRyOnWyvTUg06JZUjsdNWP4++MxJJH/wDkoFviicdGJJqkjkyyafLtDUc7RMHRipG4IxHlaRy7sSx5JwoJMESY109mflHYQskiLIyBdQPvWxfb+cDMLomLdVHDV+U3p+uFOpia8T4ntY/OtaOhAMjGAxLhjyAt0ebB4584rI+hvxHTh1cCfRTgXuSp/VhDqbH6YcOWzPQCxqdJjtWJ7eScZTxJO2zbFnbVJCmZCR3KWYkNqLyDVttZrbt9APtjVcwrZdZzq9yhqAO19vOMlcoAb8cDbGeYzgAYl9bkj83BLGuTQ33784rXTn0T5N+K5NcznYI8qZZWCxkcu+mxwRvuT8AE/HF5GYThAYRQlVUjOXse4Ajc+PiiNtu4iRSJqzaRgxrsX21KQdhtuvfmsMSvH0BJLGArFdCmUvJYYWW2A3oihVc4xnJ3R0YmlCzGLMmGXLwBTKJHVTMLCq+oE6xR5sGr+97YxJTMOp0JHNCdETuCVcDdlXYBhztffbVWJl81DHO0aqFaRtZj10vu4YnaySD+997xDmIHzAJXW8ZOlA2qgPaxB3r833/c4ir6LTfVBT1KQmJc1lplZnZFbL5d2X2kghqBAIrkfesazZiKMlcszyn2qARpoi+fHziQCNcqJYAAANJjSYo6tubAAPzt2o4jtmImE5WNWZQVNCz34O9cYuDd9meRRroKSyG1lUJItWA9g3wRwd/kDAiZMoepG88YCkOY3o7cEfztxvjATu8h1xFC3JIA38V2+2LrUjBdSrexLcD646vGpQtnA8rhOkNHMzKre4IGIJaEaWc8+6uB8Dkm8CWTL9K1RhISCdRsA3z8n9sa5zKxw5ZmPQQsQQytqMh/nHMZq2wsWNSVoWfPKD1OhkEWfMFXnWIUQA/c/vXbzhfOMi5uQJN1Rezgc/8AjCrPimrG8cNS2s5J/Jbgo0OZXNvl5hIlkVTKGI1Dxtg5zPfiSNEccSj/ACjc/U98JE4rqrFeGN2T+Tk11vgYD/OLBvnCgb5xYOcPUflGdeIW+cLhq74Ic98KheQ31HucXWd1XphyEO+kbb+cLhsAtg1TGsrXTGo448y6xydPT2MjEAfcYclyDZCJXZkVNVdPYCQebF/G/wAY5QbFi5PJvxjOeJt98G2L5SguuR2LVmGJWFE0i2njXS4FgVsKrnkbdsL5eRkjBlVdSsQ2x2IPIvcbi75+cUilaFw8TFWHcYrO0+aloxPIH3Z2YDUK+cZvEoNt9G0PkyyRUV2UaaF8+sILpH03LaSKINjxvZU+OPOBHJEmceEa3QKjKxPagOQdqu//AOhve+Gz6bCoLzh0n0ka6Gg880QQbJ328cXgn0zL5h9QHWzDAhpNIEanYEb2SduR/wAY5bpno1a75AM06Sg0gBpTa8A818/OGUznSkSNHhjhZrZhEGY78mzv8D478YQy8uZy2Zdlj0mM7MaYUfP/AKxJ8xJOxZ2v47D6DHUsSm/4eZL5EsSab5GJYMlAJJEzEk2ZkYltJJQD+g+3wDwKU1C8ULYF43xYljVI48/yJZnbLM2r8x3wOe+BeBeNaS6MW23ZDgYhOKnjDEG8QnFcTAAMG8UBwQcIqi5PGDe+KA4IO+ADS8TVil4F4ANQ2DqxneIDgEaA3hzKeoSZVCFjjfe1Lrek4RvEvEyipKmVDJKDuJeUyzNqVxrFuzM3O19tzxfYYClk312+x2JGk898WhiMzMTGXRbDe2wL/ocXdVhZpI4mVSeSDV99zjDWsn8Ozy3hr2bZj1GWeDplIkJrW6rTN/x9ucKk4zu9/OJeN4wjFUkcc5ym7kwk4F4BOBeKJDeJgXgXgEE4BOATiHAVRMS8VvEvAFAwRiYmAtkxAcTEwElrwcTEwCZMEYmJgETEG53xMTAI0DtG4KMQTzR5wJpHkAd2JPgnYfQYmJjL9jSMnpRUk8k3gYmJjUzIcDExMAwHExMTAMriYmJgGgYBxMTAUf/Z" border="1" alt="" width="174" height="196" align="middle" /></a><a href="http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.resimcenter.com/data/media/1063/Kar_Tanesi_Cesitleri.jpg&amp;imgrefurl=http://www.resimcenter.com/r-beyaz-ortu-kar-resimleri-1063-kar-tanesi-cesitleri-2332.html&amp;h=299&amp;w=399&amp;sz=63&amp;tbnid=K9usLRPJttkj5M:&amp;tbnh=93&amp;tbnw=124&amp;prev=/images%3Fq%3Dkar%2Btanesi&amp;usg=__ziJLxrE2hI7tTSHDjbrs6q7t63U=&amp;sa=X&amp;ei=VSlMTObyCIqaONC67ZUD&amp;ved=0CCAQ9QEwBA"><img id="imgthumb5" title="http://www.resimcenter.com/r-beyaz-ortu-kar-resimleri-1063-kar-tanesi-cesitleri-2332.html" src="data:image/jpg;base64,/9j/4AAQSkZJRgABAQAAAQABAAD/2wBDAAkGBwgHBgkIBwgKCgkLDRYPDQwMDRsUFRAWIB0iIiAdHx8kKDQsJCYxJx8fLT0tMTU3Ojo6Iys/RD84QzQ5Ojf/2wBDAQoKCg0MDRoPDxo3JR8lNzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzc3Nzf/wAARCABeAH0DASIAAhEBAxEB/8QAGgAAAgMBAQAAAAAAAAAAAAAAAwUABAYBAv/EADsQAAIBAwIEAwMKBgEFAAAAAAECAwAEERIhBTFBURNhcSKBsQYUIzIzQnKRocFSU2KS0fCCFUOy4fL/xAAYAQADAQEAAAAAAAAAAAAAAAABAgMABP/EAB8RAAIDAAMAAwEAAAAAAAAAAAABAhEhAxIxIkFRYf/aAAwDAQACEQMRAD8A0skvishRUkZlVdXhBmYnHLn1q5acBt2dFvykBlzpijiBfIGcHbCnHIHc1Pk3bNIDd6A7W8aFFLAambYbnbbfGeuKsyeK+m4vIpLe+t2EgleIqk4XkDgY1dARzrrnKnSONK1bAwcK4PcWzSI06bxoGkijKh36YA6dd6oXfChbIrtFBLbv9SaJAwP+PfTFZLO4RrSIShTcST6VTdgNlVcZ3x1PLBq7DBPMWtOIiK1t5vZgikmAKEfV0oOZ7knf31uzj6HqpeGX8CL+VF/YKngRfyov7BRSMEjtRrK3NzeQW6tjxWALeW/7Crt0rIpXhOG8JW+nVFjiSPVgyFQAD2x1NW+NcEseGsFDo7sNkMSE58wNwPcabT/J2VbiJ7SSNQgVTrX6w68v35mnd7w6C9jiS4DFYyCFBwD6jlXNLm+V3h0Liyq0w0/A5YYPnHzeNoMZLqgyB5gjNUfAi/lRf2CtjxrikVgwsIYcqUGpVGNj2PL9PzrKSRtHI0bIUZdip5+X6Vbjm2tJTik8A+BF/Ki/sFGteHi7kEUNsjNzPsKQPMnHL191eRWltrFYuFqqPG7TrqfVsfLlvgH/AHqNOfUEI9ijH8m7ZrbW00bTK26wQKwHpnH50CfgUXhs9l4Nwo+40IDeoOMNz6U3BUI6TjxFALMZGyrrg5APMHuOZzkbV6Qi0AZ0MbrpZwSThicHTnfqd/15VFTl+lekTLRxrC5+hjDY3BhAIPXmK9T8TayjiMMwhZwQ6hccjnp60y44qu8d5GQfGysuBj2hjpv0Pc8qzPF9pIx5H41dJT0lbjhpeARpccPvIZWC/RxOpaPxCAuckDvuPzojLamynit/nWEAMktw5UBhyUIuxJ5eXPpSrh1xJaPbzxbsqr/y23B9RtT2KK04jNbLZyLDGkiM1q233iXOeTE+yO+1Tmqdjxdqina8PmhvfpykbLIUUsxw0mAQpIOVyDzq5wyOEcVyYLq1khYmXE2sLgZOcjODjnk599dlsbif5/8AOGijWZvGRnkACsGYY2P8B+FA4hxKFbU2tqzTMRoa4fGooDnTyzj17UuywORFMx1yyY/irtvKIJ45F9oK2rSMj4UOpXRRE1fAjxKS8ZpnzBzY8w3TYjanwSCSf5wjK0iroyDnA7Vk7Lj3h2C2k6nlp8Uc8enf30T5N3cUE0zz3YXxCSQ3M+pP+a5J8cnbOqHJFUhr/wBT4feXXgsja0Y/XXGMftWU4s8L8Sne3AERbbHXvRuLT2pvWNgXHPMgYjORuB/nnS7psMeVV4oJaR5Jt4T1rSqztBaSRNEE8Ndsb5GoHyPp5tz65qmfCeKfMonhkXVHIeYO6ef+9hTckW9QOOSXoxvLYTr4cxuCrSFwwA2CqzYwFA5bAnO56YwSRrGGKuI1ZxozjeRdgG1D2sE7nO+QK5F4ckxmhuomQgffC77ZJBG3Tv8Apty+msbeVXkn8VwMoIidXTrnA/xkdajrwrnpV+UOhLS0jSTWGzJoG2FIwPTbNZDixzJGfI/GnF3ctdTNOwGSAQq8gB0FJ+L/AGkfofjXRxrqqITduxhD9lF+FfhRAcP7Skr2FDh+yi/CvwoigsCVDMAuS3YedMAIXiKvmNy33TrNCottC9xcRwoQHdtKltqLxDh1xYOouUGGOVZW2oWk6DTqyrUqVKIpKKJI/wCQv5muJCzqZWYRx8tR79h3o9raRXL6FlcHBJOjYedBtDJMqHnUokkDImtWDxn760OiAlSpRFhkdTIsTGIfWIHLbv8AnWbo1WRXjCjVGzNnfDV4fTrbQMLn2R2HSrtzwq9tjErwkvKNgm+PWqbo0UhjlGJE5igmn4Fpr080s4t9pH6H40zHKlnFvtI/Q/GmFGEP2UX4V+FaHgV9YC1ksruMR+Lq1SMfrZ5g9sUjsEEzWqOwUMyKT2BwDTu7+T8NpbNJc36JjbBTn+/uqXJ1fxZTj7LUVrO3+acehjfBjjdm1nqoViGHljf1oXEruXid+8iIxXkiYzgcqYWMtillIkkkjIPoUmkGgJrByoO5C+z221VXj4nLwu4eOKwghbk2SSR23pE3fmjOq/hQu7OezaNbhCGeMMP3FDgQPIoJxGo1P6D/AHFWeJcTn4iyG4VAyEhSu2QaFZxtLI8SY1PGRljgcwaqrrRMvC7C0XEYSZkVTGmCVUhufsgDkaPbW0VuNDKHJJbJbHLkdvWuWdulqze3mTXhmLD6vcYPLNW/+z4XhBSW1NKhKjB3JGak3+FEvtihLG4ScNoBDMQAWHtf0+vlVW7hNtO0ZPLBB7jpV/idw6iNYtIRyWDLuTnY4J3qjcfaRAfdjUHy5/8AqqRbek5UsJaxLLdRxyOEV2wWI6VtbCwSygNrEfFhkJLOcHTt1HXO1ZDhE8MN7G9xD4yHYKADv3x5Vu4UwzfQrHrUYw25ODt7tuVR527otwpVZAsgVX1CQohABAGW7+XI/nWb+UVjbRQPeSMxupGyQNxzGR7uWa0cELQPNJLO7oxDAMAAg7Cl/Fp2t+HTP80jkjfJGlhgg43Oe5zvvyzUoOpYUmrjpifXnSzi32kfofjTP150u4l9qn4f3Nd6OMvQ/YxfhX4VYmkmurgs5aWVjtuT7hVKyl8W3ix/DVlGKMGQlWG4KnBHvoNAQ843Ypw/hdpBq+lZ2aTsTgZ/ai8Jns73hT2vEtKG3+rIdiAc4x5+XpSqa6lvkjS6vVYJjBZcFM8+lUsDsKkoNxplXOnaPUugSME1eGPq66kbtGyumzLuM9a81Dvz3qpMOItUnjQLlFwzAbmPuSO3nyq7xC7MTiNERH1amKvq9Cfd0zSwMVZWUkMpypBwR6dqtG6Zvtbu4Oee2aVx0ZPCz86VrfVfgkkBosP9cjqFxsD1NLXZndmY+0Tk1HYszEszFjuWO7eteaKVAbs9xyPDKjxNoZTqUg1o+G8ch0STcTlBmQjwwF3Gdjp2896zI25bV0Y1YJwDzNCUFL0MZuPhtJeK21tb2UrzOyOuCpYHII3JGMnBwPfWd4txJrm4lht53NmSMKBgdNvTYVQZYVU4Llum21D575z50kOJRY0+VyOL9UelL7s67pk/gQfqSavSukSMzHAA2pLHK9xPNJkjOOvrVkiQaxE8Ny9qAzGNwpKjZckDOe3tD06UzDsq4ZGOwbIzgZAOCcZ5MKFxVBGZ18edZgEEgDZjl0YK5BPQgY7Clw4rd6eceoHLNp3YjHM9eQ/IdqCbloWlHBysgLKqsTqIHPqdq4HUrqU45c/POPgaQrdXCkFXAIcOCByIo0fFSluitbo5GnJZic4/+jWd/QFQ48Re+fSoWA5hh7iPj61no554zlJW95/3ua693P8Aenk/44Wj1B2HpmGtkUqXSPWQXAxVduJWwGdZP4I2PxCj9aTxsvj+JNH44I5SO3PHl27UZLq2ACvZxZGPqqN/ed6ziay+vEhI2mGCVz6qv+a9yX0kShpbORQTjV4gb9MClrXVt4moWcQA/pGa6LiGKQl7SJgX1DI1YGeW9bozWMk4jA3NmX8aEf8AiG/aiC6jbZCjE9BKhz7iQf0pU80GF02UROObY8v6fX/Sa9fO7R7Oa3SwjEz4xKdvD06skYxnORsdjgZpaZrG+uQDa3n90RoEt3o2bw48dZJVBH/EHP6VnxGhAOhd/IV6Chfq7elP0YLLtze+IcIxfZgzFcLuCNlO+2c5JHIHbnXLG2kliaRSwGrTiPBPIHf89qBbQ+POY3bSCu5A8ttu+evatTw3h0d9a+HasywxOxUSnf2uvbOwzWbUUGKcmf/Z" border="1" alt="" width="125" height="94" align="middle" /></a></p>
<p>Viki diyor ki; <em>Çok sayıda kar kristal çeşidi olmasına rağmen hepsi altı köşelidir. Kar tanelerinin kristal yapıları birbirinin tıpa tıp aynısı değildir.  Kar kristalleri üzerinde ilk araştırmaları yapan ABD&#8217;li Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında adeta büyülenmiş ve elli yıl boyunca sürekli kar kristali fotoğrafı çekmiştir. Elde ettiği 6000 resim içinde kristal yapıları birbirinin aynı olan<strong> iki kar tanesine rastlayamamıştır</strong>. Daha sonraları diğer bilim adamlarının sürdürdüğü çalışmalar neticesinde <strong>şimdiye kadar kar tanecikleri arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde ve aynı sayıda su molekülü ihtiva eden iki kristal bile bulunamamıştır.</strong></em></p>
<p>İlginç olan bir özelliği de havada hiç bi kar tanesi birbiriyle çarpışmıyorlar çünkü birbirlerini itiyorlarmış. Eğer bu özellik olmasa gökten kar yerine çığ yağabilirdi!<br />
Kar tanesinin sınırını, ya da çevre uzunluğunu nasıl ölçeriz? Kenarlardaki minicik girinti çıkıntılarındann dolayı sanırım böyle bi işlem ya imkansız ya da çok zor (şu anda hatırlayamadım)</p>
<p>Kar tanesine nerden geldiğimi şu an tam bilemesem de, büyüleyici güzellikte ve gizemle dolup taşan şeyler oldukları kesin :)</p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3416&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3416</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KırkYama&#8217;da neler var bu günlerde&#8230;</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3413</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3413#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 11:13:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[KırkYama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3413</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz 24 2010 tarihinde Devamı&#8230;
Mavi Tüy – Richard Bach
  Mavi Tüy &#8211; Richard Bach Kategori: Kitap Özetleri “Bir zamanlar billur gibi bir irmagin dibinde bir koy dolusu yaratik yasardi.. Irmagin akintisi hepsinin uzerinden sessizce gecerdi; gencinin, yaslisinin, zengininin, yoksulunun, iyisinin, kotusunun uzerinden kendi yoluna giderdi, yalnizca kendi billur safligini bilirdi. Her yaratik kendisine gore bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Temmuz 24 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Mavi Tüy – Richard Bach" href="http://www.kirkyama.org/?p=958">Mavi Tüy – Richard Bach</a></h3>
<div>  Mavi Tüy &#8211; Richard Bach Kategori: Kitap Özetleri “Bir zamanlar billur gibi bir irmagin dibinde bir koy dolusu yaratik yasardi.. Irmagin akintisi hepsinin uzerinden sessizce gecerdi; gencinin, yaslisinin, zengininin, yoksulunun, iyisinin, kotusunun uzerinden kendi yoluna giderdi, yalnizca kendi billur safligini bilirdi. Her yaratik kendisine gore bir yontemle irmak dibindeki dallara ve kayalara sikica tutunmustu; cunku yasama bicimleriydi tutunmak &#8230;</div>
<div id="post-955">
<div>Temmuz 23 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="BİR ORTAK YAŞAM DENEYİ: DUTLAR EKOKÖYÜ" href="http://www.kirkyama.org/?p=955">BİR ORTAK YAŞAM DENEYİ: DUTLAR EKOKÖYÜ</a></h3>
<div>Söyleşi: Abdullah  Aysu-İstanbul’daki dostlarımdan Menemen’e bağlı Turgutlar Köyü’nde bir ekoköy projesi olduğunu duyduğum andan itibaren görme arzusu içimde depreşti. Çeşitli gözlem, bir miktar dinlenme amaçlı Ege’ye doğru yola çıktığımda Dutlar Ekoköy’üne biran önce ulaşmaya odaklandım. Son zamanlarda kentte parayı “vuranlarda” bir köyde tarla alma sevdası sarmıştı. Köye gidenler arazinin en iyi ve verimli yerine köşkünü &#8230;</div>
</div>
<div id="post-952">
<div>Temmuz 20 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Beden, bir roket fırlatıcısıdır." href="http://www.kirkyama.org/?p=952">Beden, bir roket fırlatıcısıdır.</a></h3>
<div>  Temmuz 20th, 2010 Ekleyen: Sibel Güzelliği, günün modasına uymadığı için çirkin ya da kabul edilemez olarak değerlendirmek, vahşi doğaya ait olan doğal neşeyi derinden yaralar.   Kadınların, tini yaralayan ve vahşi ruhla ilişkiyi koparan psikolojik ve fiziksel standartları reddetmek için haklı sebepleri vardır. Bazıları ruhun bedeni bilgilendirdiğini söyler. Ya bunun tersi geçerliyse? Bedenin ruhu bilgilendirdiğini, ruhun dünyevi hayata uyum &#8230;</div>
</div>
<div id="post-948">
<div>Temmuz 19 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Kurt üzümü-goji berry" href="http://www.kirkyama.org/?p=948">Kurt üzümü-goji berry</a></h3>
<div><img src="http://www.kirkyama.org/wp-content/upload/goji-berry.jpg" alt="Kurt üzümü-goji berry" width="110" height="114" />      Goji küçük yumuşak meyveleri olan  1,700 yıl boyunca Tibet&#8217;te üretilen çalı formunda bir bitkidir. Tibetliler yüzlerce yıl gojiden yaptığı ilacı, böbrek ve karaciğer tedavisinde kullandılar.  Goji, Tibet&#8217;te kolesterolu ve kan basıncını düşürmek için kullanılır, ve kanı temizler. Goji meyvelerinin, göz problemlerinin tedavisinde faydalı var, kırmızı noktalar, sedef hastalığı, alerjiler, uykusuzluk, kronik karaciğer hastalığı, şeker hastalığı &#8230;</div>
</div>
<div id="post-946">
<div>Temmuz 13 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Tarımsal Sorunlar, Mevcut Politikalarla Çözülebilir mi?" href="http://www.kirkyama.org/?p=946">Tarımsal Sorunlar, Mevcut Politikalarla Çözülebilir mi?</a></h3>
<div>Dün televizyonda Boutros-Ghali eski BM genel sekreterinin bir röportajını dinledim. Bize soruyordu: &#8220;Global sorunlar, ulusal politikalarla çözülebilir mi?&#8221; Ve sonra cevabını kendi veriyordu. &#8220;Çözülemez. Sorunlar global ve bu sorunlara çözüm ancak demokratik, global yollardan bulunabilir. Ülkeler sorunların sadece kendi ülkelerine özel olduğunu sanıyorlar ama yanılıyorlar.&#8221; Bu röportajdan beri düşünüyor ve hak veriyorum. Örneğin tarıma ve sorunlarına &#8230;</div>
</div>
<div id="post-943">
<div>Temmuz 9 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Potlaç nedir?" href="http://www.kirkyama.org/?p=943">Potlaç nedir?</a></h3>
<div>Son zamanlarda rastladığımız bu kelime bizlerin &#8220;piknik&#8221; kavramı ile benzeşse de bakın aslında ne imiş: TDK Sözlüğü Fransızca &#8220;potlatch&#8221; kaynak alınmış: &#8220;Kızılderililerin birbirlerine armağanlar verdikleri dinî bayram.&#8221;   Vikipedi &#8220;Potlaç”, bir tür Kızılderili&#8217;lerin değiş tokuş şeklinde gerçekleşen bayramlarına Şinok dilinde verilen isim. Potlaç bölgenin ticaret ve ulaşımda kullanılan Şinok diliyle bütün batı kıyısına yayılmıştır, hem beslemek hem de tüketmek anlamındadır. Beslemek anlamı verilenlerin çoğunlukla &#8230;</div>
</div>
<div id="post-940">
<div>Temmuz 1 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Spiral" href="http://www.kirkyama.org/?p=940">Spiral</a></h3>
<div>Tereyağında cazırdayan spiritüalite Yanmış şeker kokusu buram buram Haziran sonunda şakırdayan yağmur Ağaçlar mesut, çayırlar güleç Bilinç kuantumla olmuş ocakta güveç Yakınlaşan gezegenlerden bir rüzgâr Pir rüzgâr Bulutların ardında hınzırca Gülümseyen güneş Dağlarda bir hazırlık Bir telaş Güve kelebekleri çağırıyor: eş eş Yaz ortası gök gürültüleri Karışıyor mide gurultularına Zayıflayalım güzelleşelim çocuklar Meydanlarda güç tellalları Ayağımız açıkta yorgan Buzdolabında Döne döne fırıldaklar çıngırdaklar Bilginin ipliği çıkmakta pazara Tarifi bırak el kararı yap Ninene sor olmazsa dedene Uğraşma &#8230;</div>
</div>
<div id="post-937">
<div>Haziran 29 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Halüsinasyonun zihnimizle ilgili ortaya çıkardıkları" href="http://www.kirkyama.org/?p=937">Halüsinasyonun zihnimizle ilgili ortaya çıkardıkları</a></h3>
<div>Oliver Sacks: Halüsinasyonun zihnimizle ilgili ortaya çıkardıkları Videonun tam metini: Gözlerle görürüz. Fakat aynı zamanda beyinle de görürüz. Ve beyinle görme çoğunlukla hayal gücü olarak adlandırılır. Ve bizler kendi hayal gücümüzün, içsel dünyamızın manzaralarına alışkınız. Bütün hayatımız boyunca onlarla yaşamışızdır. Fakat bir de halüsinasyonlar var. Ve halüsinasyonlar tamamen farklı. Bizim ürünümüz değillmiş gibilerdir. Bizim kontrolümüzde değilmiş gibilerdir. &#8230;</div>
</div>
<div id="post-934">
<div>Haziran 22 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="ALIN ÇAKRA (ERDEM VE ŞEKİLLER)-Agnia" href="http://www.kirkyama.org/?p=934">ALIN ÇAKRA (ERDEM VE ŞEKİLLER)-Agnia</a></h3>
<div>6 – ALIN ÇAKRA (ERDEM VE ŞEKİLLER) Sanskritçe ismi AJNA “emir” olarak bilinen alın çakrası düşünce merkezi ve denetimini sağlar, beynin ortasında yer alır. Üçüncü Göz, Alın Çakra, Ajna Çakra veya Bilgelik gözü olarak bilinir. Yüksek zihinsel güçlerimizin, hafızamızın ve irademizin merkezidir. Sinir sisteminin merkezidir. Görme merkezidir. Bilincin geliştirilmesi ve üçüncü gözün açılmasıyla düşüncelerin denetlenmesi öğrenilir. &#8230;</div>
</div>
<div id="post-931">
<div>Haziran 22 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Kendini önemsemeyi bırakmak, ölmeden ölmektir." href="http://www.kirkyama.org/?p=931">Kendini önemsemeyi bırakmak, ölmeden ölmektir.</a></h3>
<div>“Ben” dediğimiz şey, aslında bize atfedilmiş (çeşitli yollarla, çoğu 0-6 yaş olmak üzere ve genetik yolla geçen şeyler) bizim de kabul ya da red ederek kabullendiğimiz şeyler olduğunu biliyoruz. Bazı öğretiler “beni” yıkmak üzerine yapılanmışlar ve fakat yerine başka BENler koymakta olduklarının ya farkında değiller ya da bilerek yapıyorlar. Bilerek yapıyorlarsa da doğruluk payı var &#8230;</div>
</div>
<div id="post-928">
<div>Haziran 16 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Yaşım başım buna engel değil" href="http://www.kirkyama.org/?p=928">Yaşım başım buna engel değil</a></h3>
<div>sevebilirim hem de nasıl dile benden ne dilersen canımı, gözlerimi kızabilirim, ağzım köpürmez &#8230;ama devenin öfkesi hiç kalır benimkinin yanında anlayabilirim çoğu kere burnumla anlayabilirim, yani en karanlığın en uzaktakinin kokusunu alarak ve dövüşebilirim. doğru bulduğum, haklı bulduğum güzel bulduğum her şey ve herkes için yaşım başım buna engel değil   nazım hikmet</div>
</div>
<div id="post-925">
<div>Haziran 16 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="IMECE EVİ EKOLOJİK DENEYİMLER PAYLAŞIM KAMPI-YAZ 2010" href="http://www.kirkyama.org/?p=925">IMECE EVİ EKOLOJİK DENEYİMLER PAYLAŞIM KAMPI-YAZ 2010</a></h3>
<div>IMECE EVİ EKOLOJİK DENEYİMLER PAYLAŞIM KAMPI-YAZ 2010 Aşağıdaki tablo her hafta yeni katılımcılarla dönüşümlü olarak uygulanır. 1.gün;CumartesiYerleşme, tanışma, İmece içerisinde gezerek tanıtım,kamp ve deneyimler üzerine sohbet,bilgilendirme ve görev paylaşımı.   2.gün;PazarTarım;Geleneksel,Permakültür, Biyodinamik, Ekolojik yöntemlere göre toprak ve bitki bakımı, çapa, hasat, sulama, budama,malç,ot yolma,tohum,fide ekimi vs.   3.gün;Pazartesi07-09.00 Tarım (sadece istekliler ile) 10-12.00 Gıda üretimi (mevsimine göre; reçel, salça, turşu, erişte, konserve,fermantasyon,sebze &#8230;</div>
</div>
<div id="post-919">
<div>Haziran 16 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="ŞAMANLARIN DÜNYA GÖRÜŞÜ" href="http://www.kirkyama.org/?p=919">ŞAMANLARIN DÜNYA GÖRÜŞÜ</a></h3>
<div>Haluk Berkmen   Şamanın insan tanımı Şamanlık geleneği insanların en eski inanç sistemi olup, tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışından binlerce yıl önce kültürel bir olgu olarak saygınlığını kazanmıştı. Dünyanın hemen her tarafında, insan topluluklarının ilk oluştuğu dönemden itibaren, şaman kültürünün izlerine rastlamak mümkündür. Kaya üstüne ve mağara duvarlarına çizilmiş olan resimler Şaman kültürü ile ilişkili olsalar da, Şamanlık &#8230;</div>
</div>
<div id="post-914">
<div>Haziran 12 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Eğitim manipülasyondur." href="http://www.kirkyama.org/?p=914">Eğitim manipülasyondur.</a></h3>
<div>Haziran 12th, 2010 Ekleyen: Sibel  Eğitim manipülasyondur. Hatta ağzımızdan çıkan her söz, yüzümüzdeki her mimik manipülasyondur. Manipülasyon/manipulation:Fransızca,Varlıkları yapıcı,açıklayıcı ve yararlı birbiçimde kullanma işi. Bu kelime pozitif tanımlandığı halde, insanlar bu kelimeden iğrenirler! Çünkü yönlendirilme fikri kendilerine tahammül edilmez gelir. İlginç olan bunun zaten kendilerine doğuştan yapıldığı, hep yapıldığı (beşikten mezara), üstelik nasıl yapılacağının da öğretildiği, yani kendilerinin de &#8230;</div>
</div>
<div id="post-911">
<div>Haziran 10 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Ayn Rand Ve Atlas Vazgeçti" href="http://www.kirkyama.org/?p=911">Ayn Rand Ve Atlas Vazgeçti</a></h3>
<div>Haziran 10th, 2010 Ekleyen: Sibel Kitap özeti ve çözümlemeler.   Doğum tarihi 2 Şubat 1905 Doğum yeri Rusya Ölüm tarihi 6 Mart 1982 Mesleği Yazar, Filozof Ayn Rand (2 Şubat 1905 – 6 Mart 1982, ilk adı Alissa Zinovievna Rosenbaum), kurduğu objektivizm felsefesi ve yazdığı Yaşamak İstiyorum (We the Living), Ben (Anthem), Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) ve Atlas Silkindi (Atlas Shrugged) kitapları ve objektivizm felsefesiyle tanınan düşünür-yazar. Felsefesi ve kitapları &#8230;</div>
</div>
<div id="post-907">
<div>Haziran 10 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Ebru Workshop” [ Burhan Ersan ]" href="http://www.kirkyama.org/?p=907">Ebru Workshop” [ Burhan Ersan ]</a></h3>
<div><img src="http://www.kirkyama.org/wp-content/upload/ebru.jpg" alt="Ebru Workshop” [ Burhan Ersan ]" width="110" height="114" />Tuva&#8217;da seminerler, workshoplar yağmuru başladı, farkında mısınız? &#8221; Yaratıcılık ve farkındalığı arttırma atölyesinin tanıtım semineri…&#8221; Ebru Ustamız; Burhan Ersan’la birlikte Misafirlerimizin de katılacağı; Ebru Gösterisi… &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Ebruya farklı bir bakış, Suyla özgürleşme, İçimizdeki suyla, dışımızdaki suyu barıştırmak, Bütünlük ve sevgi adına, Kendinden ötedeki kendini yakalamak için, Şamanların bilgeliğine ve ilksel insana ya da içimizdeki çoçuğa dokunmak… &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Gösteri ücretsizdir. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Not: Çalışma esnasında, &#8220;Ebru Atölyesi&#8221; indirimli yaz kursları hakkında &#8230;</div>
</div>
<div id="post-899">
<div>Haziran 9 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Yunus Gibi Gülümse" href="http://www.kirkyama.org/?p=899">Yunus Gibi Gülümse</a></h3>
<div>Hiç aralıksız, durmaksızın gülümseyebilir misiniz? Tabi ki yapamazsınız bunu… Ama sürekli gülümseyen birileri var bu dünyada, kimler onlar? Elbette yunuslar… Nasıl bir yaratılıştır ki yunusların yüzü, her şeye rağmen, onlardan birinin resmi ile hele ki kendisiyle karşılaştığınızda (ne büyük şanstır) hangi gerilimin içinde olursanız olun gevşer; bütün vücudunuzda &#8230;</div>
</div>
<div id="post-895">
<div>Haziran 9 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Çocuk Tarım Kampı" href="http://www.kirkyama.org/?p=895">Çocuk Tarım Kampı</a></h3>
<div><img src="http://www.kirkyama.org/wp-content/upload/Çocuk-kampı.jpg" alt="Çocuk Tarım Kampı" width="110" height="114" /></div>
</div>
<div id="post-887">
<div>Haziran 8 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="İstanbul’un 2 milyon ağacı için…" href="http://www.kirkyama.org/?p=887">İstanbul’un 2 milyon ağacı için…</a></h3>
<div><img src="http://www.kirkyama.org/wp-content/upload/yesiller-logo.jpg" alt="İstanbul’un 2 milyon ağacı için…" width="110" height="114" />KURTARABİLİRİZ! Orman Bakanlığı için hazırlanan resmî bir rapora göre 3. köprü projesi kapsamında İstanbul&#8217;da kesilen ve kesilecek toplan ağaç sayısı 2,5 milyonun üzerinde. Kesilmeyi bekleyen ağaç sayısı 1,6 milyon. Yok olacak toplam ormanlık alan 16 milyon metrekare. Bu bir katliam. Bu bir cinayet. Hiç kimsenin istemediği, mimarların, mühendislerin, şehir planlamacılarının, ulaşım uzmanlarının ve diğer bilim insanlarının &#8220;hiçbir şey için &#8230;</div>
</div>
<div id="post-884">
<div>Haziran 7 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Graz Deklarasyonu :" href="http://www.kirkyama.org/?p=884">Graz Deklarasyonu :</a></h3>
<div>Çeşitlilik için Özgürlük   Her insan açlık çekmeden ve uygun şekilde beslenerek yaşama hakkına sahiptir. Bu insan hakkı, verimli kaynaklara, özellikle tohuma erişme hakkını kapsar. Uzun dönemde, Gıda Egemenliği sadece yerele adapte edilmiş türler ve kolektif bakıma dayanan ve bu çeşitliliği geliştiren kültürel bakımdan zengin, ekolojik gıda üretimiyle sağlanacaktır. Binlerce yıldır, dünyanın her yerinden insanlar, hayvan ve bitkisel ürün çeşitliliği yaratmakta. Bu biyokültürel çeşitlilik &#8230;</div>
</div>
<div id="post-880">
<div>Haziran 7 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="İstanbul’da Bir Montessori Anaokulu Açılıyor!" href="http://www.kirkyama.org/?p=880">İstanbul’da Bir Montessori Anaokulu Açılıyor!</a></h3>
<div>İstanbul Anadolu yakasında sadece 35 öğrencisi olacak, sınavsız bir sistemi hedefleyen, anaokulu ile başlayıp ilköğretimi de planlanan bir okul açılıyor.</div>
</div>
<div id="post-874">
<div>Haziran 6 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="Kaos Kuramında Hem Hem Mantığı Ve Haluk Berkmen" href="http://www.kirkyama.org/?p=874">Kaos Kuramında Hem Hem Mantığı Ve Haluk Berkmen</a></h3>
<div>Her şey çok kötü gidiyor sanki… Dünyanın enerji boyutundaki fotoğrafı karmaşık bir sis perdesiyle kapkara görünüyor. Evrenden galaksimize doğru inerken masmavi bir gülümseyişle bizi karşılayan Dünya anamız, o uzaklıktan görünmeyen ama her birimizce hissedilen bu kara sisin içinden, küçük ama güçlü ışık huzmeleriyle parlayan enerjileri de o mavi bağrından evrene doğru yansıtıyor bir taraftan. Böylesine &#8230;</div>
</div>
<div id="post-871">
<div>Haziran 6 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="13 Haziran 2010 Pazar Gunu BBOM Pikniği…" href="http://www.kirkyama.org/?p=871">13 Haziran 2010 Pazar Gunu BBOM Pikniği…</a></h3>
<div>&#8220;Başka bir okul mümkün&#8221; girişimi olarak 13 Haziran Pazar günü çoluk-çocuk pikniğe gidiyoruz&#8230; Çocuklar &#8220;yeter artık bu sıkıcı toplantılardan gına geldi, hani bizim için birşeyler yapmaya çalışıyordunuz? Güzel birşeyler yapalım, mümkünse biraz da dondurma yiyelim&#8221; diye bastırıyorlar! Hem onları dinlemek hem de birbirimizi daha iyi tanımak, daha iyi anlamak için pikniğe gidiyoruz. Bu arada bizimle tanışmak &#8230;</div>
</div>
<div id="post-868">
<div>Haziran 5 2010 tarihinde Devamı&#8230;</div>
<h3><a title="EGE  ÇEVRE VE KÜLTÜR  PLATFORMU" href="http://www.kirkyama.org/?p=868">EGE ÇEVRE VE KÜLTÜR PLATFORMU</a></h3>
<div>Allianoi Girişim Grubu, AYÇEP-Ayvalık Çevre Platformu, Ayvalık Çevre Koruma Derneği,Baz-Dur Platformu, Çağdaş Hukukçular Dermeği  İzmir Şb, Çiğli-Harmandalı Çevre Platformu, DİSK-Emekli – Sen İzmir 4 Nolu Bornova Şubesi, DİSK-Emekli-Sen İzmir 3 Nolu Buca Şubesi, EFESÇED-Efes Çevre, FOÇEP -Foça   Çevre ve Kültür Platformu,Doğa ve Kültür Derneği, EGECEP Dernegi, Ege Doğa Derneği, Ege 78’liler Demokrasi ve Dayanışma Derneği, &#8230;</div>
</div>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3413&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3413</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beden, bir roket fırlatıcısıdır.</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3410</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3410#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 13:50:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rüya/Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Clarissa Estes]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[tin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3410</guid>
		<description><![CDATA[Güzelliği, günün modasına uymadığı için çirkin ya da kabul edilemez olarak değerlendirmek, vahşi doğaya ait olan doğal neşeyi derinden yaralar.  
Kadınların, tini yaralayan ve vahşi ruhla ilişkiyi koparan psikolojik ve fiziksel standartları reddetmek için haklı sebepleri vardır.
Bazıları ruhun bedeni bilgilendirdiğini söyler. Ya bunun tersi geçerliyse? Bedenin ruhu bilgilendirdiğini, ruhun dünyevi hayata uyum sağlamasına yardım ettiğini, cümleleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güzelliği, günün modasına uymadığı için çirkin ya da kabul edilemez olarak değerlendirmek, vahşi doğaya ait olan doğal neşeyi derinden yaralar.  </p>
<div id="text_expose_id_4c45a7cbef6ea11c4fb70">Kadınların, tini yaralayan ve vahşi ruhla ilişkiyi koparan psikolojik ve fiziksel standartları reddetmek için haklı sebepleri vardır.</div>
<div>Bazıları ruhun bedeni bilgilendirdiğini söyler. Ya bunun tersi geçerliyse? Bedenin ruhu bilgilendirdiğini, ruhun dünyevi hayata uyum sağlamasına yardım ettiğini, cümleleri çözümlediğini, tercüme ettiğini, boş bir sayfa, mürekkep ve kalem verdiğini, onlarla ruhun hayatlarımızın üstüne yazılar yazdığını hayal etseydik?</div>
<div>Kültürümüzün, bedeni sadece heykel gibigören anlayışı yanlıştır. Onun amacı, içindeki tini ve ruhu korumak, taşımak desteklemek ve ateşlemektir, bellek için bir depo olmaktır, bizi-en üstün psişik besin olan- duygularla doldurmaktır. Onu, tine yükselmek amacıyla süzülerek terk ettiğimiz bir yer olarakdüşünmek yanlıştır. Beden bu deneyimlerin fırlatıcısıdır.</div>
<div>Beden, bir roket fırlatıcısıdır. <strong>Onun ön kapsülünde ruh pencereden dışarıya, gizemli ve yıldızlı geceye bakar ve gözleri kamaşır</strong>.</div>
<div>C.Estes</div>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3410&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3410</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karar?</title>
		<link>http://sibelatasoy.com/?p=3407</link>
		<comments>http://sibelatasoy.com/?p=3407#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 07:58:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sibelatasoy.com/?p=3407</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;karar&#8221; ne kadar önemli. Enteresan olan karar kelimesi iki zıt kelimenin desteği ile kullanılır, fakat zıt kelimeler anlamı değiştirmez: &#8220;Karar almak&#8211;Karar vermek&#8221;
Nefes almak-nefes vermek gibi.
Buna bir anlam veremedim mi alamadım mı desem? :)
&#8220;karar&#8221; kelimesini muayene masasına yatırıp biraz hurifilik yapmayı denesek: Örneğin kararınca-yeterince anlamı için: K(kozmik)ARA
Karar vermek, Kozmik ayar anlamına geliyor sanki. Kozmik arayış!
Her karar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;karar&#8221; ne kadar önemli. Enteresan olan karar kelimesi iki zıt kelimenin desteği ile kullanılır, fakat zıt kelimeler anlamı değiştirmez: &#8220;Karar almak&#8211;Karar vermek&#8221;<br />
Nefes almak-nefes vermek gibi.<br />
Buna bir anlam veremedim mi alamadım mı desem? :)</p>
<p>&#8220;karar&#8221; kelimesini muayene masasına yatırıp biraz hurifilik yapmayı denesek: Örneğin kararınca-yeterince anlamı için: K(kozmik)ARA<br />
Karar vermek, Kozmik ayar anlamına geliyor sanki. Kozmik arayış!<br />
Her karar gelecek ve geçmişi belirler, en küçüğünden en büyüğüne. Bu anlamdaki bir diğer kelime, SEÇİM :)</p>
<p><small><abbr title="19 Temmuz 2010 Pazartesi, 10:53"> </abbr></small></p>
<img src="http://sibelatasoy.com/?ak_action=api_record_view&id=3407&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sibelatasoy.com/?feed=rss2&amp;p=3407</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
